29 Ağustos 2019

Mahmut

Bizim çalışanlardan Mahmut anlatıyor: Ben burada işe başladığım gün, şansa bak, telefonumun bozulacağı tuttu. Yenisini almaya param yok. Maaşı da bir aydan önce alamıyorum. Çaresiz, bir süre telefonsuz dolaşacağız, dedim kendime. Yirmi gün kadar geçti, sizden avans istemiştim ya, verdiniz, gittim o parayla tuşlu bir telefon aldım. O kadar da meraklanmıştım ki, acaba kimler kimler beni aramış diye? Yüz kişi mi aramıştır, yüz elli mi? Telefonumu aldım, getirip biraz şarj ettim, kartımı takıp açtım. Mesajların gelmesini beklemeye koyuldum. Nitekim az sonra bir mesaj geldi. Hayret, ben çok daha fazla mesaj bekliyordum, makinalı tüfek patlar gibi mesaj patlayacağını sanıyordum. Oysaki gele gele bir mesaj gelmişti. Açıp baktım, en yakın arkadaşımın geçen gün beni aradığını bildiriyordu. Hem de kaç kez, biliyor musun, bir kez. En yakın arkadaşım beni bir kez aramış, düşünebiliyor musun? O da bir şey sormak için aramıştır kesin olarak. O değil, annem babam bile hiç aramamıştı. Bir an düşündüm, bu hayatı galiba fazla ciddiye alıyorum, dedim.

21 Ağustos 2019

O Günler

O günler geçip gitti
O güzel günler
O dopdolu kusursuz günler
O pırıl pırıl gökyüzü
O kiraz yüklü dallar
O sarmaşıkların yeşilliğine sığınıp birbirine yaslanmış evler
O haylaz uçurtma damları
O akasyaların kokusundan başı dönmüş sokaklar

O günler geçip gitti
Kirpiklerimin arasından
Şarkılarımın hava kabarcıkları gibi uçuştuğu
Gözlerimin baktığı her şeyi
Taze süt gibi içtiği o günler
Göz bebeklerimin ortasında
Her sabah yaşlı güneşle birlikte
Merakın ve arayışın bilinmez kırlarına gidip
Her gece karanlığın ormanlarına dalan
Mutluluğun ele avuca sığmaz tavşanı vardı sanki

O günler geçip gitti
O sükut içindeki karlı günler
Sıcacık odanın penceresinden
Dışarıyı merakla seyre dalardım hep
Tüy gibi yumuşak tertemiz kar tanelerim
Köhne ahşap merdivene
Gevşek çamaşır ipine
Kocamış çamların saçlarına
Usulca yağardı
Ve ben yarını düşünürdüm, ah
Yarın -
Kaygan beyaz oylum

Büyükannenin çarşafının hışırtılarıyla başlardı
Ve onun kapı aralığında beliren titrek gölgesiyle
- Ki ansızın ışığın soğuk dünyasına bırakırdı kendini -
Ve renkli camlara yansıyan
Güvercin uçuşlarının avareliğiyle
Yarın...

Altındaki mangalla ısınan yatak uyku verirdi
Ben çarçabuk ve korkusuzca
Annemin bakışlarından uzakta
Eski ödevlerimdeki hatalı yazıları silerdim
Ve kar dinince
Bahçede dolaşmaya çıkardım hüzünle
Kurumuş yasemin saksılarının dibine
Ölü serçelerimi gömerdim

*

O günler geçip gitti
O cezbe ve hayret günleri
O uyku ve uyanıklık günleri
Her gölge bir giz taşırdı o günlerde
Ağzı kapalı her kutu bir hazine saklardı
Sandık odasının her köşesi öğlen sessizliğinde
Bir dünyaydı sanki
Karanlıktan korkmayan herkes
Gözümde bir kahramandı

O günler geçip gitti
O bayram günleri
O güneş ve çiçek bekleyişleri
Kışın son sabahında
Şehri ziyaret eden
Suskun ve mahcup kır nergisi demetlerinin
Burcu burcu kokuları
Yeşil lekelerin uzayıp giden caddesinde seyyar satıcıların sesleri

Çarşı baş döndüren kokular içinde yüzerdi
Keskin kahve ve balık kokuları içinde
Çarşı ayaklar altında yassılaşır, uzar, yolun her anına karışırdı
Ve dönüp dururdu oyuncak bebeklerin gözlerinde
Çarşı anneydi, hızla gidiyordu akışkan, renkli oylumlara doğru
Ve geri dönüyordu
Hediye paketleriyle, dolu sepetlerle
Çarşı yağmurdu, yağıyordu, yağıyordu, yağıyordu

*

O günler geçip gitti
O bedenin gizleri içinde kaybolunan günler
O çekingen tanışma günleri
Bir dal çiçekle uzanan bir el
Mavi damarların güzelliğiyle başka bir ele
Bir duvarın ardından seslenirdi
Ve küçük mürekkep lekeleri, bu şaşkın, kaygılı, ürkek elin üzerinde
Ve aşk
Utangaç bir selamla açığa vururdu kendini

Sıcak, dumanlı öğle saatlerinde
Biz aşkımızı sokağın tozunda okurduk
Biz elçi çiçeklerin sade diline aşinaydık
Biz kalplerimizi masum sevgiler bahçesine götürüp
Ağaçlara ödünç verirdik
Ve top, buse mesajlarıyla ellerimizde dolaşırdı
Ve aşktı, o tanımlanamaz duygu
Holün karanlığında bizi ansızın kuşatan
Yakıcı nefeslerin, çırpınışların, kaçak gülüşlerin arasından
Bizi kendine çeken

O günler geçip gitti
O günler, güneşte kuruyan bitkiler gibi
Kuruyup soldular güneşin altında
Ve yitip gittiler akasya kokularından başı dönen o sokaklar
Dönüşü olmayan yolların hay huyunda
Ve yanaklarını
Sardunya yapraklarıyla al al eden o kız, ah
Yalnız bir kadındır şimdi
Yalnız bir kadındır şimdi

Foruğ Ferrohzad
Çeviren: Sabah Kara
Sayfa başına git