22 Temmuz 2014

Komşunun Kızı

Komşunun büyük kızını
tanımadık etmedik birilerine 
verdiler.

O tanımadık etmedik adamlar
sessiz sakin bir yaz günü
bizim mahalleye 
geldiler.

Düğün dernek kurmadan
uzak memleketlerine
kızı alıp 
gittiler.

Ardından 
anasının göz yaşlarını
serptiler.


Yine böyle bir temmuz günüydü. Mahallenin çocukları evlerinin avlusuna birikmiştik. Kızı arabaya bindirip götürdüler. Babası bahçedeki işleriyle ilgilenmeye koyuldu. O zaman anlayamazdım tabii, adam üzüntüsünü içine atmak için bahçeyle oyalanmaya gitmişti. Giden kız ablamın çocukluk arkadaşıydı. Kendileri de çocuk sayılırlardı daha. O gittikten sonra ablam içeri geçince ben de ardından girdim. Kızın anası küçük evlerinin salonunda oturmuş ağlıyordu. Neden ağladığını anlamayıp ablama sordum. Kızı gitti, ona ağlıyor, dedi. O an çok uzak bir yere gittiğini, artık hiç gelmeyeceğini anladım.

19 Haziran 2014

Şenlik

Ayın ışığı, ateşin sıcaklığı. 
Denize uzak, göğe yakın. 
Bir kartalın kanat çırpışı. 
Gecenin sesini dağıtıyorum. 
Her yer sessizlik.

11 Nisan 2014

I wanna swear

I wanna 
swear swear swear swear swear
to somebody
in a language
they don't understand
for the possibility
of making them shame,
because, my dears,
they do not 
understand anything,
they never
understand anything,
never ever
understand anything
in their own language.

22 Eylül 2013

Ekinoks

Tam beş ay olmuş kelimeler üzerine yazmayalı. Geçenlerde bir ara, etimolojiye olan ilgim git gide azalıyor mu acaba, diye sordum kendime. Yok galiba. Daha uzun süre etimolojiye, yani kelimelerin kökenine olan merakım yerinde duracak gibi. 

Hazır, yarın sonbaharın ilk günüyken ben de bu konuyla ilgili bir şeyler yazayım dedim. Ekinoks sözcüğünü sanırım pek çok insan ilk olarak lise coğrafya dersinde duymuştur. Türkçesi "gece gündüz eşitliği". Zaten kelimenin kökenine baktığımızda bir "eşitlik" durumu olduğunu görürüz. İngilizcede eşit'in equal olduğunu bilirsiniz. Latince aequus kökünden gelen aequalis'in İngilizceye geçmiş hali. Equinox ise önce Latinceden Fransızcaya, oradan da İngilizceye geçmiş. Ortaçağ Latincesinde equinoxium'muş ve tam da gece gündüz eşitliği anlamına geliyormuş. Ekinoks Türkçeye de Fransızcadan geçmiş.

Bir yılda iki ekinoks vardır. İlkbahar ekinoksu ve sonbahar ekinoksu. Çünkü yılda iki kez gece ile gündüz süreleri eşitlenir. Bunlar da 21 mart ve 23 eylüle rastlar. Anlayacağınız yarın, Dünya'daki her yer 12 saat gündüz, 12 saat de gece yaşayacak. 

Ekinokstan söz açılınca, solstis'ten de söz etmek gerek doğal olarak. Çünkü o da ekinoksun bir tür karşıtıdır. İlginçtir, tüm sözlüklerde ekinoks yer almasına karşın solstis yok. TDK'nın, Dil Derneği'nin ve Nişanyan'ın sözlüklerine, ayrıca Püsküllüoğlu'nun yazım kılavuzuna baktım, yok. Oysaki, pek çok coğrafya kitabında var. Türkçesi gün dönümü. Bu arada, sözcüğün yazılışında da uzlaşma yok, gün ve dönümü'nü ayrı yazan var, bitişik yazan var. Onu da yarın yazarım artık. 

Solstice İngilizceye Eski Fransızcadan olduğu gibi, oraya da Latince solstitium'dan geçmiş. "Güneş'in durgunmuş gibi göründüğü nokta" diye çevirebileceğimiz bir anlamı varmış bu kelimenin. Başındaki sol zaten Güneş demek. 

Her iki ekinoksta da Güneş ışınları Ekvator'a tam dik gelir. Yani, martın 21'iyle eylülün 23'ünde Ekvator üzerinde bir yerdeyseniz gölgenizi göremezsiniz, çünkü Güneş size tam tepeden vurduğu için gölge boyunuz sıfırdır. Bilindiği gibi Ekvator, 0 derece paralelinin özel adıdır. Özel adı olan iki yer daha var. Bu yerler, 23° 27' Kuzey ve 23° 27' Güney enlemleridir. Kuzeydekinin özel adı Yengeç Dönencesi (Tropic of Cancer), güneydekininse Oğlak Dönencesi'dir (Tropic of Capricorn). Bu iki enleme özel ad verilmesinin nedeni, Güneş ışınlarının dik olarak geldiği uç noktalar olmasıdır. Yani, Güneş Kuzey Yarım Küre'de en son Yengeç Dönencesi'ne, Güney Yarım Küre'deyse en son Oğlak Dönencesi'ne dik olarak gelir. Bunların dışındaki noktalara hiçbir zaman dik gelmez. Örneğin, Türkiye bu enlemlerin dışında yer aldığı için biz Türkiye'de hiçbir zaman gölge boyumuzun sıfıra indiğini göremeyiz. Bu konulara aşina değilseniz bu anlattıklarım biraz karmaşık gelecektir ama aşağıdaki haritayla daha iyi anlaşılabilir.


© Wikipedia

Haritadaki gölgeli alan Yengeç ile Oğlak dönenceleri arasında kalan yer. Güneş ışınları yıl içinde yalnızca bu alana dik olarak gelir. Bu alan içinde yer alan her noktada yılda iki kere gölge boyu sıfıra iner, bir başka deyişle, bu alandaki her noktaya yılda iki kere Güneş tam tepeden vurur. Türkiye'nin en güneyinden geçen enlemin derecesi yuvarlak olarak 36'dır. Bundan ötürü de, yukarıda söylediğim gibi, bize hiçbir zaman Güneş tam tepeden vurmaz.

Güneş Yengeç Dönencesi'ne 21 haziranda, Oğlak Dönencesi'neyse 21 aralıkta dik gelir. İşte, bu tarihlere de solstis, yani gün dönümü denir. İlki Kuzey Yarım Küre'de, ikincisiyse Güney Yarım Küre'de yaz mevsiminin başlangıcıdır. 

Ekvator'dan söz açılmışken, onun da ekinoksla aynı kökten geldiğini belirtelim. O da Türkçeye Fransızcadan geçmiş. Kökeni Latince aequator. Türkçesi için eşlek'i öneriyorlar. Ekvador diye de bir ülke var Güney Amerika'da, Ekvator'un üzerinde yer aldığı için bu adı almış.

Bu yazıyı yazarken aklıma geldi, birkaç yıl önce bugün Muğla-Gökova'daydık. Dalgaları izlerken oturup bir şiirimsi yazmıştım. Allah'tan hiçbir defterimi atmam, hepsi yıllarca durur bende. Aradım buldum o defterimi. 22 Eylül 2005. Ne çabuk geçmiş sekiz yıl!

Bir akşam üstü yalnızlığının üstüne,
az biraz tedirginlik serpiyoruz,
rüzgar yardımcı oluyor ya, 
yetmiyor yalnızlığı dağıtmaya. 

Bir akşam üstü sıkıntısında,
sevgilimle başbaşayız,
Biraz Gökova'dayız, biraz da sonbaharda. 

Oturuyoruz.
Oturup iki metreye varan dalgaları izliyoruz.
Hırçın yaz sonu dalgaları...
Bir çift söz eder gibi,
Gidin artık, uzağa uzağa, der gibi.

Ortalıkta kimsecikler yok,
yazlık dostlar yok.
Gökova Körfezi, üstündeki yaz yorgunluğunu 
atıyor üstüme üstüme.

Biraz Gökova'dayız, biraz da Gökova'yız.
Kumsalda oturmuş dalgaları izliyoruz,
güneş batmak üzere,
geride kalan ışınlar dağınık bulutlarla dans ediyor,
dalga sesleriyse fon müziği.

Burada kimsecikler yok,
sizler yoksunuz,
İçimde dolaşıyor yokluğunuzun korkusu,
Akyaka'nın sönük ışıkları bir şey fısıldıyor:
bugün yirmi iki eylül, yarın sonbahar ekinoksu.

13 Ağustos 2012

Şehir Kedileri Manifestosu

Bizler,
halimiz vaktimiz yerinde
şehirlilerdeniz.
Hani şu cazibe merkezi şehirlerden.
Karnımız doyuyor bir şekilde,
Uykularımızın emrinde
kömürlükler, balkonlar, araba altları.
Çöp tankları, apartman pencerelerinin altları
bizimdir, bizim kalacak.

Bu şehrin insanları öyle uzak, öyle uzak,

kimsenin umurunda değiliz.
Şehir bizimdir ve kendine uzak insanların.
Kardeşçe paylaşıyoruz o yüzden
bir tane daha olmayan şehrimizi.
Ne insanlar karışır işimize, ne biz onların,
Hem görülmüş müdür dokunmuş zararımız insanlara?

Bizler bu şehrin kedileri,
Kasaplar Caddesi’nin müdavimleri
Az ya da çok, günde bir, iki günde bir,
Geliyor bir şeyler, çekiyoruz bir ziyafet.
Nanköre çıkmış adımız, değiliz.
Nankör değiliz, külliyen yalan.
Birimizden birimizin pis dediği,
Görülmemiş duyulmamış, ulaşamadığı ciğere.

Bazı bazı, soydaşlar görürüz,
kucaklarda, pencerelerde, pet shop'larda,
Özenmiyor değiliz, kim istemez sıcak bir yuvayı,
Lakin dışarıda istiklal bizimdir, hürriyet bizim,
Bu şehir bizimledir, bu şehir bizim.

Bizler, havlamak nedir bilmeyen köpeklerin yurdunda
can güvenliği içinde yaşayan kedileriz.
Kendi halimizdeyiz.
Ne köpekler uğraşır ne insanlar bizimle
Ne de biz uğraşırız şehirde olmayan farelerle.

Mart geldi mi sesimiz yükselir bizim.
Mırrr miyaeuwww mırrr miyaeuwww!
Yanlış anlaşılmasın, grevde değil sevişmedeyiz
bu yüzden yüksek çıkar sesimiz.
İnsanların dertleri kederleri başka,
kimse uğraşmaz, biz bakarız işimize.

Minnoş minnoş bebelerimiz olur sonra:
meuw meuw!
Nüfus planlaması falanla da uğraşmayız,
Şükür, şehirde istihdam edecek yeterlice çöplük var.

Bizler bu şehrin kedileriyiz.
Bu şehirde doğduk, burada öleceğiz.
Adımız çıktı sokak kedisine
gurur duyduk bundan.
Evet, biz bu sokakların kedileriyiz.
Şehir bizim,
Şehrin çöplükleri bizim,
Şehrin sokakları bizim.
Biz bu şehrin kedileri,
yaşamak bizim, umut bizim, yarınlar bizim.

2 Haziran 2012

Hafta Sonuna Methiye

bir yavru bulut, birkaç söğüt, biraz su sesi, 
sonsuz güneş, sınırsız gökyüzü, 
az buçuk ekmek, kaç yudum su, 
sepserin yaz başı esintisi, 
elbette bir tutam akasya gölgeliği. 

ölmüşüm kalmışım, umurumda mı?

16 Mayıs 2012

"Çağdaş" Bir Şiir Denemesi

Biz Siz Onlar

Abraham: İbrahim

Samuel: İsmail
David: Davut
Solomon: Süleyman
Benjamin: Bünyamin

Peki ya Niyazi be kardeşim,

peki ya Niyazi?

12 Mayıs 2012

Anne

Anneme, dünyanın o en güzel varlığına

Sen böyle ne kadar güzelsin anne,

Yıldızlar senin kadar güzel midir?
Çiçekler, kuşlar senin kadar güzel midir?
Dünyanın bütün güzellikleri senden güzel midir?

Elbette

sen varsın diye
yıldızlar bu kadar güzel,
çiçekler bu kadar hoş,
kuşlar bu kadar özgür.

Suyun akışı gibi

akıtıyorsun güzelliğini yüreğime,
sen su'sun anne.

Bir yürek nasıl bu kadar temiz olabilir?

Nasıl gökyüzünden daha engin olabilir?

Sevmek, söylemek, susmak,

hayal etmek, düşünmek,
hep sen varsın diye,
sen hayat'sın anne.

Dualarınla yaşıyorum,

merhametinle büyüyorum,
öz'ünle özgürleşiyorum.

Bundan ötürü

her gün yaşat beni diyorum anne,
büyüt beni
her gün büyüt.

Yer gök sevginle dolsun taşsın,

güzel yüreğin su olup aksın,
sen sev beni her şey sussun,
sen var ol anneciğim
zaman dursun.

8 Mart 2009

Erkek-Kadın

Naçizane yazdığım bu şiir de Kadınlar Günü dolayısıyla benden tüm kadınlara gelsin.

Erkek olmaya karar verdim,
Düğün dernek kuruldu.
Beyazlar giydirdiler,
Sokak sokak, cadde cadde dolaştık.
Eş, dost, akraba
toplandılar evimize,
Ağzıma tokuşturup
şeker, lokum,
Ufaklığın ucundan kestiler.
Ne zor şeymiş erkek olmak!

Kadın olmaya karar verdim,
Annem tuttu ellerimden,
Götürdü bir odaya,
Kapalı kapılar ardında,
Üç-beş dakka içinde
kan kırmızısıyla tanıştım.
Ne rahat şey kadın olmak!

19 Aralık 2008

Karıncalar

Onlar,
evimizin avlusuna yuva yapmış
karıncalar.
Her gün sabah erkenden kalkıp
işe koyulurlar.
Ne bir kaytarma, ne oyun bozma,
onlar işlerini severek yapmaktalar.
Kimseye muhtaç olmadan,
mutlu mutlu yaşarlar
evimizin avlusuna yuva yapmış
sevgili karıncalar.

2 Kasım 2008

Beklemeler

Anlamsız bakışlarla
birbirine bakan gözler,
bir kontak hareketiyle
çekip gittiler.

Akşamüstü soğuğunda
üşüyen bedenler,
dolmuş camından
bakakalan bekleyenler,
şoförün bir hareketiyle
gözden kaybolup gittiler.

05.04.2005

6 Ekim 2008

Bahçe Hırsızı

Benim çocukluğumu
bir elma ağacına astım,
ayakları sarktı.

Bir su başında oturmuş

oynaşırken,
değiverdi bir taş başıma.

Bu taş, dedim,

yabancı değil.

29 Eylül 2008

Çocukluğumda Bayramlar

Üstlerinde alacalı entarilerle
Sekiz-on yaşlarında
kız çocukları.
Ellerinde poşetler,
Poşetlerde şekerden çok
umut.
Gözlerinde parıltılı,
kimi ela, kimi kahverengi,
kimi mavi mavi bakışlar,
Bakışlarda gülücükler,
Bir o kadar da umut.

Benim çocukluğumda bayramlar,
Bayramlarda şeker dolu poşetler
elimizde.
çamurlu-yağmurlu
tozlu-topraklı yollar,
Yollarda bizlerle beraber
ablalar, abiler.
Bayramlar…
Neşeliler, kederliler
Gülmeler, eğlenmeler
Daha da önemlisi çeşit çeşit
Şekerler.

Çocukluğumda bayramlar,
Bayramlarda heyecan.
Ya yakında bayram var
Ya da ne bu heyecan.
Heyecan çocuklukta
Tatlı bir şeker kadar.
Bir şekerin bayramda,
Çocukken çok hatırı var.

Bayramlarda çocuklar
Çocuklukta bayramlar.
Şekerler poşetlerde
Sevgiler yüreklerde.
Yürekler çocukturlar
Çocuklar bayramlarla
Yüreklerde coşarlar.

Poşetlerinde çocuklar
Bayramda şeker toplarlar.
Yüreğimde saklıdır,
Çocukluğumda bayramlar.

10.01.2005

19 Eylül 2008

Duvardaki Resim (Savaşta Çocuk)

Duvardaki masum resme
Gece olunca yıldızlar,
Issızca gelerek pencereme
Hayran hayran bakarlar.

Geceleri bu saatte
Girer o düşlerime,
Onu düşündükçe ben de
Dalarım duvardaki resme.

Geceleri duvarımda
Sahnelenir senin dansın,
Duvardaki duruşunla
Odamda tek varlığımsın.

Seni düşünenler sakın
Seni bir genç kız sanmasın,
Sen cennete o kadar yakın
Savaşın ortasındasın.

NOT: Duvardaki resim uzun yıllar önce çekilmişti. "Savaşın ortasında" çekilmişti. Savaştan bir parça "hayat" çıkıvermişti ve duvarımda, geceleri açık penceremden içeri süzülen ay ışığıyla dans ediyordu. Ben olan bitenin -elbette- farkındaydım ama belli etmemek, keyiflerini kaçırmamak için, nefes almıyordum. Yorganın altında öylece pusup kalıyordum.

8 Eylül 2008

Azrail'in Karar Defteri

İş bu belge
"yukarıda"
açık hüviyeti yazılı
faninin hayatına
son verildiğini gösterir.

01.06.2005

16 Ağustos 2008

Memleket Akşamları

Memleket akşamları
ağır aheste.
Zaman geçmek bilmez,
akmak bilmez.
Kuş uçmaz kervan geçmez
memleketim.

Memleket akşamları

ani bir rüzgâr eser.
Eser, kavak yapraklarını
sallar geçer.
Sallar geçer yaz sıcaklarını.

Memleket akşamları
iki tanıdık kedi karşılaşır
bir duvar üstünde.
Bahçe duvarları üstünde
erken düşmüş yapraklar
bakışır.
Kavak yaprakları, söğüt yaprakları
birbirine karışır.

Memleket akşamları
sarıcak ışıklar dökülür
pencerelerden.
Penceresi cam cama evlerden
sarı hoş ışıklar süzülür,
Yüreklerden yarı loş ışıklar süzülür.

Memleket akşamları
mahalle bakkalları kapanır.
Çocukların son oyunları
sokak aralarında oynanır.
Sokaklardan oyun artıkları toplanır. 


10.07.2006 / Erciş

25 Temmuz 2008

Marmaris

Dönüp bakacaksın sahile,
Kumlarda bir orospunun
ayak izleri belirecek,
"İşte," diyeceksin,
"Hayat bu."

2005

8 Temmuz 2008

Srebrenitsa

Ağla şehir!
Ağla ki
Adriyatik'ten Doğu Akdeniz'e
gözyaşların süzülüp gitsin Filistin'e.

Ağla
Kardeşlerin Sabra, Şatilla
ortak olsunlar yüreğinin içine.
Ağla
Kömür gözlü bir çocuğun sesi duyulsun,
Halepçe uzatsın ellerini ellerine.

Ağla şehir, utanma ağlamaktan sakın,
Bak cesaretin büyük
yüreğin devasa,
Bugün senin ağlamak en kutsal hakkın,
Ağla ey sevgili şehir Srebrenitsa.


NOT: 95'in temmuz sıcağında, Srebrenitsa'da bulunan 'koruyucu barışgücü askerleri' büyük bir katliama göz yumdu. Sırplar, Hollandalı barışgücü askerlerinin gözü önünde binlerce masum insanı katletti. Bu elbette ne ilk ne de sondu. Ne zamana kadar? ...
Sayfa başına git