22 Haziran 2018

Yol

Yol, kendine bir yer bulamamış
kişinin özlemidir.

Kendi yerini yerleşiklikte
bulamayan kişi,
onu yolculukta arar.

***

Yeni bir yola çıkan kişi,
yolun nasıl bir olanak olduğunu anlar
— ama, ancak, yola çıktıktan sonra...

Yola çıkan kişi, yolun gerektirdiklerini
sonuna dek kabullenmek zorundadır.

Bir yeri toptan terkedip yeni bir yola çıkan
kişi, terkettiği yerdeki herşeyi —herkesi—
mutlak bir biçimde terketmiş; çıktığı yolda
rastlayacağı herşeyi —herkesi—de,
mutlak bir biçimde kabullenmiş olmalıdır
—sağlam yürümenin ilk koşuludur bu.

***

(...)
Yerleşiklikten rahatsız olan kişinin
gezginlikte aradığı, aslında,
yerleşebileceği bir yerdir: Düzenini
bozarak gezginliğe çıkan kişi, kendi
düzeninin peşine düşmüştür.

***

Ancak bir yeri terketmesi gerektiğini
anlayan kişi, bir yola çıkabilir
—ve tersi: ancak bir yola çıkması gerektiğini
anlayan kişi, bir yeri terkedebilir.

Oruç Aruoba, Yürüme.

12 Haziran 2018

Kediler

Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir. O umursamaz bağımsızlığı, sırası gelince, kendi de göstermek olanağını -çocukça bir haklılık duygusuyla- elinde tutmak demektir. Kedi, kendi canı istediği zaman gelir sokulur size; canı istemiyorsa, çağrılarınızı karşılıksız bırakır. Üç beş okşayışla mırıltılar, gırıltılar başlar, bunlar gitgide yükselir; bir birliktelik kurulmuştur. Ya siz, bir kımıltınızla, onun rahatını bozduğunuz için, ya da o, uyarım doygunluğuna erdiği için, bu birliktelik bir anda çatışma halini alabilir. Kedinin "nankörlüğü" denen, denegelen, kedinin bu "bencilliği"dir; insanca davranış kurallarından esinlenerek hayvana yakıştırdığımız bir "bencillik..." On sekizindeki bir delikanlının gücüne erişmiş altı aylık bir bebekle oynamağa kalksaydık, sonuç daha başka olmazdı ki... 
Bilge Karasu, Göçmüş Kediler Bahçesi, Metis Yay.

9 Haziran 2018

Köprü

Akşamdı. Hava kararmak üzereydi. Omzumda heybem, şehre gidiyordum. Fakat yolu bilmiyordum, çünkü ilk kez geçiyordum buralardan. İleride köprü vardı. Besbelli, şehir köprünün öte yanındaydı. Gelgelelim köprünün hemen karşı tarafından yol ikiye ayrılıyordu. Hangisinden gitmeliydim? Yanlış yola girersem birazdan havanın iyiden iyiye kararmasıyla kaybolabilirdim de. Neyse ki biraz daha yaklaşınca köprünün üzerinden karşıya geçmekte olan birinin karartısını gördüm. Sevindim haliyle. Epeyce yavaş yürüyordu, kısa boylu biriydi. Az sonra yetişecektim. Bu uzunca köprü geniş bir yatakta akan bir ırmağın üzerindeydi. Nihayet köprüye vardım, birkaç adım sonraysa seslendim: "Selamün aleyküm, dayı!" Bana döndü. Dönmesine döndü de o da nesi, insan sandığım kişi meğer bir ayıymış. İlkin kaçmayı düşündüysem de bunun hiç de iyi bir fikir olmayacağına karar verip adımlarımı da biraz yavaşlatarak yürümeyi sürdürdüm. Yanına varınca, "Ve aleyküm selam," diyerek selamımı aldı ve bir şey demeden yüzüme baka durdu. Bunun üzerine bir şey deme gereği duydum. Ne desem, ne demesem, diye düşünürken nasıl olduysa, "Kusurumu bağışlayın," dedim, "size dayı diye hitap ettim ama doğrusunu söylemek gerekirse bir ayıya nasıl hitap edileceğini de bilmiyorum." Bunları söylememle yüzünde bir gülümseme belirdi, ardından şunları söyledi: "Amaan evladım, takıldığın şeye bak, bizim memlekette, üstelik de yıllardır, handiyse herkes köprüyü geçmekteyken bize dayı diye hitap eder, biz çoktan alıştık buna."

5 Haziran 2018

Denizini Özleyen Martı

Dün gece şöyle bir rüya gördüm: Tramvaya biniyorum. Vagon küçük, bir tek boş koltuk var, geçip ona oturuyorum. Altmış yaşlarında bir adamla yüz yüze geliyorum, önümdeki koltukta oturuyor. "Çantanız çok güzel," diyor. Gözüm çantama ilişiyor, güzel olup olmadığı konusunda bir fikrim olmadığını anlıyorum. Teşekkür ediyorum. Adamın söze girmek için çantayı kullandığını anlıyorum. Bir-iki laf daha ettikten sonra, "Size bir teklifim var," diyor. "Buyurun," diye yol açıyorum kendisine. "Bu geceden başlayarak göreceğiniz bütün rüyaların gerçekleşmesini ister misiniz?" Bunu söylerken gözlerinin içi gururla gülüyor, karşısındakine reddedilemeyecek bir hazine vaat eden birinin tavrı var üstünde. Kararsız bir kuşkuculukla, "Kötü rüyalar görme olasılığını ne yapacağız peki?" diye sorup sürdürüyorum: "Rüyamda beni kaplanların parçaladığını düşünsenize." Ciddileşiyor: "Hayır hayır," diyor, "o kadar uzun boylu değil." Gülüyor sonra, "Meraklanmayın, size bir şey olmayacak," diyor. Camdan dışarı bakarak az düşünüyorum bu tuhaf adamın teklifini. Sonra ona dönüyorum: "Kabul. Ucunda ölüm yok madem..."

4 Haziran 2018

Hayat

Hayat aklımızda kalanlarla aklımızdan çıkanların toplamıdır.

2 Haziran 2018

Aklımı başımdan alan bu beklenti ve umut

Islık çalmaya başladım. Arabasında giderken hızın ve müziğin keyfini çıkaran birine benzemiştim. Karşıdan geleni son anda fark edebildim. Helen, diye seslenmek istedim. Ama sesim çıkmadı. Ve örtülere bürünmüş kişi yanımdan sessizce geçti gitti. Ben ise sevgiye susamışlığımla öylece kalakaldım. Örtülere bürünmüş kişi çoktan gözden kaybolmuştu bile. Neden sonra kendime gelerek otele yöneldim, kibarlığım beni zor durumda bırakıyordu hep. Helen'i düşünmeyi sürdürüyordum. Her yanımı arzu sarmıştı, ama soluk alabiliyordum; attığım her adımda biraz daha rahatlıyordum.
Helen'den korkuyordum. Hiçbir zaman benim sevgilim olmamıştı. Öylesi bir yakınlık değildi bizimki. Aklımı başımdan alan bu beklenti ve umut nereden çıkmıştı ki! Helen beni eskisi gibi kaşılarsa belki yine onu bulmuş olacaktım.
Bodo Kirchhoff, Kum Adam.

1 Haziran 2018

Niyet

"Niyetli misin," diye sordu, "evet," dedim, "pek çok şeye niyetliyim."

29 Mayıs 2018

Derin deniz'e doğru giderken

Düşümde serin bir yaz akşamıydı. Yeryüzünün bütün memleketlerini kendi memleketime benzer biliyor, bütün mevsimlerini kendi mevsimlerim gibi düşünüyordum. Bir de ay ışığının bir adının da mehtap olduğunu bilmiyordum.

Sonra uyanıyordum.

26 Mayıs 2018

Köpek

Uzun tel örgünün dibinden geçen yaya yolunda yürüyorum. Karşıdan, telin öbür yanından bana doğru bir köpek geliyor. Şu bodur olanlardan. Köpek ırklarını pek bilmem etmem, bir Alman kurdu, bir de Kangal'dır tanıdığım. Yanına varınca ıslık çalıyorum. Yaklaşıp kuyruk sallıyor, yönünü değiştirip bana katılıyor, beraberce yürümeye başlıyoruz. Durmadan bu yana geçecek bir yer arıyor ama ne çare, tel örgü. O taraf daha yeni açılan çevre yolu. Arabalar, çokça da kamyonlar, iş makinaları durmadan geçiyorlar, vızır vızır. Köpekten yana bir tehlike yok, kaldırımdan yürüyor. Fakat işte, dedim ya, bu yana geçmek istiyor. Gelmesin istiyorum, gelse, bir yolunu bulup bu tarafa geçse, yiyecek bir şeyler isteyecek, verecek bir şey de yok. Neyse ki az sonra yürüdüğüm yol yavaş yavaş sola kıvrılarak tel örgüden uzaklaşıyor, böylece o da benden umudunu kesip yürümeyi bırakıyor. Birkaç dakika sonra dönüp baktığımdaysa gözden kaybolduğunu görüyorum.
***
O esnada ülkedeyse kısa süre sonra yapılacak seçimden, dolar karşısında rakibinden sert yumruklar yiye yiye bir türlü ayağa kalkamayan ezik bir boksörün durumunu andıran paradan ve daha bir sürü gereksiz şeyden konuşuluyordu. İşin acı yanı, hayatımızın böylesi gereksiz şeyler yüzünden heba olup gidiyor oluşuydu.
***
Akşam üzeri yanımda arkadaşın biriyle yemekhaneden çıkınca "köpeğimizi" gördük. Meğer o da tanıyormuş. "Buranın" köpeğiymiş. Öbür köpeklerle birlikte buralara takılıyorlarmış. Bekçilerle yemekhane işçileri ara sıra besliyorlarmış da. Sevindim. Başını okşadık köpeğimizin. Bizimle birlikte epey yürüdü. Bizi çok sevdiği her halinden belliydi. Ülkedeki insanların nereden baksan yarısından daha iyi olduğu su götürmezdi. Bir kez daha anladım ki kötü yönetilen bir ülke içinde yaşayan insanların kötülüğünün eseridir. Ancak iyi insanların varlığı da gelecek için umutlu olmanın nedenidir.

23 Mayıs 2018

Anı

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma

Nerdeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz da vardı
Geceniz geliyor aklıma

Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma

Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken o dalgınlık bundan
Tel örgünün deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma

Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Çağımıza yakışan vakur, sade
Davranışınız geliyor aklıma

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil, unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma.

Melih Cevdet Anday

21 Mayıs 2018

Dört yıl gecikmeli

21 Mayıs 2014'te başlayıp yarım bıraktığım
bir yazı. Bunlardan o kadar çok var ki...
Bari bu yılın aynı günü yayımlamış olayım.


Altıncı sınıflardan bir öğrencinin soyadı Yeşilçınar. Ömer Yeşilçınar. Sempatik bir çocuk. Ömer, dedim, sana bir ödev veriyorum, Bahçada Yeşil Çınar türküsü ezberlenecek. Hiç duymuş muydun bu türküyü, diye de ekledim. Duymamış. Yarı şaka, yarı ciddi dediğimi o da anladı. Madem soyadın Yeşilçınar, ezberleyeceksin, dedim. Ömer akşam evde internete girip türküyü bulmuş. Ancak sanırım internet pek hızlı olmadığından kesik kesik dinleyebilmiş. Hocam, hiçbir şey anlamadım, diyordu ertesi gün.
***
Her yer yeşillenmeye başladı on gün içinde. Bizim burada ağaçlardan en çok kavak var. Milyonlarca. Keşke başka başka ağaçlar da bu kadar çok olsaydı diyorum kendime sık sık. Çınar pek yok ama  Yapacak bir şey yok. 

Kavak geçmişte işe en çok yarayan ağaç olduğu için insanlar hep kavak da kavak demişler. Eskiden evler taştan örülür, üstü de ağaç ve tahtalarla örtülürdü. Bu iş için de en iyi ağaçtır kavak. Uzun ve düzdür çünkü. Geçmişteki kadar olmasa da bugün de hâlâ kullanılıyor böyle.
***
Yıllar önce, hiç Ankara'nın doğusuna geçmemiş bir arkadaşım bizim burada elma yetiştiğini duyunca şaşırmıştı. Aynı yıllarda bir başka arkadaşım da –Antalyalıydı– Van'da yazın hiç terleyip terlemediğimizi sormuştu. Evet, buranın iklimi elbette Antalya'nınkinden daha soğuk, ama herhalde o arkadaşım burayı Kuzey Kutbu gibi tahayyül etmişti. Olabilir tabii, bunlar görülmemiş duyulmamış şeyler değil. O halde biraz anlatayım, önce ağaçları, sonra havayı.

Burada meyve ağacı olarak elma, erik, kayısı, armut, kuşburnu, kiraz var. Hem de bol miktarda. Çok olmasa da badem de var. Ceviz'in anavatanının Van-Bahçesaray olduğunu okumuştum, ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum ama çokça ceviz ağacı var bu coğrafyada. Diğer ağaçlardansa kavak, söğüt, akasya, servi, karaağaç, ardıç ve bir-iki çam türü var.

İklime gelince... Doğu Anadolu'da Erzurum-Kars bölümü çok soğuk ama Van, gölün de etkisiyle daha ılıman. Her yıl ocağın sonlarıyla şubatın başlarında yirmi gün kadar dondurucu diyebileceğimiz soğuk havalar görülür. Bunun dışında İstanbul'da nasıl geçiyorsa kış buranın şehir merkezlerinde de öyle geçer. Dağlık bölgelerde haliyle biraz daha sert yaşanır. Nisanın başında ısınmaya başlayan hava mayıs geldi mi kendini iyice hissettirir. Mayıs başlarından haziran başlarına kadar hava sıcaklığı 10 - 25 derece arasında seyreder.

18 Mayıs 2018

Bir Akşamın Üzeri

Kadın iki eliyle karnını kavramıştı. Besbelli, acılar içindeydi. Kara saçlarının kalınca örüklerinden biri turuncu kazağının üzerinde göğsü boyunca iniyordu. Geçen ay annesi kaybolan yavru kedi olan bitene kayıtsız görünüyordu. Hayatsa hep olduğu gibi ilginç bir trene benziyordu.

9 Mayıs 2018

Tamam

Seçmen kaydımızı buraya aldırmaya birkaç hafta önce karar vermiştik de ben unutakalmışım, bugün son gün müymüş neymiş, dün akşam arkadaşlar söyledi, iyi dedik, gidelim. Gittik bu sabah, yeni ev sahiplerimizi beklerken site içindeki küçük Migros'a su almaya girdim, bir suyla bir sakız alıp çıktım. Sakız ister misiniz, diye sorarken elimdeki sakızın ambalajını açıyordum, birer tane uzattım, arkadaşlardan biri aldı, öbürü, ben almıyorum, dedi, cebinde zaten çiğnenmemiş yarım sakızı varmış. Ben de öyleyim, bir sakız fazla gelir, yarısını çiğner, yarısını kâğıdına sarıp sonraya bırakırım. Bir arkadaş öbür arkadaşa, oku bakayım falını, dedi, o da okudu. Şu bilindik sakız fallarından biri. O bitirince, ben de okuyayım bari, diyerek başladım okumaya:

Beni candan usandırdı
Cefadan yar usanmaz mı
Felekler yandı ahımdan
Muradım şemi yanmaz mı

Arkadaşların biri inandı, öbürü, inanma üfürüyor, dedi. Biri yüzüme bakadururken, Fuzuli'nin yahu bu, diyerek güldüm. Öbürüyse, sen daha fuzulisin, dedi bana, hep birlikte güldük. 

Diğer arkadaşlar da geldiler, nüfus kaydımızı bunların evine alacağız, yeni ev sahibi dediklerim, binip kaymakamlığa gittik, kaydımızı aldırdık filan. Sırada bekleyenlerin kaydadeğer kısmı Suriyeli. Arkadaş, bunlar da oy kullanmak için mi geliyor, diye sordu. Yok, dedi memur kadın, Birleşmiş Milletler yardımı almak için nüfus kayıtlarını mı yaptırıyorlarmış neymiş. Eğer milletler gerçekten birleşseydi bugün bu Suriyeliler bu halde olmazdı herhal, ha?

Elimizde Nüfus Müdürlüğünün verdiği kâğıtla bu kez de İlçe Seçim Kuruluna gittik, seçmen kaydı işlemi hemen halloldu. Gelmişken adayların biri için imza verelim, dedi arkadaş, pek gönülsüzdüm ama kabul ettim, hayatımda oy vermeyeceğim, hatta selam vermeyeceğim biri aday olsun diye imza verdim, ne günlere kaldık be! Ülkeyi bu duruma koyanlar gün yüzü görmesin, ne diyeyim.

Dönüşte taksi bulana kadar canımız çıktı. Nihayet bulduğumuzsa tanıdık çıktı, geçen gün de binmiştim. Köyden çağla gelmiş, uzattı birer avuç, aldık bir-iki tane, Çanakkaleliymiş, çok güzeldi çağlası, taptaze.

Hava da yağmurluydu bugün.

7 Mayıs 2018

Yeni Türkiye, yeni kelimeler

Müstenbil: İstanbullu
Müzmir: İzmirli
Mavnun: Vanlı
Makrıs: Karslı
Mabrus: Bursalı
Müçenakkil: Çanakkaleli
Mayezgut: Yozgatlı
Müdenni: Adanalı
Mükyesri: Kayserili
Müsemsin: Samsunlu

27 Nisan 2018

Hani

hiç bitmeyecekmiş gibi gelen o uzun ve kıvrımlı yokuşu çıkıyorduk, rastgele bir radyo kanalı açmıştık (hangimiz?), Slav dillerinin birinde bir şarkı çalıyordu (şimdi tek bir sözünü hatırlamıyoruz şarkının), daha yarım saat evvel açık olan hava şimdi kapanmaya yüz tutuyordu, yağacağı bile vardı, iliğine kadar ormanlarla örtülü dağların manzaraları ne de güzeldi, hele bir de geride bıraktığımız o masmavi deniz, iki genç çocuk almıştık (el mi kaldırmışlardı, kendimiz mi durmuştuk?), on sekiz-yirmi yaşında var yoklardı, köylü çocuklarıydı, üst başları köylülük kokuyordu, açık etmeden kendi köylülük zamanlarımı anmıştım oracıkta, "bu çalan parça Sırpça mı?" anlamında "Srpski?" diye sormuştum, sağda oturanı "Srpski" diye yanıtlamıştı beni (anlamış mıydı ne sorduğumu?), gideceğimiz yolu sormuştuk da anlaşamamıştık doğru dürüst, az sonra eski, "biz kentlilerin" kullanmaktan utanacağı telefonunu uzatıp haritayı göstermiş, gideceğimiz yolu tarif etmişti, on km. kadar ötede bırakıp devam etmiştik yolumuza...

26 Nisan 2018

Providing

This life provides us nothing,
we, too, provide nothing to it.

or

Since we provide nothing to this life,
it provides nothing to us. 

Kim kârlı, kim zararlı, kararı size bırakıyorum.

23 Nisan 2018

Geçmişin ölmüşlüğü

Helmut'u, tam da geçmişin ölmüşlüğü ilgilendiriyordu. Klaus Buch, geçmişi dobra dobra anlatmayı seviyordu halbuki. Geçmiş olanla, dobra dobralık kadar birbirine bu denli az uyan iki şey daha var mıdır? Klaus Buch'ta geçmiş, seslerle, kokularla, gürültülerle deviniyordu; geçmiş bugünden daha canlıymış gibi dalgalanıyor, hoş kokular salıyordu. Anımsayanlar, devlerin kıyasıya savaştığı gökyüzüne işaret eden cücelere dönüşür. Helmut yalnızca, parçalar, delikler, sararıp solmuş, tükenmiş, yok edilmiş, şeyler görüyordu. Aslında çoktandır, kendini yok edilmiş şeylerle yaşamaya alıştırmaktan başka bir şey yapmamıştı. Helmut'u bu yok edilmiş olandan daha fazla çeken bir şey yoktu. Günün birinde, sabahtan akşama dek, etrafında bu yok edilmiş olanı toplayacaktı. Kendi varlığını da, geçmişin yok edilmişliğine olabildiğince benzeyen bir duruma sokmaktı hedefi. Daha şimdiden, geçmiş olmak istiyordu. Yönü buydu. İçindeki, çevresindeki ve önündeki her şey, geçmişteki gibi parça parça olmalıydı. İnsanın ölü olduğu süre, yaşadığı süreden çok daha uzundur. Şimdinin, geçmişle kıyaslandığında küçücük kalması grotesk bir durumdur. Bu orantı, şimdinin her saniyesini uygun bir biçimde en aza indirgemeli, parçalamalı, duyumsanamaz oluncaya dek bozmalıydı. 
Martin Walser, Ürkmüş Bir At.

11 Nisan 2018

Sevgili Yakınlığı

Seni hatırlarım sulara günün
          Şavkı vurunca;

Seni hatırlarım, dağlara ay
          Renkler verince.

Seni görür gözüm uzak yollarda
          Tozlar kalkarken;

Derin gecelerde, dağ yollarında
          Yolcu titrerken.

Seni işitirim, boğuk seslerle
          Su yükselince;

Kırlarda sükutu dinlerim gece
          Her şey susunca;

Uzakta da olsan, ben yanındayım,
          Sen yanımdasın.

Gün söker, yıldızlar ışık gökte, ah.
          Burada olsaydın.

W. V. Goethe (1749-1832)
Çeviren: Selahattin Bata
Sayfa başına git