Blog Hakkında

Nedir, Ne Değildir?

Hanımefendiler ve Beyefendiler, bloğuma hoş geldiniz. 


İş bu blogda, bazı kategoriler altında –gizli ve açık– birtakım faaliyetler yürütülmektedir.


Tıklayıp bu sayfaya geldiğinize göre muhtemelen burada ne olup bittiğini merak ediyorsunuzdur. Öylesine, anlık bir meraksa siz şu an uçup gitmişsinizdir bile. Yok, hâlâ buradaysanız ve okumaya devam ediyorsanız, ne âlâ, o zaman ben de konuşmaya devam edeyim.


Kim olduğumu merak ediyorsanız, baştan söyleyeyim, merak edilecek bir yanım yok. Hani, Orhan Veli der ya,


Duydum ki merak ediyormuşsunuz, 

Hususi hayatımı, 
Anlatayım: 
Evvela adamım, yani 
Sirk hayvanı falan değilim.
*
On iki yılı aşkın bir süredir blogger'ım. İnternette yazmaya 2002'de başladım. 2006'dan beri de burada, şu an bulunduğunuz bloğumdayım. Madem öyle, o halde işin ciddiyetine de sahip çıkmak gerek bir yerde. Ciddi bir blogger'ın bloğunda neler olup bittiğini ziyaretçilerin bilmesi lazım diye düşünüyorum.

Bu blog benim sanal evim sayılır. Burada aklıma gelenleri, aklımda kalanları, başıma gelenleri, başımdan geçenleri, yapıp ettiklerimi, duyup gördüklerimi yazarım. Okuduğum kitaplar, izlediğim filmler üzerine yazdığım da olur. İnsanları da yazarım, ve tabii hayvanları. Yerleri de yazdığım olur zamanları da. Zamanları çok severim. Evvel zamanları daha çok severim.

Sadece kendim yazmam, yazılanları paylaştığım da olur bu blogda. Yazarlardan alıntıladığım yazılar vardır burada, sevdiğim şiirler çoktur. Görsellik de fena değildir, çokça fotoğraf, biraz da resim vardır.

*
On iki yıldır yazdığımı söyledim ya, sakın öyle pek kıymetli şeyler yazdığımı sanmayasınız ha. On yıl önce yazdıklarıma bakınca gülemiyorum bile. O zamanlar bir gün bir şeyler çiziktirip bir dergiye göndermiştim. Üstelik, öyle herhangi bir dergiye de değil, Varlık mıydı, kitap-lık mı, şimdi hatırlamıyorum, hemen yayımlayacaklarından o kadar emindim ki, ay sonunu büyük bir heyecanla bekledim. Sonunda derginin yeni sayısı çıkıp da benim o kaydaçokdeğer eserimin (!) yayımlanmamış olduğunu görünce uğradığım hayal kırıklığını anlatamam. Ne var ki şöyle bir şey var, kötü şeyler yazmazsanız, iyi şeylere varamazsınız. Bu düşünceyi büsbütün benimsiyorum. Bilmiyorum, belki kimi insanlar analarından Cervantes, Dostoyevski, Yaşar Kemal kıvamında doğuyorlardır, ama benim onlardan olmadığıma kuşku yok. Şundan eminim ki, on yıl sonra da bugün yazdıklarıma güleceğim, hatta belki gülemeyeceğim bile. Geçen on yılın bana öğrettiği birincil şey, yazmak istiyorsan yazacaksın, oldu. Elbette okumaya dayanan bir yazma. Okumadan yazmak zaten mümkün değil. Okuyorsan, iş yazmaya kalıyor. Bol bol yazacaksın ki elin kaleme kâğıda alışsın. On yıl sonra yazacaklarımın bugün yazdıklarımdan en azından bir basamak daha yukarıda olmasını istiyorsam, bugün bu kıymetsiz şeyleri yazmak zorundayım. Böyle düşünüyorum.

Bloğun Adı Hakkında

Daha önceleri bu bloğa çok da önemsemeden adlar verdiğim, bunları sık sık değiştirdiğim oldu. Yanlış hatırlamıyorsam, dört yıl kadar Bizim Zamanımız olarak kaldı adı. Haziran 2013'ten beri de Göçebe Düşünceler. Şimdilik değiştirmeyi düşünmüyorum. Bu adı neden seçtiğimi şurada açıklamıştım.



Bu sayfa 8 Şubat 2015'te güncellenmiştir.
Sayfa başına git