13 Aralık 2013

Onur Caymaz

Onur Caymaz'ın adını ilk ne zaman duydum, hatırlamıyorum. Onun otuz yaş yazısını okuduğum zaman epeydir tanıyordum kendisini, 1977'de doğduğuna göre de o yazıyı 2007'de, yani 6 yıl önce yazmış oluyor.

Adını ne zaman duyduğumu hatırlamasam da Bu Gemi Ne Zamandır Burada adlı bloğuyla tanıdım Onur Caymaz'ı, bunu çok iyi hatırlıyorum. Daha sonra başka yere taşıdıysa da o günden beri düzenli olarak takip ederim bloğunu


O zamanlar Bu Gemi Ne Zamandır Burada'nın Edip Cansever'in bir şiiri olduğunu bilmiyordum henüz. "İnsan bazen ağlamaz mı bakıp bakıp kendine" dizesiyle sona eren o enfes şiirin adını bloğuna vermişti Caymaz, Edip Cansever'i çok sever çünkü, bloğunu şöyle bir yoklayın, hemen anlarsınız. Kendisi de iyi bir şairdir. Edip Cansever'in "Nereden gelmiş bu denizsiz kente / bu yaşlı martı / konmuş saat kulesinin üstüne" dizelerini ne denli seversem, Onur Caymaz'ın "Neler var bilmiyorum / gülüşünün değdiği yerlerde" dizelerini de o denli severim.


Birkaç yıl önce, tam olarak hangi yıldı anımsamıyorum, Fransa'daki bir şiir etkinliğine Türkiye'den de iki-üç şair çağrılmıştı, onlardan biri de Onur Caymaz'dı. İşte o zaman, etkinliğin yapılacağı kentin sokaklarına, davetli şairlerin dizeleri asılmıştı, rengârenk. Caymaz'dan da bu andığım dizeler asılmıştı Fransızca ve Türkçe olarak. O güne dek onun yazar olmanın yanında şair de olduğunu biliyordum elbette ama herhangi bir şiirini okumamıştım nedense. Bu dizeler onun tanıdığım ilk dizeleri oldu böylece.


Edip Cansever'in adının geçip de Turgut Uyar'ın anılmadığı, ya da Uyar'ınkinin geçip de Cansever'in anılmadığı yazıların sayısı, öyle tahmin ediyorum ki bir elin parmaklarını geçmez. Bu yazı da onlardan farklı olmayacak. "Benim bir sevincim var yüzün artık akşam / bir çocuğun gülüşünü görüyorsun nereye baksam" dizelerini de yukarıdakiler gibi çok severim. Turgut Uyar, zamanında gazetelere bulmaca da hazırlıyormuş Uğur Uyar adıyla, hiç duymuş muydunuz? Ben de yenice öğrendim bunu, Onur Caymaz'ın Gece Güzelliği kitabında.


Onur Caymaz'ın bloğunu hep izleyip yazılarını zevkle okumama rağmen neden bir kitabını okumak için bunca yıl bekledim? Bilmiyorum. Beni yakından tanıyanlar iyi bilirler, olabildiğince dolu bir okunacaklar listem vardır. Caymaz'ın öykü kitapları da uzunca bir süredir bu listede duruyorlar(dı). Nihayet onlardan birini bir rastlantı sonucu da olsa okuma fırsatı buldum.

Geçen gün Bilge Karasu'dan söz etmiştim. Onun Gece'sini iade etmeye giderken Erciş Halk Kütüphanesi'nin raflarına bir göz attım. İşte o sırada bir kitabın üstünde Onur Caymaz adını görünce hemen çekip çıkardım raftan. Ne yalan söyleyeyim, onun bir kitabını burada görmüş olmak beni çok şaşırttı. Çünkü, Kütüphaneyi zan altında bırakmak istemem ama, buraya gelen kitapların büyük bir bölümü niteliksiz kitaplardır. Bu bir, bir de genç yazarların, özellikle de reklamlara fazla çıkmayan genç yazarların kitapları da pek olmaz buralarda. Öyle sanıyorum ki Anadolu'nun pek çok yerindeki halk kütüphanelerinde böyledir, özellikle küçüklerinde. Bu kütüphanelerde hiç nitelikli kitap bulunmaz anlamına gelmez elbette bu, evet, Yaşar Kemal'in İnce Memed'ine pek çok yerde rastlamak mümkündür belki ama, ne bileyim, Proust'un Kayıp Zamanın İzinde'sini ya da Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu'sunu da sanırım öyle her yerde bulamazsınız. Bu eleştiriler iyi güzel ama, böyle bir yerde çalışan bir kütüphane görevlisi olsaydım örneğin, benim de söyleyecek bir çift lafım olurdu elbette, mesela köyleri, beldeleri ve merkeziyle birlikte nüfusu 170 bini bulan Erciş'te düzenli kitap okuyanların sayısı iki elin parmaklarını geçmez, bunu gelişine söylemiyorum, gerçekten böyle ne yazık ki. Erciş'te 49.000 öğrenci, 1700 öğretmen olduğunu da eklemiş olayım. Geçelim...


Gece Güzelliği bir öykü kitabı. 2008-2010 arasında yazılmış öykülerden oluşuyor. Arka kapak yazısını daha önce internette okumuştum. "Hikâyeler, onlara..." diyor. Kimdir onlar? Sıradan insanlar. Adı bir kitaba girdiğinde, bir öyküye kahraman olduğunda bile bundan haberi olmayan, belki hiç olmayacak olanlar. O denli "basit" insanlar yani. Edebiyatın var olma nedenlerinden biri de bu değil midir zaten? Kendi halinde insanlara kim hak ettiği değeri verir edebiyat olmasa? 


Daha hayatının başındayken bir kenara itilmiş, yoksul, üstelik de çirkin, bir çiçekçide hasbelkader iş bulmuş bir çocuk ancak bir öykü kitabında kahraman olabilirdi, değil mi? Bindiği taksi on üç milyonluk bir kentin caddelerinden geçerken elinde tuttuğu tahlil sonuçlarından kanser olduğunu öğrenen bir kadının acısından ancak bir öykü kitabı aracılığıyla haberimiz olurdu. Askerdeyken, verdikleri iki kuruş harçlığın tamamını memleketteki yalnız anasına gönderen, belki de o güne dek hiç tadına bakmadığı güzel yemeklerden yiyebilmek için, evet, sırf bunun için gazinocu olan bir gencin öyküsünü de, bir öykü kitabı olmasaydı eğer, bilemezdik elbette.


Caymaz'ın öykülerinin kahramanları gerçek hayattaki kişiler. O kişilerin yaşadıkları, yaşanmışlıkları da kendileri gibi pek sıradan şeyler. Ama yazar hem onları, hem de yaşadıklarını öyle özgün bir biçimde öyküleştiriyor ki, gündelik hayatta hep gördüğümüz o insanlar birer masal figürüne dönüşüyorlar, yaşadıkları da acı bir masalın ta kendisine. 


Bir kitap hakkında fazla söz söylemeyi sevmem. Siz o sevmem'i bilmem diye de algılayabilirsiniz; Gece Güzelliği çok güzel bir kitap, okumalısınız. Ben de Caymaz'ın Hikâyeden Çocuk'unu sıraya koymalıyım bu arada.



Dinle şimdi.
Bir evin duvarında yıllarca asılı duran resim, hemhal olur duvarla. Çerçeveleri, betonun parçasıdır artık. İşte insan da böyledir erenler, içinde biriktirdiği şeye benzer zamanla. Derken günün birinde, ola ki taşınırken –bir evden ya da kendinden– birisi alıp çekiverir resmi yerinden.
O vakit odada, az önce resmin durduğu yerde, garip bir boşluk peyda olur. Ötekilerden temizdir, kirlenmemiş... Toz zerresi bile bir kere olsun değmemiştir o boşluğun göğsüne, benzersizdir.
Benzersiz kalan kimsesizdir.
O duvar ki resim yüzünden daha az sevilmiştir. Göz, duvara değil, resme değmiştir daha çok. Sevilmemek gerekir, sevgi lekedir. Zaman korumuştur resmin duvarda bıraktığı boşluğu, renk korumuştur. Hikâye dikilmiştir önüne. Masal el vermiştir. Duvar, resme sevdalanırken; boşluğa aşk denilmiştir...
Bilirim, görülmüştür...

2 yorum:

  1. Onur Caymaz ismini duyuyorum, Edebiyat derya deniz, insan hayıflanıyor ister istemez okuyamadıklarına, erişemediklerine, zaman bulamadıklarına...
    iki isim öğrendim sayende diğeri de Bilge Karasu.onur Caymazın bloğunun da inceleme isteği duydum, en kısa zamanda inşallah.

    Teşekürlerimle,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, dediğin gibi edebiyat derya deniz ama içinde her türden kitabı barındırıyor, iyisi kötüsü hep bir arada. Mesele, nitelikli metinlere ulaşmak. Onur Caymaz genç bir yazar ama rüştünü kanıtlamış biri. Okumanı öneririm. Selamlar.

      Sil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git