14 Ağustos 2021

Çocukkapan

Bir kadın, denize kaçan çocuğunu yakalamak için "çocukkapan"la peşinden koşuyor.
NY Daily News'in fotoğrafçısı Ed Clarity'nin ödüllü bir fotoğrafı. 1950'ler. 
 

 

14 Haziran 2020

Mavi bir suyun düşünü uyutur bir tayfa

İki yastık yüksek geliyor, tek yastık alçak. Çözüm arayışlarım sürüyor. Temmuzda memlekete gidince annemin el yapımı yastıklarından birini getirmek çok iyi bir fikir, gelgelelim, bilen bilir, el yapımı yastıklar uzun olurlar, nasıl paketleyeceğimi düşünüyorum şimdi.

Havalar ısınıp da insan yatakta bir o yana bir bu yana dönüp durdu mu yastık sorunu gibi bazı yaşamlar sorunların da farkına varıyor işte. Olduklarımız bir yana, kim bilir farkında olmadığımız daha nice sorunumuz vardır?

Yastık dedim de, bir zamanlar yastıksız yatmaya alışmıştım nedense. En alçak yastık bile yüksek gelirdi. Yastığı bir kenara, başımıysa düpedüz yatağa koyarak yatardım. Bir ara amcamlara gitmiştim, ablalarımdan biri, yatağını toplarken dikkatimi çekti, sen yastık kullanmıyor musun, diye sormuştu.

Yatmaktan söz açılmışken, on dokuz-yirmi yaşıma kadar hep cenin pozisyonunda, dizlerim karnıma çekik bir biçimde yatardım. Bir kez olsun yatağa farklı biçimde girdiğimi hatırlamıyorum. Sonra ne olduysa değişti, olağan bir biçimde boylu boyunca uzanmak suretiyle yatıyorum o gün bugündür.
***
Penceremin önündeki dama bir bebek düşmüş. Bugün dört gün oldu. Üzerine ilk yağmur da yağdı dün. Gidip almayacaklar demek ki. Her gün oraya konan onca martının da pek umursadığı yok. Bebeğin orada uzunca bir süre duracak olması düşüncesi ikide bir "bu bebek ne zamandır burada" cümlesini kurduruyor kafamda.

Bu gemi ne zamandır burada
Çoktan boşaltmış yükünü
Gece de olmuş, rıhtım da bomboş
Mavi bir suyun düşünü uyutur bir tayfa
Arkada, güvertede
Ah, neresinden baksam sessizlik gene.

—Edip Cansever
***
Epeydir sahip olduğum zevklerden biri at nallama izlemek. Önceleri YouTube'dan izliyordum, bu yıl Instagram'da da epey olduğunu keşfettim. Korona günlerinde de kayda değer oranda izledim. Bu zevkimin kaynağı elbette çocukluğum. O zamanlar yılda bir-iki kez köye nalbant gelir ve kelimenin tam anlamıyla köyü şenlik yerine çevirirdi. Atını kapan meydana gider, sırasını beklerdi. Biz çocuklar için de hakiki bir eğlenceydi. İlk gördüğümde çakılan çivilerin nasıl olup da atların ayağını acıtmadığını düşünmüştüm.

Keşke ilk gördüğümüzde düşündüğümüz şeylerin bazılarını bugün hâlâ düşünüyor olabilseydik. 


12 Ocak 2017

Soğuğun ve geçip gitmişliğin kenti

Bu coğrafyanın insanıyım ben de. Bu soğuk hava, yerdeki bu kar, havadaki bu kar kokusu... Öyle tanıdık.
*
İki-üç saat boyunca durmadan kar yağıyor. Yollar, kaldırımlar hep kaplanmış. Çocukluğumun manzarası bu. Hiç değişmemiş. Hiç değişmeyecek. Harika! Geçmişe ait bir şeylerin değişmeyecek olma olasılığı... 
*
İnsanlar... Kayıp düşmemek için daimi bir teyakkuz halinde yürüyenler, soğuktan bedenini büzüştürüp duranlar, bir an önce içeri girip ısınmak isteyenler... Hayatımın gelip geçmiş hemen her kışının manzarası bu. Yabancısı değilim. Böyle soğuk havalarda insanı ısıtan üstündeki kalın giysilerden çok böylesi tanıdık bildik manzaralardır işte. 

Burası Kars. Soğuğun ve geçip gitmişliğin kenti.


16 Aralık 2016

İlk kar

Yılın ilk karı yağdı bugün. İki santim kadar. Çıkıp biraz dolaştım. Birkaç gündür ayaz vardı, özellikle akşamları insanın yüzünü kesecek derecede kuruyordu soğuk hava. Kar gelince biraz yumuşattı haliyle. Gölde kimsecikler yoktu. Bekçiler bile görünmüyordu ortalıkta. Belli ki herkes evine kapanmıştı.


Gölün yüzeyi donmuş. Buzun üzerine kar da yağınca güzel bir görüntü çıkmış ortaya. Hayvanları aradı gözüm. Özellikle de sakarmekeleri (artık adlarını da öğrendim, kullanıyorum ne güzel). Çünkü onlar gölün her yerinde dolaşıyorlar, mesela kazlar gibi yalnızca sazlıklarda takılmıyorlar. Gözüm onları aradı ama yoktular. Gölün fotoğraflarını çekerek ilerledim. Saksağanlar uçuşup duruyorlardı etrafta. Bu saksağanlar her mevsimin kuşlarıdır, aynı zamanda çocukluğumun kuşları, ne çok severim onları. Hep söylemişimdir, resim çizebilseydim en çok saksağan yapardım herhal.

Saksağanlar da kedi gibi, adamı hiç umursamıyorlar. Gelip yakınıma konuyorlar, tam fotoğraflarını çekeceğim, uçup gidiyorlar.

saksağan
Pamuk Prenses ve yedi cüceler

İleride, çimenliklerin orada güvercinler toplanmıştı. Bir şey yiyorlardı, birileri yem atmıştı galiba. Ankara'da da o kadar çok güvercin var ki... Bir de Pamuk Prenses, cücelerini etrafına toplamış eğlendiriyordu. Önlerinden onca yürümüşlüğüm var, ilk defa dikkatimi çektiler. Herhalde kar yağınca daha bir belirgin oluyorlar.

sakarmeke
sakarmeke

Gölün sakinleri hep öte taraftaki uçta, sazlıkların orada toplaşmışlar. Ördekler, kazlar, sakarmekeler... Güvercinlerle serçeler de oradalar. Demek ki soğuk havada burası onların sığınağı. Ayrı takılan birkaç ördek halinden memnun görünüyordu. Buzların altını gagalayıp bir şey yiyorlardı, ne olduğunu anlayamadım. Doğa insanı hayrette bırakıyor. Bu soğuk havada buz tutmuş suyun içindeki hayvanlara bakınca insanın içi titriyor. Belki onlarınki de bizim yaşamımıza bakınca titriyordur, kim bilir.

Kuşları videoya çekerken baktım kazlar birden tıslamaya başladılar. Bir çift, elinde bir poşetle onlara doğru yaklaşıyordu. İçinde yem olduğunu her nasılsa anlayıp sevinçle bağırmaya başlamışlardı. Adamla kadın yemi verince sudaki ördekler, dallardaki güvercinlerle serçeler de gelip kazlara katıldılar, çabucak bitirdiler, sonra herkes yerine döndü.

güvercin
güvercin

Gölün korkuluğuna konmuş bir serçe ben oradan geçince uçtu gitti. Birkaç adım yürüdükten sonra döndüm. Serçenin ayak izlerini merak etmiştim. Hemen arkasında da gölün üzerindeki karda bir sakarmekenin ayak izleri vardı. O da tuhaf, yüzüyor ama ayağı perdeli değil. 

Gölün etrafında dura dura, hayvanları izleye izleye bir saatte dolaştım. Bir tur daha atasım vardı da nedense evin yoluna koyuldum. Yolda bizim köyün kışını, manzaralarını özledim.

27 Kasım 2016

Con Fidel

© Meyer Liebowitz / The New York Times

25 Nisan 1959. Fidel Castro, devrim düşüncesini Amerika kıtasının tümüne yayma hedefinin bir ayağı olarak New York'u ziyareti sırasında Central Park'ta bir araba yarışını izlerken. Biraz sonra burada üzerinde bomba taşıyan bir suikastçı yakalanacaktır. Aynı gün Bronx Hayvanat Bahçesi'ni de ziyaret eden Fidel, fillere yiyecek verirken, "Bu hayvanat bahçesi New York kentinin sahip olduğu en iyi şeydir," demiştir.

17 Ağustos 2016

Görüntüler

Başlangıçta söz vardı, denir fakat bence başlangıçta her zaman bir görüntü vardır. Ben bir sohbete hep bir görüntüyle başlamışımdır. Fotoğraf söz konusu oldu mu en sevdiğim şey bir anın görüntüyle yazılabiliyor olmasıdır, çünkü asla geri gelmeyecektir o an. Fotoğrafı çekersin, aradan bir an geçer ve her şey değişmiştir.

Abbas Kiarostami

19 Nisan 2015

Fotoğrafı çekememek

Burada neredeyse hiç fotoğraf çekemiyorum.
Oysaki geldiğim yerde böyle değildi; çok çekerdim.

Geldim geleli bir kez şarj ettim makinanın pilini, o da tam boşalmadan.
Halbuki orada hemen her gün şarj etmem icap ederdi.

Burada ya benim gözüm görmez oldu, ya da fotoğrafı çekilecek bir şey yok; ikisinden biri (ama hangisi?).

Mevsimsizlikle bir ilgisi olabilir mi bunun? Burada mevsim yok. Bazı yerlerde tek bir mevsim vardır, ama sonuçta vardır, burada öyle bir şey de yok, hiç mevsim yok. Mevsim olmayan yerde fotoğraf çekmek çok zor. 
Ne var ki daha önce de mevsimsiz yerler gördüm. Oralarda öyle ya da böyle, çekiyordum bir şeyler. Burada niye?.. 

Fakat bazen insanın içinde de mevsimsizlik yaşanabiliyor ya...
Olur ki ondandır.

(Gene de ara sıra deklanşöre bastığı oluyor insanın):
.


Sayfa başına git