Galiba Pi sayısının sonsuzluğuyla yaşamın sonsuzluğu arasında bir bağlantı kurmak istiyor yönetmen, bana öyle geldi.
Her şeyden önce filmin olağanüstü görsel efektlerinin olduğunu söylemeliyim. Okyanustaki hemen her sahne etkileyici.
Hindistan'ın Fransız kolonisi bir şehrinde, sıradışı bir adamın oğlu olarak doğar Pi. Babasının sıradışı olduğunu en çok da Paris'teki dünyaca ünlü bir havuzun, Piscine Molitor'un adını oğluna vermesinden anlarız. Çocuğun şansı vardır ki zamanla kısalıp Pi olur adı.Pi'nin ailesi şehirdeki bir hayvanat bahçesini işletmektedir. Bir zaman sonra işlerinin bozulması üzerine Kanada'ya taşınmaya karar verirler. Onlarca hayvanlarıyla birlikte bir Japon kargo gemisine binerler. Pasifik Okyanusu'na geçmişlerdir ki fırtına çıkar. Hep meraklı bir çocuk olagelmiş Pi, yine merakına dayanamayarak güverteye çıkıp fırtınayı izlemek ister. Ve işte bu, ailesi için sonun, kendisi içinse bambaşka bir hayatın başlangıcı olur.
Fırtınada alabora olan geminin, Pi'nin açık bıraktığı kapısından sular girer. Gemi personeli kurtarabildiklerini kurtarmaya çalışır. Pi'yi ve birkaç hayvanı bir filikaya koyarak okyanusa salarlar. Başka da kurtulan olmaz.
Bir yandan ailesini kaybetmiş olmanın acısı, bir yandan da koca okyanusta birbaşına kalmış olmanın belirsizliği Pi'yi çaresiz bir duruma sokar. Ne var ki beraberinde bacağını kırmış olan bir zebra, yavrusunu hırçın dalgalara kaptırmış bir maymun, saldırgan bir sırtlan ve olanca dehşeti ve heybetiyle bir kaplan olunca Pi'nin derin kederlere dalmaya yeterli zamanı yoktur ilkin. Sırtlan, zebrayla maymunu öldürür. Pi ne yapacağını düşünürken kaplan ortaya çıkar, filikadaki bir bölmenin altında saklanmıştır, o da sırtlanı öldürür. Böylece geriye Pi ile kaplan kalırlar.
Kaplan vahşi bir hayvandır, doğal olarak bir insanla anlaşması hayli zor olacaktır. Bu, normalde bir kaplanın aleyhine olacak bir durumdur, çünkü insanoğlu binlerce yıl önce hayvanları öldürmeyi, kafeslere koymayı öğrenmiştir, neticede bu kaplan da yıllardır hayvanat bahçesinde tutsak yaşayan bir hayvandır, kısacası insanların hayvanlardan gelen tehditleri nasıl püskürttükleri bilinen bir şeydir, ancak Pi içinde merhamet barındıran bir insandır, kaplanı öldürüp başından atabilecekken bunu yapmaz. Hiç farkında değildir ama daha sonra bunun mükafatını da alacaktır. Çünkü okyanusun ortasında yalnız kalmış olmak tahmin ettiğinden de zordur. İlk günlerin aksine, zaman geçtikçe kaplanın varlığının kendisi için bir tehdit olmaktan çok bir yaşam dayanağı olduğunun farkına varır. Başlangıçta her ikisi de bunun ayırdına varamamıştır aslında, uçsuz bucaksız suların ortasında birbirlerinin dayanağıdırlar. İşin ilginç yanı, kaplan duruma alışkındır, zira yıllarını kafeslerde tutsak olarak geçirmiştir, Pi ise şimdi kaplanın kaderini paylaşmaktadır, o da şimdi koca bir okyanusun ortasında tutsaktır.
Pi, kaplanı eğitmeyi dener ve başarır. Başlangıçta sürekli kükreyen, Pi'ye saldıran kaplan, onun çabaları sonucu biraz olsun ehlileşir. Böylelikle Pi de rahatlamış olur.
Dalgalar onları önce okyanustaki el değmemiş bir adaya, sonra da Meksika kıyılarına atar. Pi, olabildiğince bitkindir, gücünün son kırıntılarıyla kendini kumların üzerine bırakır. Kaplan da onun ardından filikadan iner. Kumsalın hemen ardı ormanlıktır, oraya yanaşıp biraz durur. Durup esrarengiz bakışlarla bir süre ormana bakar. Pi, dönüp kendisine bakacağından tamamen emindir. Devasa bir okyanusta birlikte yaşam savaşı verip kazanmışlardır. Ne var ki kaplan geri dönmez, ne Pi'ye ne de okyanusa bakar; kendini ormanın derinliğine bırakır. Pi, kaplanın bu şekilde vedasız gidişine o denli üzülür ki, kurtulduğuna sevinmeyi bile akıl edemez.
Filmin sonuna doğru yaşanan bu sahnede kolaylıkla göz ardı edilebilecek bir şey vardır. Denizde yaşam savaşı vererek geçirdikleri birkaç gün, Pi'nin gözünden bakarsak, ömür boyu unutulmayacak olan bir deneyimdir. Ancak kaplanın gözünden bakarsak, o zamana kadarki hayatında çok küçük bir değişikliktir sadece, çünkü o, bütün yaşamını hayvanat bahçelerinde, kafeslerde tutsak olarak geçirmiştir. Onun için asıl hayat, kumsalı geçip ormanın sınırına vardığı yerde başlar. Burada bir süre durup ormana gizemli gizemli bakması tam da bundan ötürüdür işte. Elbette orman bir kaplanın doğal yaşam alanıdır. Bu nedenle, Pi'nin düşündüğünün aksine, kaplanın dönüp kendisine bir veda kükreyişi bile vermeden gidişini anlayışla karşılamamız gerek.
*
Yaşam, sonsuz bir gelenektir. Pi'nin Yaşamı insana bunu bir kez daha anımsatıyor.
