![]() |
| Via |
4 Eylül 2020
4 Mart 2019
16 Ocak 2018
Kendini gören kedi
Mustafa'yla yokuş aşağı yürüyorduk. Az ileride bir kedi, park etmiş bir arabanın üzerine çıkmış, ön camdan içeriye bakıyordu. Öyle dikkatli bir bakış ki. Herhalde içeride biri var, ona bakıyor sandım ilkin, ancak yanına varınca gördüm ki arabada kimse yok. İyi ama bu kedi neye bakıyordu böyle meraklı meraklı? Hani bir kuşu yakalamaya çalışırken sessizce, temkinlice yanaşır ya kediler, işte tam da öyle bir hal tavır. Başını okşadım. Arabadan içeriye de şöyle bir göz attım ve işte o an fark ettim ki kedi camda kendini görüyor ve bir yabancı sanıyor.
Yolumuza devam edip yokuşu inerken bu hal insanlarda da var mıdır acaba, diye düşündüm. İnsan da kendine bir yabancıymış gibi merakla bakar mı ki?
Yolumuza devam edip yokuşu inerken bu hal insanlarda da var mıdır acaba, diye düşündüm. İnsan da kendine bir yabancıymış gibi merakla bakar mı ki?
2 Nisan 2014
Kedili anılar
Hatırlıyor musun, köyde samanlık bulamamıştık da trafoda buluşmuştuk seninle? Bir ara kedi girmişti trafoya, korkudan ödü kopmuştu ikimizin de, baban geldi diye. Ne günlerdi!..
16 Kasım 2013
Kedinin İşi
Kedi duvara işedi. Bir kedinin duvara işediğini hiç görmemiştim o güne dek. Dahası, bir kedinin işediğini görmemiştim. Ne tuhaftı.
Neresi tuhaftı bunun? İşte bunu bilmiyordum. Ortada bir tuhaflık vardı ya, ne olduğunu çıkaramıyordum bir türlü.
Kedi çekip gitti. Öyle umursamaz bir hali vardı ki... Bütün duvarların sahibi oydu sanki. Kedinin ardından bakarken aklıma, insanlar olarak ne kadar özgür olduğumuz meselesi takıldı gene. Hakikaten ne kadar özgürdük? Bir kedi, şehrin dilediği duvarına dilediği zaman işeyebilir. Hayır hayır, o hemen aklınıza gelen şey değil söylemek istediğim; biz insanlar da dilediğimiz zaman dilediğimiz duvara işeyebilelim demeye getirmiyorum. Kaldı ki, biz mi daha çok kirletiyoruz şehirleri, kediler mi? Değil mi ya?
Sahi, duvarlar kime aittir? Ardında yaşayanlar, bir duvarın iç yüzüne sahip çıkabildikleri kadar dış yüzüne de sahip çıkabilirler mi? Çıkamazlar gibime geliyor. Öyle olsaydı, bu kedi bu duvara bu kadar rahat işeyebilir miydi? Bunları düşündüm oradan geçerken.
Nereden geçiyordum? Duvarın dibinden mi? Belki de uzaktan görmüşümdür duvarı. Bin yıllardır süregelen bir gelenektir; duvarlar, insanları ve geriye kalan her şeyi birbirinden ayırmayı marifet sayarlar. Duvarların kendilerini birbirinden ayıran bir şeyler de yok mudur?
Kedilerin biz insanlarla çok ortak noktası var. Belki de bize en çok benzeyen hayvandır kedi, nereden bilebiliriz?
Her neyse, oradan geçip gittim. Ama o tuhaflık peşimi bırakmadı. Alt tarafı, bir kedinin işediğini görmüştüm, neden o denli üstünde duruyordum? Duvara işemekse, duvarlara işendiğini görmüştüm defalarca. Kafamı kurcalayan neydi o halde? Başka bir tuhaflık vardı da kedinin işediğini görmüş olmak onu mu çağrıştırmıştı? Bilmiyordum.
Düşündüm durdum. Baktım olacağı yok, dönmeye karar verdim. Oradan bir daha geçersem, belki beni bu denli düşündüren tuhaflığın ne olduğunu anlardım. Döndüm. Çok sürmedi oraya varmam. Kedi zaten çekip gitmişti. Duvarsa yerli yerindeydi.
Ee, bu kadar mı, diye soracaksınız. Evet, bu kadar. Hayatın kendisi bile yarım yamalak bir hal almışken, öykülerin yarım kalmasından daha doğal ne olabilir.
Ne olabilir?
Neresi tuhaftı bunun? İşte bunu bilmiyordum. Ortada bir tuhaflık vardı ya, ne olduğunu çıkaramıyordum bir türlü.
Kedi çekip gitti. Öyle umursamaz bir hali vardı ki... Bütün duvarların sahibi oydu sanki. Kedinin ardından bakarken aklıma, insanlar olarak ne kadar özgür olduğumuz meselesi takıldı gene. Hakikaten ne kadar özgürdük? Bir kedi, şehrin dilediği duvarına dilediği zaman işeyebilir. Hayır hayır, o hemen aklınıza gelen şey değil söylemek istediğim; biz insanlar da dilediğimiz zaman dilediğimiz duvara işeyebilelim demeye getirmiyorum. Kaldı ki, biz mi daha çok kirletiyoruz şehirleri, kediler mi? Değil mi ya?
Sahi, duvarlar kime aittir? Ardında yaşayanlar, bir duvarın iç yüzüne sahip çıkabildikleri kadar dış yüzüne de sahip çıkabilirler mi? Çıkamazlar gibime geliyor. Öyle olsaydı, bu kedi bu duvara bu kadar rahat işeyebilir miydi? Bunları düşündüm oradan geçerken.
Nereden geçiyordum? Duvarın dibinden mi? Belki de uzaktan görmüşümdür duvarı. Bin yıllardır süregelen bir gelenektir; duvarlar, insanları ve geriye kalan her şeyi birbirinden ayırmayı marifet sayarlar. Duvarların kendilerini birbirinden ayıran bir şeyler de yok mudur?
Kedilerin biz insanlarla çok ortak noktası var. Belki de bize en çok benzeyen hayvandır kedi, nereden bilebiliriz?
Her neyse, oradan geçip gittim. Ama o tuhaflık peşimi bırakmadı. Alt tarafı, bir kedinin işediğini görmüştüm, neden o denli üstünde duruyordum? Duvara işemekse, duvarlara işendiğini görmüştüm defalarca. Kafamı kurcalayan neydi o halde? Başka bir tuhaflık vardı da kedinin işediğini görmüş olmak onu mu çağrıştırmıştı? Bilmiyordum.
Düşündüm durdum. Baktım olacağı yok, dönmeye karar verdim. Oradan bir daha geçersem, belki beni bu denli düşündüren tuhaflığın ne olduğunu anlardım. Döndüm. Çok sürmedi oraya varmam. Kedi zaten çekip gitmişti. Duvarsa yerli yerindeydi.
Ee, bu kadar mı, diye soracaksınız. Evet, bu kadar. Hayatın kendisi bile yarım yamalak bir hal almışken, öykülerin yarım kalmasından daha doğal ne olabilir.
Ne olabilir?
8 Temmuz 2013
Kediler Krallara Bakabilir
Herşey iyi de, diyeceksiniz, kedi sevmek nedir? Kedi sevmek insanları, sokakları ve şeyleri sevmekten farklı birşey mi? Bilge Karasu, 'kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir' der bir masalında, ben bu farklı sevme biçimini bundan daha iyi tanımlayan bir cümleye rastlamadım bugüne dek. Sahip olmayı yadsıyarak, ya da, sahip olmamayı göze alarak sevmek insanoğluna pek güç gelir. Sevgiyle mülkiyet duygusu öteden beri ortak yaşardır onda, sevgi bağını çoğu kez de tek yanlı, gerçek bir bağ haline sokmaya alışmıştır. Sevdiği kişinin bağımsızlığına da, kendi bağımsızlığına da kolay kolay katlanamaz. Bunu eleştiri, suçlama konusu saymamak gerek gene de: İnsanlar, eninde sonunda, kedi sevenler ve sevmeyenler olarak da pekala ikiye ayrılabilirler. Bir de, benim gibi, yolun sonuna varamayacağını bile bile kedi sevmeyi öğrenmeye çalışanlar vardır. Kedinin sevgi 'anlayış'ındaki farklılık, gülünç gelebilir ama, farklı bir mantığa bel bağlamasından gelir. İnsanlar, kendi doğalarının terimleriyle sevgisiz, hain ya da bencil sayarlar ya kediyi, onun herhalde bu tür kaygıları yoktur. Oynaşmak; sevmek, sevilmek istediği an buradadır. İstemediğinde çekip gider, sizin doyumunuz yarıda kalmış, ona vız gelir.
© Ş. Çimen
(Buradan)
22 Haziran 2013
30 Ekim 2012
Kediler Denize de Bakabilir
![]() |
| © Gregory İvaşenko |
Hz. Nuh Nebi zamanında Ben-i Felid, yani Felidoğuları adında bir kavim yaşardı. Ataları Felid'in Hz. Adem zamanında yaşamış olduğuna dair rivayetler vardı.
Felidoğulları Mundus diyarlarına dağılmış 16 boy halinde yaşarlardı. Bu boylar şunlardı:
Nuh Nebi, tanıdığı bildiği kim varsa hepsine bir haber gönderdi ve yakında bir tufan kopacağını, bundan kurtulmak isteyenlerin kendi gemisine binmesi gerektiğini söyledi. Pek çok kimse gibi Felidoğlulları da gemiye binmeye karar verdiler.
Zaman geldi, Nuh Nebi geminin kapılarının açılmasını emretti. Felidoğulları da gelip gemiye bindiler ve kendilerine gösterilen yerlere geçip yerleştiler. Ancak gemiye biniş esnasında Felisiler'den Tom ile Musoğulları'ndan Ceri arasında nedeni anlaşılmayan bir tartışma yaşandı ve kısa sürede kavgaya dönüştü. Bereket versin ki Asinusoğullarından Benjamin oradaydı da hemen araya girdi ve Tomas'ın çelimsiz Ceri'yi haşat etmesini önledi. Bunu gören Nuh Nebi'nin komutanlarından biri geldi ve görevlilere, "Felisiler'i diğer Felidoğulları'ndan ayrı bir bölüme alın," diye emir verdi. Felisiler'in reisi itiraz edecek oldu ama itirazı para etmedi.
Böylece Felisiler aşireti gemide insanların olduğu bölüme alındı. Önce insanlara karşı biraz çekingen davrandılar ama insanların onları kendilerine alıştırmaları uzun sürmedi.
Tufan koptu, sular yükseldi, Mundus diyarı sulara gömülüp kayboldu. Sonra Tufan durdu, sular geri çekildi ve gemi Cudi Dağı'nın doruğuna oturdu. Nuh Nebi, "çıkabilirsiniz," deyince içerideki herkes çıkmaya başladı. Baktılar ki koca bir dağın tepesindeler. Topluluklardan kimi aşağılara inmeye karar verdi, kimi orada kalmaya.
Pantera Aşiretinden Pantera Leo, bütün Felidoğulları aşiretlerinin reislerini topladı ve, "biz burada kalalım, aşağılara inmeyelim," dedi ve ekledi, "ne olacağı belli olmaz, en azından şimdilik gitmeyelim. Bakarsın tekrar Tufan kopar, hiç olmazsa gemi burada, öylesi bir durumda derhal gemiye bineriz tekrar. Çoluk çocuğu düşünmek zorundayız."
Pantera Leo'nun bu sözlerine on altı Felidoğlu aşiretinden destek geldi. Yalnız, Felisiler aşiretine mensup Pişîk lakaplı Felis Catus adlı biri, "ben burada kalmam arkadaş, insanlarla beraber gideceğim. Burada, bu dağ başında vahşi bir hayat süremem," diye ileri atıldı. O böyle deyince uğuldamalar başladı, kimileri itiraz etti, "oyunbozanlık etme!" diye bağırdı arkalardan biri. Pantera Leo da, "güzel evladım, bak hepimiz burada kalıyoruz, sen sadece aileni değil, bütün bir halkını, milletini bırakıp da nereye gidersin, insanlar arasında nasıl yaşarsın," diyerek onu kararından vazgeçirmeye çalıştı. Ama Pişîk olabildiğince kararlı görünüyordu. Bu kez teyzesinin büyük kızı Felis Margarita ile amcasının oğlu Felis Nigripes şanslarını denediler, "ablacım," dedi F. Margarita, "insanlar kim, biz kim. Görülmüş duyulmuş şey midir, Felidoğullarından birinin insanlar arasında yaşadığı?" Amcaoğlu F. Nigripes de destek verdi F. Margarita'nın bu sözlerine, "gel vazgeç bu sevdadan kardeşim, insanlarla biz bir değiliz. Bir iki günde hevesini alır, aileni, akrabalarını özlersin. O zaman geri dönüş imkânın da olmaz. Ne yaparsın, ne edersin, ne yer ne içersin orada, insanların arasında?"
Bunlardan başka bir dünya söz daha söylendi ama hiçbiri fayda etmedi. Felis Catus, namıdiğer Pişîk, Nuh diyor peygamber demiyordu. Baktılar olacak gibi değil, "git hadi, ne halin varsa gör. Bundan böyle seni bilmeyiz, tanımaz etmeyiz," diyerek yol gösterdiler ona. O da koşarak, dağdan inmeye başlayan insanlara karıştı ve aldı başını gitti.
İşin aslı ise şuydu, gemide Felisiler aşireti insanların olduğu bölüme alınınca onlardan kimileri insanlarla hemen dost olmuşlardı. Felis Catus da, daha gemiye bindikleri ilk gün İbrahim adında küçük bir insanla arkadaş oluvermişti. İbrahim onu o denli sevmişti ki buna çok şaşırmıştı. İnsan kavminden birinin onu bu kadar sevebileceğini hiç düşünmemişti. Gemide oldukları sürece birbirlerinden hiç ayrılmamışlar, aralarında kuvvetli bir dostluk bağı oluşturmuşlardı. Böylece Felis Catus ne pahasına olursa olsun insanlarla gitmeye karar vermişti.
İşte o gün bugündür, Felidoğullarından bir sürü aile dağlarda, ormanlarda, vadilerde, hatta ıssız çöllerde yaşarken, onların kavminden Felis Catus ailesi biz insanlarla beraber yaşamakta.
Bunlardan başka bir dünya söz daha söylendi ama hiçbiri fayda etmedi. Felis Catus, namıdiğer Pişîk, Nuh diyor peygamber demiyordu. Baktılar olacak gibi değil, "git hadi, ne halin varsa gör. Bundan böyle seni bilmeyiz, tanımaz etmeyiz," diyerek yol gösterdiler ona. O da koşarak, dağdan inmeye başlayan insanlara karıştı ve aldı başını gitti.
İşin aslı ise şuydu, gemide Felisiler aşireti insanların olduğu bölüme alınınca onlardan kimileri insanlarla hemen dost olmuşlardı. Felis Catus da, daha gemiye bindikleri ilk gün İbrahim adında küçük bir insanla arkadaş oluvermişti. İbrahim onu o denli sevmişti ki buna çok şaşırmıştı. İnsan kavminden birinin onu bu kadar sevebileceğini hiç düşünmemişti. Gemide oldukları sürece birbirlerinden hiç ayrılmamışlar, aralarında kuvvetli bir dostluk bağı oluşturmuşlardı. Böylece Felis Catus ne pahasına olursa olsun insanlarla gitmeye karar vermişti.
İşte o gün bugündür, Felidoğullarından bir sürü aile dağlarda, ormanlarda, vadilerde, hatta ıssız çöllerde yaşarken, onların kavminden Felis Catus ailesi biz insanlarla beraber yaşamakta.
2 Mart 2012
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













