16 Ocak 2018

Kendini gören kedi

Mustafa'yla yokuş aşağı yürüyorduk. Az ileride bir kedi, park etmiş bir arabanın üzerine çıkmış, ön camdan içeriye bakıyordu. Öyle dikkatli bir bakış ki. Herhalde içeride biri var, ona bakıyor sandım ilkin, ancak yanına varınca gördüm ki arabada kimse yok. İyi ama bu kedi neye bakıyordu böyle meraklı meraklı? Hani bir kuşu yakalamaya çalışırken sessizce, temkinlice yanaşır ya kediler, işte tam da öyle bir hal tavır. Başını okşadım. Arabadan içeriye de şöyle bir göz attım ve işte o an fark ettim ki kedi camda kendini görüyor ve bir yabancı sanıyor. 

Yolumuza devam edip yokuşu inerken bu hal insanlarda da var mıdır acaba, diye düşündüm. İnsan da kendine bir yabancıymış gibi merakla bakar mı ki? 

11 Ocak 2018

Yolun Bittiği Ülkede

Hatırlayabildiğim son rüyamda mevsim tam da şimdi olduğu gibi, bir kışın başlangıcı. Ancak yerde kar yok. Kimselerin geçmediği her halinden belli bir yolda yürüyorum. Yol bir ayçiçeği tarlasına varıp bitiyor. Hasadı yapılmamış bu tarlanın. Nedenini merak ediyorum. Sahibi kim acaba, diye kendime soruyorum. Ayçiçekleri kurumuşlar kurumasına da solmamışlar. Zira renkleri capcanlı. Sarıları, karaları inanılmaz. Hepsinin de yüzü bana dönük, gelgelelim başları önlerine eğik. Halbuki kış da olsa güneş parlıyor. Hava ayaz ama. Beni görünce başlarını kaldırıp bakmalarını bekliyorum nedense, fakat böyle bir şey olmuyor. Ayçiçekleri kıpırtısız. Tarla kıpırtısız. Dehşetengiz bir görüntü! Biraz izleyip yolumu sürdürmeye karar veriyorum. Ayçiçeklerinin arasına dalıp gidiyorum. Benim adımımı atmamla sanki onlar da hareketlenmeye başlıyorlar. İrkilircesine duruyorum. Ama yok, hareket yok. Deminki gibiler. Kıpırtı yok etrafta. Dünya durmuş gibi. Yürümeyi sürdürüyorum. Ve işte gene öyle oluyor, ben içlerine doğru gidince onlar da sanki bana doğru geliyorlar. Bir daha duruyorum, bir daha kıpırtısızlık. Yürüyorum, geliyorlar, duruyorum, duruyorlar. Bir baş dönmesi gibi. Tarlanın ortalarına vardığımda birden bir zebra ilişiyor gözüme. Tıpkı demin kenarda durup ayçiçeklerine bakan ben gibi, durmuş bana bakıyor. Üstelik de yolumun tam üzerinde, yürürsem birkaç adım sonra önüne varacağım. İki adım daha atınca fark ediyorum ki ben yürüyünce, evet, ayçiçekleri de yürüyor fakat zebra olduğu yerde duruyor. Gözleri bile hareketsiz, yalnızca gözlerimin içine bakıyor. Korkuyorum. Duruyorum. Daha fazla yürüyemeyeceğim artık. Benimle birlikte ayçiçekleri de duruyor. Her şey de duruyor. Üzerimizde açık bir gök, etrafımızda engin bir sarı denizi andıran ayçiçeği tarlası, kuru bir soğuk, ben ve bir zebra. Bir süre öylece durup bakışıyoruz, gözlerimiz birbirine kilitleniyor adeta. Neden sonra zebra ağzını oynatıyor, bana bir şey söyleyeceğini oracıkta anlıyorum, heyecanlanıyorum, tam da o sırada uyanıyorum.

4 Ocak 2018

Historia de un Amor

Bir kış günü bir çocuk annesinin taze sağıp verdiği sütü ninesinin evine götürüyor. Vardığında ninesinin tanımadığı bir dilde plaktan bir şarkı dinlediğini görüyor. Eve döndüğünde annesi o dilin İspanyolca olduğunu söylüyor. Çok tuhaf şeyler oluyor. Hayat ilginç bir trene benziyor.
Sayfa başına git