29 Eylül 2008

Nosce te ipsum

"İstediğimiz kadar yüksek duvarlara çıkalım, yine kendi bacaklarımızla yürüyeceğiz; dünyanın en yüksek tahtına da çıksak, yine kendi kıçımızla oturacağız."
Montaigne

Nosce te ipsum: kendini bil.

Çocukluğumda Bayramlar

Üstlerinde alacalı entarilerle
Sekiz-on yaşlarında
kız çocukları.
Ellerinde poşetler,
Poşetlerde şekerden çok
umut.
Gözlerinde parıltılı,
kimi ela, kimi kahverengi,
kimi mavi mavi bakışlar,
Bakışlarda gülücükler,
Bir o kadar da umut.

Benim çocukluğumda bayramlar,
Bayramlarda şeker dolu poşetler
elimizde.
çamurlu-yağmurlu
tozlu-topraklı yollar,
Yollarda bizlerle beraber
ablalar, abiler.
Bayramlar…
Neşeliler, kederliler
Gülmeler, eğlenmeler
Daha da önemlisi çeşit çeşit
Şekerler.

Çocukluğumda bayramlar,
Bayramlarda heyecan.
Ya yakında bayram var
Ya da ne bu heyecan.
Heyecan çocuklukta
Tatlı bir şeker kadar.
Bir şekerin bayramda,
Çocukken çok hatırı var.

Bayramlarda çocuklar
Çocuklukta bayramlar.
Şekerler poşetlerde
Sevgiler yüreklerde.
Yürekler çocukturlar
Çocuklar bayramlarla
Yüreklerde coşarlar.

Poşetlerinde çocuklar
Bayramda şeker toplarlar.
Yüreğimde saklıdır,
Çocukluğumda bayramlar.

10.01.2005

27 Eylül 2008

Nasıl yazar olunur?

Faulkner, Hemingway, Malraux, Dos Passos, Camus, Sartre [...] Birçok kez onlardan birine yazıp (hepsi de hayattaydı hala) nasıl yazar olunur diye sormak geçti içimden. Ama bazen utangaçlıktan, bazen de bozum olurum korkusuyla bir türlü cesaret edemedim. Kimsenin yanıt vermeye gönül indirmeyeceğini bile bile neden yazacaktım ki? Edebiyatın birçokları için pek bir anlam taşımadığı, varlığını handiyse bir yeraltı etkinliği gibi toplumun uç boylarında sürdürdüğü ülkelerde böylesi duygulara kapılmak çoğu kez genç insanların heveslerini kursaklarında bırakır.
Mario Vargas Llosa, Genç Bir Romancıya Mektuplar.

20 Eylül 2008

The soup is too salty!

A Jewish folk tale relates the story of a mute child who had never said a word despite all the efforts of the doctors. Then one day, at the ripe age of ten, he dropped his spoon and cried out, "The soup is too salty!" His parents asked him in amazement why he had kept silent for years, and the child replied, "Until now, everything was all right".

İnternetten.

19 Eylül 2008

Duvardaki Resim (Savaşta Çocuk)

Duvardaki masum resme
Gece olunca yıldızlar,
Issızca gelerek pencereme
Hayran hayran bakarlar.

Geceleri bu saatte
Girer o düşlerime,
Onu düşündükçe ben de
Dalarım duvardaki resme.

Geceleri duvarımda
Sahnelenir senin dansın,
Duvardaki duruşunla
Odamda tek varlığımsın.

Seni düşünenler sakın
Seni bir genç kız sanmasın,
Sen cennete o kadar yakın
Savaşın ortasındasın.

NOT: Duvardaki resim uzun yıllar önce çekilmişti. "Savaşın ortasında" çekilmişti. Savaştan bir parça "hayat" çıkıvermişti ve duvarımda, geceleri açık penceremden içeri süzülen ay ışığıyla dans ediyordu. Ben olan bitenin -elbette- farkındaydım ama belli etmemek, keyiflerini kaçırmamak için, nefes almıyordum. Yorganın altında öylece pusup kalıyordum.

17 Eylül 2008

Tarayıcı Pazarı ve İnteraktif Demokrasi

Google'un birkaç gün önce duyurduğu Chrome adlı tarayıcısı büyük bir heyecan yarattı. Bunun birçok internet kullanıcısı gibi beni de gayet mutlu ettiğini söylemeliyim. Başlıca iki sebepten dolayı:

1. Google ne yaparsa iyi yapar kanısındayım. Elini attığı her şeyi sürekli olarak geliştiriyor, yenilikleri büyük bir hızla hayatımıza sokuyor, bizlere dinamik servisler sağlıyor,

2. Bir pazarda aynı hizmeti verenlerin sayısı ne kadar çoksa o hizmetin kalitesi de o oranda yüksek olur. Sadece Internet Explorer'ın olduğu günlerin üzerinden fazla bir zaman geçmiş değil. Mozilla'nın Netscape'ten sonra Firefox'u geliştirmesi zaten tam anlamıyla tarayıcı piyasasında bir devrim oldu. Firefox ile bir bakıma ufkumuz genişledi. Piyasaya gelen rekabet en çok kimin işine yaradı derseniz, tabii ki biz kullanıcıların.


Serbest piyasanın, insaniliği tamamen bir tarafa bırakan vahşi rekabetinden bahsetmiyoruz elbette ancak rekabet her zaman vahşi olacak diye de bir şey yok tabii. Nitekim bilişim dünyasının bu tür rekabetleri, görüldüğü gibi hem geliştiricilerin hem de kullanıcıların yararına. Hem sonra, hiç rekabetin olmadığı bir ortamda gelişme/ilerleme ya olmuyor ya da çok ağır oluyor. İşte bu nedenle ben Chrome gibi nur topu bir tarayıcımızın doğmuş olmasını oldukça önemsiyorum. Üstelik bunu Google gibi bir devin çıkarmış olmasını daha bir önemsiyorum.


Tarayıcılardan söz açılmışken atlanmaması gereken bir nokta daha var. Firefox'un yaptığı devrimin en büyük özelliklerinden biri tarayıcıyı bize ücretsiz sunması oldu. Google'un zaten şimdiye kadar kimseden para aldığı görülmemiş. Servislerinin neredeyse tamamını ücretsiz olarak kullanıma sunuyor. Microsoft da bu pazardaki payının azalmaması için büyük ihtimalle Explorer'ı artık ücretsiz sunacak. Yine biz kullanıcıların lehine.

İnteraktif Demokrasi
Tüm bunlar bize neyi gösteriyor? Demokrasinin, bilişim dünyasında da oturmuş olduğunu. Baksanıza, sayısı artan tarayıcılar, üstelik sadece tarayıcılar da değil, hemen her konuda bize büyük kolaylıklar sağlayan başta işletim sistemleri olmak üzere binlerce bilgisayar programı demokrasinin en önemli ilkelerinden biri olan çoğulculuğu doğurmuyor mu? Bir başka örnek vermek gerekirse, alın size Linux. Microsoft, Windows sürümlerini şimdi bile epey pahalı fiyatlardan satıyor. Siz bir de Linux ve diğer işletim sistemleri olmasaydı ne olurdu, onu düşünün.

İşte bütün bunlar Batıda birkaç yüzyıl önce temelleri atılan ve bugün artık tam olarak oturmuş olan demokrasinin doğal olarak interaktif dünyaya da hemen sirayet edip interaktif demokrasi diyebileceğimiz olgunun doğmasına yol açıyor.

Peki ya bizim buralarda? Hemen her gün sansür haberleri geliyor. Geçtiğimiz yıl Wordpress gibi bir platform aylarca kapalı kaldı. Bu yıl YouTube aynı kaderi paylaştı. Üstelik her geçen gün bu durum düzeleceğine daha da kötüye gidiyor. YouTube gibi milyarlarca videoyu barındıran bir sitenin birkaç video yüzünden aylarca kapalı kalmasının mantığını anlamak da doğrusu biraz zor. Hoş, işin içinde mantık da yok ya. Hani Çin gibi belli konularda kırmızı çizgileri olan bir ülke de değil burası, öyle olsa en azından işin biraz tutarlılığı olur. Ama o da yok.

14 Eylül 2008

İnsan bazen durur düşünür

İnsan bazen duradurur. Durur düşünür. Biraz durur, biraz düşünür sonra biraz daha durur. Durur durur durur, düşünür düşünür düşünür. İnsan bazen durur.

8 Eylül 2008

Azrail'in Karar Defteri

İş bu belge
"yukarıda"
açık hüviyeti yazılı
faninin hayatına
son verildiğini gösterir.

01.06.2005

1 Eylül 2008

Ramazan ve Kapitalizm

Bir ramazan daha geldi. Hoş geldi. Değişen, dönüşen Türkiye ve tabii ki dünya ile birlikte hemen her kültürel etkinlik değiştiği gibi ramazan da değişiyor, dönüşüyor.
Bu konu üzerinde uzun uzadıya durulabilir elbet, ancak ben burada daha çok ramazanı ve tabii ki diğer dini veya herhangi bir özelliği olan günleri bir fırsat bilen kapitalizm üzerinde duracağım.

Ben bildiğiniz anti-kapitalistlerden biri değilim. Yani gözüm kapalı bir şekilde kapitalizm karşıtlığı yapmıyorum. Elbette kapitalizmin karşı olduğum tarafları da var. Karşı olmadığım ve kabullenebilir bulduğum tarafları olduğu gibi. Konumuz bu değil tabii...

Ramazan geldi dedik, reklam sektörüne de can geldi. Cola reklamları mı dersin, gazetelerin dini kitap promosyonları mı dersin. Reklamlar da tam damara basacak türden yani. Reklam sektörü bu, zaten nerede basılacak bir damar varsa ona basıyor. Bu, o sektörde çalışanların işi. Teslim etmek gerekir ki son derece iyi de yapıyorlar işlerini. Damara basmaları bana o kadar da ilginç gelmiyor doğrusu. Hatta hiç gelmiyor.

İlginç olan şu: Bana öyle geliyor ki halk bütün bunlara inanıyor. Eğitim seviyesi vs. düşük olanlar hayli hayli inanıyor. Bir gazete falanca dini kitabı veriyorsa, o ne mübarek gazetedir o. Şu falanca televizyon da var ya, işte o eskisi gibi değil artık. Dini filmler falan da çıkarıyor. Bunu anlamaya çalışmak için akademik raporlara falan bile başvurmaya gerek yok. Şöyle çıkın, sokakta bir kulak kesilin insanların konuştuklarına, hemen anlarsınız neyin ne olduğunu. Siz bakmayın pilitikacıların her fırsatta halk dediğimiz o mefhumu kutsadıklarına. Halk o kadar da tılsımlı birşey değil aslında. Halkın ne olduğu bir başka fasıl gerçi.

Ne diyorduk. Ramazan geldi. Oruç tutacak olanların ne kazanacaklarını Allah bilir. Ama kapitalizmin ne kazanacağını hepimiz biliyoruz. Esas kazancı da o kazanıyor zaten. Siz bakmayın ramazanda dini duyguları okşadıklarına, kapitalizm için para varsa bilip bileceğiniz her yol mubahtır. Ramazan da olabilir bu, Noel de, sevgililer günü de.

Henüz dört saat var bayaa acıktım valla.
Sayfa başına git