2 Nisan 2021

Ben Senin Krallığın Ülkene Yetiştim

Ben senin krallığın ülkene yetiştim
Kaldım gölge tanımayan güzelliğinle.
Her sabah büyüten denizimizi böyle
Gülüşlerindi o ülkede bilmez miyim.

Sen o çıktığım sularsın, zencim benim
Denize bakan evler gibiydim seninle.
Dur, geliyorum ellerin ne güzel öyle
Beni şey et gülüşlerini bekleyeyim.

Sen gittiğim o ülkesin varılmıyorsun
Vurmuş sonrasız nasıl en güzel sulara
Güzelliğin balıkları gibi İstanbul'un.

Şimdi her yerde ne güzeldiniz o kalmış
Yankımış denizlere öbür kadınlara
Dünyada sizinle İstanbul olmak varmış.

İlhan Berk

1 Nisan 2021

Çekik Gözlü Atlar

Rüyamda günümüzden bin yıl kadar önce Çin'deyim. Neredeyse hiç şehir yok fakat çok köy var. Bu köylerin arasındaki mesafeyse azımsanacak gibi değil. Bütün bir koca coğrafya ormanlık dağlar, tepelerle kaplı. Ulaşımsa atlarla sağlanıyor. Ancak öyle her önüne gelenin atı yok. Zenginlerin var sadece. Bir köyde bir-iki at ya var ya yok.

Çinli değilim. Oraya başka bir diyardan gelmişim. Tuhaftır, Çinlilerle anlaşabiliyoruz, ama daha da tuhaftır, hangi dili konuştuğumuzu bilmiyorum, ben mi onların dilini konuşabiliyorum, onlar mı benimkini, hiç bilmiyorum.

Altı ay kadar kaldıktan sonra ayrılıp memleketime döneceğim zaman gelip çatıyor. Dönüş hazırlıklarımı yapmaya başlıyorum. Bir gün benden sekiz-on yaş büyük bir arkadaşım, "Burada kaldığın kısa süre içinde Çin'le ilgili pek çok şey öğrendin, gelgelelim bir şeyin bir türlü farkına varamadın," diyor bana. "Nedir ki o şey?" diye atılıyorum merakla. "Atlarımız," diyor, "tıpkı bizler gibi çekik gözlüdür." Bunu duyunca utanıyorum. Nasıl olur da atları çok seven ben bunu fark etmem? Mümkün mü bu? Atı olan köy büyüğünün evine gidelim, diyorum. Gidiyoruz. At evin önünde bağlı, otluyor. Yanına yaklaşıp bakıyorum, evet, sahiden de öyle, at çekik gözlü. Rüyanın burasında uyanıyorum.

Böyle gri tarihler, gri gökler altında yaşadık. İlhan Berk

24 Mart 2021

Söyle bülbülcüğüm söyle

İstanbul'a henüz yaz günleri gelip cümle çiçekler zeyn olmamışsa da şiirdir, ola ki içimizi ısıtır.


Yine yaz günleri geldi söyle bülbülcüğüm söyle
Cümle çiçekler zeyn oldı söyle bülbülcüğüm söyle

Kış çıkıcak irdi bahâr cânunı gafletden uyar
Cennete döndi her diyâr söyle bülbülcüğüm söyle

Yeşil ton geydi ağaçlar pervâz urup uçar kuşlar
Nefesün canlar bağışlar söyle bülbülcüğüm söyle

Işk ile eylegil cûşı gider gönlünden teşvîşi
Çıkuban gülzâra karşı söyle bülbülcüğüm söyle

Kuru dikende gül biter hasretinden gine yiter
Dertli m'oldun benden beter söyle bülbülcüğüm söyle

Bülbül âşık idur güle âşıkun hâlin kim bile
Güle karşu hoş ışk ile söyle bülbülcüğüm söyle

Kudret haznesi açıldı âleme rahmet saçıldı
Hulle tonları biçildi söyle bülbülcüğüm söyle

Şeyhüm andadur ben bunda cânum karar kılmaz tende
Zârılığum dün ü günde söyle bülbülcüğüm söyle

Kanadun açabilürsin açuban uçabilürsin
Deryâlar geçebilürsin söyle bülbülcüğüm söyle

Yuvandan yavrun aldılar seni divâne kıldılar
Zaman böyl'olur didiler söyle bülbülcüğüm söyle

Geçdi ya ömrümün varı kor gidersin bu gülzârı
Yûnus’un mûnisi yâri söyle bülbülcüğüm söyle

Yunus Emre

15 Mart 2021

Kutsal Ben

İşin özü biraz daha başkaydı elbet. Her şeyden evvel kendimin kutsal olduğuna inandırmıştım kendimi. Kimsecikler için değil ama, sırf kendim için kutsaldım ben, kendimin kutsalı. Buna iyiden iyiye kendimi inandırdıktan sonra elim ayağım, saçım başım, tırnağım dişim, içim dışım hep kutsal görünmeye başlamış, benim de haliyle  onlara bakışım değişmişti. Artık sabahları kalkıp elimi yüzümü yıkadığımda mesela, daha bir özenle yıkıyordum. Parmaklarımla saçımı tarayışım bile değişmişti. Anlayacağınız kutsal bir beden taşıyordu şimdi ruhumu.

—M.Ö. yaşamış Koreli filozof Kim Ki-Bu 

13 Ocak 2021

Buz Tutmuş Bir Rüya

Rüyamda yavru ördekler annelerine, "Bizi göle götür," diye ısrar ediyorlar. Başlangıçta hiç oralı değil anne, "Bu kış günü ne gölü," diyor, "kesin sesinizi, oturun oturduğunuz yerde." Gelgelelim yavruların ısrarı kestirilip atılacak türden değil. Kümesten yaşlıca bir hindi, "Ee, kızım, bu mevsimde yavrularsan olacağı bu," diyor. "Sen sus," diyor içinden anne ördek, "mel'un hindi, yılbaşında götürülüp kesilmediğine dua et."

Yavruların ısrarının kesilmeyeceğini anlayan ördek onları alıp göle götürüyor, çaresiz. Akşama da az kalmış. Varır varmaz göle atlıyorlar birer birer. Yirmi dakika kadar yüzdükten sonra, "Hadi, yeter artık," diyor anneleri, "eve gidiyoruz." Fakat yavrular onu duymuyorlar bile. Anne bir on dakika daha sabrettikten sonra bir kez daha sesleniyor, "Yeter artık, gidiyoruz." Sızlanmalar başlıyor, "Hayır, biraz daha kalalım," sesleri duyuluyor. Anne başına iş açtığının farkına varıyor. Sesini yükseltiyor, bağırıyor, kızıyor da yavrular ancak o zaman gölden çıkmaya başlıyorlar isteksizce. Ne var ki bir tanesinin hiç çıkası yok. Anne yavruları sayınca fark ediyor bunu. Sazlıkların arasında saklanmış. Annesi çağırıyor, gelmiyor. Bağırıyor, oralı olmuyor. Bakıyor ki olacak gibi değil, "Siz kalın burada, sakın bir yere gitmeyin," diye öbürlerini uyararak suya atlıyor. Haylaz yavru kaçmaya başlıyor. Sazlıkların arasında gizleniyor, kimi zaman etrafında dolanıyor, annesini iyicene yoruyor. Anne ördek afallıyor, nesi var bu yavrunun böyle, anlamak için sudan çıkıp diğerlerinin yanına gidiyor. Biraz sessizce bekledikten sonra bu kez tatlı dille onu çıkarmayı deniyor. Bebeğim, şekerim, kuzum, sıralıyor. Fakat bu da para etmiyor. Ördek bir kez daha suya atlayıp kovalıyor ama bir sonuç alamıyor. Tepesi atıyor, gölden çıkıp yavruları alıp eve doğru yol alıyor. Hava da kararmaya başlıyor. Epey de soğuk. Ördeğin öbür yavrularını bırakıp döneceğini sanıyorum. Gelgelelim uzunca bir zaman geçiyor da gelen giden olmuyor.

Nihayet bir ses yükseliyor. Epeycedir sazlıkların arasında pusup kalmış olan yavru bağırarak annesini çağırıyor. Anne duyuyor mu, duymuyor mu, belirsiz. Vakit geçiyor biraz. Ve ben pek çok kez olduğu gibi, en heyecanlı yerinde uyanıyorum rüyanın. Tuvalete gidip geliyorum ve derhal gözümü kapatıyorum belki devamını görürüm diye. Şansıma bak ki bu kez görüyorum da, halbuki hiç olmaz böylesi. Rüyam kaldığı yerden değil de kesintiye uğramış da devam ediyor. Sabah olmuş, yavru ördeğin yarısı donmuş olan suyun içinde donakalmış, göğsünden yukarısı da dışarıda, annesiyle kardeşleri gelmiş, kenardan onu izliyorlar, o da bir neşeli, bir neşeli ki sorma. Diğerleri de yüzlerinde gülümseyişle bakıyorlar ona. Yarısı böylecene buz tutmuş haldeyken neden bu kadar neşeli ki bu ördek, diye meraklanıyorum. Ve işte o sırada bir kez daha uykum bölünüyor. "Rüyamızın en heyecanlı yerinin neresi olduğunu nereden bilebiliriz," diyorum kendi kendime.

7 Ocak 2021

Bir kadeh meyle değişmiş küfrü de imânı da

Bağlanıp zülfünde bozdum ahdi de peymânı da
Çeşmini gördüm unuttum derdi de dermânı da

Ey hoş ol mest-i muhabbet kim humâr-ı aşktan
Bir kadeh meyle değişmiş küfrü de imânı da

Merd-i bî-kayda belâ-keşliktedir ârâm-ı dil
Yoksa çoktan terk ederdim cânı da cânânı da

Bende-i pîr-i harâbâtım ki yoktur sıkleti
Zâhid-i zerrâkın olsun ilmi de irfânı da

Âteş-i can-sûz-i dil fikr-i dehân-ı dil-rüba
Âşıkın ma'lûmudur peydâsı da pinhânı da

Çünki derd ehline hep bîgânelerdir çare ne
Sen dahi yâd etme Gâlib sabrı da sâmânı da

Şeyh Gâlib

2 Ocak 2021

İnternetsel işler

Ayrıca rivayet olunur ki Sâdi'nin zamanında damara basmak modaydı.


1 Ocak 2021

Olacak iş

Yıl olmuş 2021, benim hâlâ zaman zaman canım sıkılıyor. Olacak iş değil. Ee, olacak iş değilse nasıl oluyor ki bu iş? Oluyor işte, nasıl oluyorsa öyle oluyor demek ki. Yağmayacak yağmurla kar da yağsa bari. Yağsa da ortalığı biraz şenlendirse.

***

Bugün Facebook'ta 158 arkadaşımın doğum günüymüş. Ne diyelim, insanın arada doğası da geliyor demek ki.

***

Bir zamanlar maarif nazırı olan Emrullah Efendi'nin "Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdik," dediği söylenir ya, o minvalde, şu insanlar da olmasaydı dünyayı ne güzel idare ederdik. Geride bıraktığımız 2020'ye dönüp şöyle bir bakınca aklıma pandemi mandemi gelmiyor da bu geliyor nedense.

Hadi iyi akşamlar.

Sayfa başına git