Geldi bahar ayları... İnsanın yazası da pek yok doğrusu. Bu aralar blogu biraz boşlamış olmam bundan gayrı.
Bahar yorgunluğu falan diyorlar ya... Sahiden de rehavet çökertiyor insanın üstüne bu bahar. Ee, kolay mı ölüyken dirilmek. Tabiat ana capcansızken birden diriliveriyor, yepyeni bir hayata başlıyor.
Cemreler düşeli çok oldu. Havaya, suya, toprağa... Galiba bir tanesi de üzerimize olduğu gibi çöküveriyor. Yorgunluğumuz, boşvermişliğimiz bu yüzden...
Keşke birkaç tane daha cemre olsaydı da biri akıllara, biri gönüllere biri bilmem nerelere düşseydi...
Yağmurlar da olanca hızıyla devam ediyor. Bahar yağmursuz olur mu gari... Yollardaki çamur seline rağmen yağmur yine de güzel. Yine içten, yine o sıcak bahar yağmuru...
Ne çekiyor insanın canı biliyor musunuz? Şöyle her tarafı gören bir penceren olacak, oturacaksın önüne saatlerce yağmuru seyredeceksin. Toprakla beraber zihnini de bir güzel yıkayacak. Hiçbir şey düşünmeyeceksin. Bahar sarhoşluğu mu dersin adına artık, yağmur sarhoşluğumu... Gündelik yaşamın cartı curtuymuş, gündemde bilmem ne varmış, Anayasaymış, babayasaymış hikaye. Vallaha hikaye...
Bu sıralar dönüp dönüp Yeni Türkü'nün o enfes Bahar Şarkısı'nı dinliyorum. Baharın tadını çıkarmak için birebir. Bahar çiçeklerini koklamak gibi bir etki yapıyor...
Yağmurlu günlerde seviş benimle,
Kuşlar çinko damı gagalarken,
Teninin kokusunu değiştiren yağmurlardan...
İyi baharlar...
