Dün sözümü bozdum ve bir kitap aldım. Hani şurada söylemiştim, bir süre kitap almayacağım diye. Aslında daha geçen haftadan niyeti bozmuştum ben. Italo Calvino amcamızın Görünmez Kentler'i okunacaklar arasında sırasını bekliyordu kaç zamandır. Geçenlerde gidip bir kütüphaneden aldım ve okumaya başladım. Baktım, beklediğimden de güzel bir kitap. Yüz sayfa kadarını okudum. Fakat gördüm ki hiç tatmin edici bir okuma değil. Bari bu yüzeysel bir okuma olsun, geri kalanını da bitireyim de hiç ara vermeden ikinci okumaya geçeyim, dedim kendi kendime. İkincisinde not ala ala, sindire sindire okuyacaktım. Fakat kitabın kütüphaneye ait olması ufak bir sorun olarak duruyordu. Şayet sindire sindire okuyacaksam kitap benim olmalı. Benim olmalı ki dilediğim gibi kullanabileyim. Sözgelimi, yeri gelecek kenarına not almak gerekecek, yeri gelecek renkli kalemle bir cümlenin altını çizmek icap edecek. Bunun yanında, bir de kütüphaneden aldığın kitabın bir süresi var, okumanı o süreye sığdırmak zorundasın. Gerçi süre pek de sıkıntı değildi ama ben bu kitabı almanın her bakımdan iyi olacağına karar verdim. Öyle metrolarda okunacak bir kitap değil işin açıkçası.
Dün Söğütözü'nden Kızılay'a gider gitmez YKY kitabevinin yolunu tuttum. Geçen hafta da gelmiştim ya, akşamdı, kapanmıştı. Dedim ya, o zamandan bozmuştum niyeti. Gelmişken raflara bir göz atmamak olmazdı tabii. On dakika kadar bakındım. Bunu zaten çok yapıyorum. Kitap almamaya karar verişimden bu yana nereden baksan on beş kez kitapçıları dolaşmışımdır. Kitabımı aldım ve çıktım. Gittim bir kafede oturdum, sunuş kısmıydı, şuydu buydu okudum. Kitabın kendisine evde sakin kafayla başlayacaktım. Kütüphaneden aldığım, 1990 basımı, Remzi Kitabevi'nden. Işıl Saatçıoğlu'nun aynı çevirisi olmakla birlikte, YKY'nin bu basımında Calvino'nun kitap üzerine iki kısa yazısı da var.
Bir süre kitap almamaya karar verişimi açıkladığım iki ay önceki o yazıda, "Bu kararı almış olmam, bundan böyle hiç kitap almayacağım anlamına gelmez, ... bazı çok değer verdiğim, kitaplığımda dursun dediğim kitaplar olabilir ve ben de bir ara karar'la almak isteyebilirim," demiştim. Tam da dediğim oldu ve işte bir tane aldım. Ama kararım hâlâ geçerlidir, bu kitabı almam da bir ara karar olmuş oldu. Kararıma da uyuyorum zaten, eski ben olsaydım bu kadar kitapçı dolaşan biri olarak şimdiye kırk kitap almıştım.
Italo Calvino
Çeviren: Celâl Üster
(Buradan)
İşe, ortaya bazı tanımlar koyarak başlayalım.
1. Klasikler, insanların, hiçbir zaman "Okuyorum" demedikleri, genellikle "Yeniden okuyorum" dedikleri kitaplardır. Bu durum, hiç değilse "mürekkep yalamış" denen insanlar için geçerliyse de, gençler için geçerli değildir; çünkü gençler, dünyayla ve dünyanın bir parçası olan klasiklerle ilk kez karşılaştıkları bir yaştadırlar. "Okumak" eyleminin başına getirilen yineleyici "yeniden" sözcüğünün, ünlü bir kitabı okumamış olmayı kabullenmekten utanan kişilerin yeltendiği küçük bir ikiyüzlülüğü yansıttığı söylenebilir. Ama oluşum çağımızda ne kadar çok kitap okumuş olursak olalım, henüz okumadığımız dünya kadar temel yapıt olacağını belirtirsek, bu tür kişilerin yüreğine biraz olsun su serpebiliriz.
Zengin bir deneyim
Herodotos'un tümünü ve Thukydides'in tüm kitaplarını okumuş biri varsa, parmak kaldırsın! Ya Saint Simon'u? Ya da Retz Kardinali'ni?¹ On dokuzuncu yüzyılın büyük roman dizilerinin bile, okunduklarından çok daha büyük bir sıklıkla anıldıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Fransa'da Balzac'ı okulda okumaya başlarlar ve kitaplarının baskı sayısına bakılacak olursa, okul çağından çok sonraları da okumayı sürdürürler. Ama Balzac'ın İtalya'da ne kadar tutulduğu soruşturulsaydı, sanırım sıralamanın en altlarında yer aldığı ortaya çıkardı. İtalya'daki Dickens tutkunları, bir araya geldiklerinde, Dickens'ın romanlarındaki kişilerden ve serüvenlerden gerçek hayatta tanıdıkları kişiler ve kendi hayatlarında yaşadıkları serüvenlermişçesine söz eden küçücük bir seçkinler takımıdır. Michel Butor, birkaç yıl önce ABD'de ders verdiği sıralar, kendisine o güne kadar hiç okumadığı Émile Zola konusunda sorulan sorulardan o kadar bezmişti ki, Zola'nın Rougon Macquart romanları dizisinin² tümünü okumaya karar vermişti. Sonunda bu dizinin, kafasında canlandırdığından tümüyle farklı olduğunu keşfetmiş; olağanüstü denemelerinden birinde Zola'nın roman dizisinin görkemli bir mitolojik ve kozmogonik soyağacı olduğunu yazmıştı. Demek, büyük bir yapıtı yetişkinlik çağında ilk kez okumak, olağanüstü bir keyif verir insana. Daha keyifli mi, yoksa daha az keyifli mi olduğunu söylemek olanaksız da olsa, insanın gençliğinde okumasından çok farklı bir keyiftir bu. Gençlikte, her deneyim gibi, okuma da bambaşka bir tat ve bambaşka anlamla donanır; olgunluk çağında okunan bir yapıtta ise daha birçok ayrıntı, düzey ve anlamın ayırdına varılır (ya da varılmalıdır). Dolayısıyla, klasikler konusunda, şöyle bir tanıma geçebiliriz: