24 Kasım 2009 ETİKETLER Doodles, Google, Teachers Day, Öğretmenler Günü
0 Yorum31 Ekim 2009 ETİKETLER Cehalet, Domuz Gribi, Gündem, Memleket Meseleleri
2 YorumDomuz Gribi gündemin ilk sıralarında seyrediyor. Bende en ufak tedirginlik ve panik, her zamanki gibi olmamakla birlikte, geçen gün boğazımın dolmaya başlamasıyla acaba bende mi domuz gribi oldum dedim.
Gittim hastaneye... Tatil gününe denk geldiğinden sadece acil servis çalışıyor. Sıramı alıp beklemeye başladım. Kalabalık da. Böyle ortamlarda hep yaptığım gibi etrafı, olup biteni izlemeye başladım. Sıra bekleyen adamlardan birinin yanındakine aynen şöyle dediğini duydum:
"Îjar jî daxoz qirîbî anîn kirne nav me. Goştê daxoz dixwin îja dibên daxoz qirîbî hat." (Bu kez de dağoz gıribi getirip musallat ettiler başımıza. Yiyorlar dağoz etini sonra da dağoz gribi çıktı diyorlar.)
Ardından bir-iki şey daha söylendi ama kalabalıktan duyamadım.
Son günlerde bu konuda öyle çok şey duyuyorum ki, yenilir yutulur gibi değil. Yok uçaktan virüs atıyorlarmış da, yok Amerika bizi bitirmek için yapıyormuş da... Daha neler neler...
Çok iyi bildiğim bir gerçeği bir kez daha hatırladım ki...
Bilginin, bilimin, bilgeliğin bir sınırı var. Ama cehaletin yok. Hakikaten yok.
01 Ekim 2009 ETİKETLER Konfüçyüs
0 Yorum21 Eylül 2009 ETİKETLER gece, güz, hüzün, Marmaris, sonbahar, yaz sonu
1 YorumDaha birkaç gün öncesine kadar para versek bulamayacağımız serin bir hava yüzümü okşuyor. Yaşamanın herşeye rağmen güzel olduğunu bir kez daha inadına inadına hatırlatıyor. Annemin ellerini ıslatıp yüzüme şöyle bir sürdüğü sabahlar geliyor aklıma. Ahh çocukluk vakitleri!
Güz geliyor... Kolumdaki emektar saate bir dost edasıyla bakıyorum. Gece yarısını çoktan geçmiş. Bütün bir günün yorgunluğu üstümde. Yanımda duran sandalyelerden birine bırakıveriyorum tekmil yorgunluğumu. Kolum sandalyenin metaline değiyor. Ufarak bir ürperti geçiveriyor içimden. Kaç aydan beridir ilk defa üşüyorum. Bir an önce bitse de gitsek sızlanmaları arasında bitiverdi, iyi mi?
Islak ellerinin arasından aniden kayıp gider ya bir şey... Hey gidi koca yaz, nasıl da kayıp gittin çabucak. Zaman geçer izi kalır. Su gibi demiş eskiler...
Rüzgar hala vuruyor yüzüme... Tanıyorum. Kaç defa beraber karşıladık sonbaharı bu şehirde. Kimbilir nerelerden kopup geliyor? Belki okyanustan, bütün bir Akdenizden... Rodos'tan, Palamutbükü'nden... Nereden geliyorsa gelsin, tanıyorum bu rüzgarı. Son durağı bu sahil onun. Bu şehir.
İşte bu yüzden... Yüz binlerce insanın su gibi aktığı bu şehirden yavaş yavaş el ayak çekilir olunca... Bu serin rüzgar ziyaret eder burayı. Geceleri... Ve burası o eski Türk filmindeki kasabaya dönüşür tekrar. Çocukken izlediğim o filmde görmüştüm ilkin bu kasabayı... "Keşke bir gün ben de oraya gitsem!" Geldin işte... Kaç defa buranın sabahına uyandığını bile hatırlamıyorsun şimdi. Koca bir yaz daha geçirdiğin bu kasabaya bir kez daha "görüşmek üzere" demenin zamanı. Belki kışın, belki başka bir yaz...
Ayrılma vakti gelince... Bu serin rüzgar gidişleri haber vermeye gelir. Usulca yüzüne dokunur. Ufacık üşürsün ama inanılmaz mutluluk verir bu sana...
İşte bu yüzden… Sırf bu rüzgardan ötürü seviyorum Marmarisi.
Minyx v2.0 Template created by Spiga | Very customized for Blogger by Aaron P. Falcon | The header photo (Detail) Copyright © beebs