29 Ekim 2014

Mim: Blog ödülü

Blogdaşlardan Şenay ve Eren bana blog ödülü vermişler. Kendilerine teşekkür ederim. Adı Dart Ödülü, şu sıralar blog âleminde çok yaygın. Nereden çıktı, amacı nedir, inanın ben de bilmiyorum. 

Bu ödülü aldıktan sonra yapılması gereken üç şey var. 
  • Ödülün fotoğrafını yayımlamak,
  • Size ödülü veren bloğun bağlantısını paylaşmak,
  • Ödülü 15 bloğa vermek.
Ödülü aldığım blogların bağlantısını zaten paylaştım. Bir kez daha paylaşayım: Şenay'ın bloğu Beyaz Gemi, Eren'in bloğu Kitaplık. Ben ödülü on beş bloğa değil, en az bir yıldır blog sahibi olan herkese veriyorum. Hayırlı uğurlu olsun.

Ödülün fotoğrafını paylaşmaya gelince, izin verirlerse biraz oyunbozanlık yapmak istiyorum. Ödülün fotoğrafı yerine, geçen gün çektiğim bir sonbahar fotoğrafını yayımlayıp kendilerine armağan etmek istiyorum. Buyursunlar:


Mim: Kitaplar filan...

Blogdaşlardan Dördüncü Tekil Şahıs yaklaşık üç hafta önce beni kitap konulu bir mimle mimlemişti. Biraz gecikti, umarım kusura bakmamıştır. Hazır yeri gelmişken söyleyeyim, on yılı aşkın süredir bu blog camiasındayım, son bir yıldır gördüğüm kadar mimleme görmedim. Tam anlamıyla bir mim furyası var. Özellikle genç blogcular birbirlerini mimleyip duruyorlar. Nedenini kestirmek zor değil, blogger arkadaşlar için hem bir eğlence oluyor, hem de hazır bir yazı konusu çıkmış oluyor. Ancak, eğer kabul ederlerse kendilerine naçizane bir öneride bulunmak istiyorum. Çok mimleme blogların havasını bozuyor, konularından saptırıyor. Gerçi blog dediğin zaten özgürce yazıp çizme ortamıdır, herkes bloğunda dilediği gibi atını koşturabilir ama yine de ben böyle düşünüyorum. Böyle düşünmeme karşın, gördüğünüz gibi gene de gelen mimleri cevapsız bırakmıyorum. Bereket versin az mimleniyorum. Bunun dışında, blogger'lardan gelen her türlü soruya açık olduğumu da belirtmek isterim. 

Bu yıl bir-iki mim yazısı daha yazdım, onlarda da hep böyle girizgâhlarla konuyu biraz dağıtmıştım. Olur böyle şeyler. :) Seda'nın bu miminde altı soru var:
  • İlk hayranlığım,
  • Favori serim,
  • Favori kitabım,
  • Favori erkek karakterim,
  • Favori kadın karakterim,
  • Favori okuma saatim.
İlk hayranlığım Bıdık Ali serisi. Şaka yaptığım sanılmasın. Beş ya da altı kitaptan oluşuyordu. Ne yazık ki adlarını unutmuşum, Bıdık Ali'nin Atı'nı hatırlıyorum yalnızca, en çok onu seviyordum, sanırım o yüzden aklımda kalmış. Hatta Bıdık Ali'nin atının resmi de kalmış aklımda. Birinci sınıftaydım, okumayı geliştirmemde çok etkisi oldu. Yaşasın Bıdık Ali!

İkinci sorunun cevabı da çıkmış oldu böylece, favori kitap serim Bıdık Ali serisidir. Zaten eğer yanlış hatırlamıyorsam hayatımda Bıdık Ali ile Tombik Ali dışında bir kitap serisi okumadım. Okuyacağımı da sanmıyorum.

Favori kitabım hangisidir? Bunu bazen düşünüyorum ama belli bir kitap için, şudur, diyemiyorum. Sevdiğim çok kitap var fakat tek bir kitap için favorimdir diyemem. İlle bir ad vermem gerekiyorsa yılda bir ya da iki yılda bir okuduğum Orwell amcamızın Hayvan Çiftliği olabilir.

Favori erkek ve kadın karakterlerim yoktur, olsa bile şu an aklıma gelen birileri yok. Aslında okuduğum kitaplarda sevdiğim çok karakter çıkıyor da herhangi biri için favorim olsun dediğimi anımsamıyorum. İlle insan olması da gerekmiyor, mesela Hayvan Çiftliği'ndeki kediyi, sırf damdaki o hali için çok severim.

Favori okuma saatime gelince, galiba gündüzleri iyi okuyorum. Sabah saatleriyle ikindi üstlerini daha çok seviyorum.

Favori okuma yeriniz diye bir soru da olsaydı ya. Hadi onu da ben ekleyeyim. Kütüphanelerde çok keyiflenirim. Büyük ve sessizse kütüphane, daha bir keyiflenirim. Bir kütüphanede iki saat kitap okuyup bir çay molası verdikten sonra bir buçuk saat daha okumak gibisi yoktur. Bir de bazı sessiz ortamlı otobüs yolculuklarında okumayı çok severim. Otobüs mola verip okumamı böldüğü için hayıflandığım çok olmuştur. Elbette bir de kırlarda, bir başıma çimenlere, bir ağacın gölgesine gönlümce uzanıp okuduğum zamanlar var ki sormayın. Böyle zamanlara yılda bir, bilemedin iki kez rastlasam da tadına doyum olmaz. Bunların dışında da kitap okumayı sevdiğim yerler ve zamanlar var elbette.

Kuşkusuz eskiden okumak çok daha keyifliydi. Elimizde telefonlar, bilgisayarlar yoktu. Kitaba ayıracak daha fazla zamanımız vardı. Bakalım yirmi yıl sonra kitap okuma oranları nasıl olacak.

28 Mart 2014

Mim: İzlediğim Bloglar

Blogdaşlardan Dördüncü Tekil Şahıs beni mimlemiş. Uzun zaman olmuştu mimlenmeyeli. Öncelikle bilmeyenler için blog dünyasında mimlemek ne demek, onu kısaca açıklayayım. Bir blogcu ortaya bir konu atar, birkaç soru sorar örneğin, ve mimlediği diğer blogcu arkadaşlarından bunları cevaplamalarını ister. Sonra onlardan da her biri aynı şeyi yapar. Böylece mesele yayılmış olur. 

Bu mimin konusu, takip ettiğimiz, bakmadan geçmediğimiz bloglar. İlkin şunu söyleyeyim, takip ettiğim yüzlerce blog var. Yok ya, diyeceksiniz haliyle, başka işin yok mu ki o kadar bloğu izliyorsun? Elbette bahsettiğim o yüzlerce bloğu her gün izleme imkânım da yok zamanım da. Nasıl izliyorsun peki, diyeceksiniz. Bir, belli aralıklarla, iki, denk gelince. Her gün Blogger'a girince –biliyorsunuz, giriş ekranında izlediğimiz blogların son yayımlanan kayıtlarından birkaç satır görünür– muhakkak göz atarım, ilgimi çeken bir yazı olursa tıklar, tamamını okurum. Bazen başlık ilgimi çeker, bazen de söz konusu birkaç satır. Niçin bu denli çok bloğu izlediğime gelince... Efendim, bendeniz bu blog işini pek bir ciddiye alıyorum. İnternette yazmaya 2002'nin sonbaharında başladım. O zamanlar Web 2.0 kavramını henüz duymamıştık, sosyal medya kavramınınsa esamesi bile okunmuyordu. Portal dediğimiz Ekolay, Mynet gibi bazı siteler biz kullanıcılara statik sayfalar kurma hizmeti veriyordu. İşte ben de kendime bir site kurmuştum o zaman. Elbette şimdiki kadar sık yazıp çizmiyordum o zamanlar, hem acemi olduğum için, hem de, dediğim gibi, statik siteler olduklarından her gün yazmaya elvermedikleri için. Sonra, zaman geçti, blog denen siteler ortaya çıkmaya başladı. Sözcüğü ilk duyduğumda 2005'ti yanlış hatırlamıyorsam. İlk olarak kendime Wordpress'te bir blog açtım ve bir yıl boyunca orada takıldım. Sonra Blogger'ı keşfettim, o zamanlar henüz Google'a satılmamıştı. Gördüm ki Blogger Wordpress'ten daha pratik, kesin geçiş yapmaya karar verdim. Şimdi Wordpress nasıl bilmiyorum ama o zamanlar karmaşık, biraz da "hantal" bir yapısı vardı. Kısa keseyim, burada, şu an bulunduğunuz bloğumda on yılı devirmeye hiç de uzun bir zaman kalmadı. Allah utandırmasın. ;)

Ne diyordum, bunca zamandır blogla, blogculukla böyle içli-dışlı olunca insan ister istemez işi ciddiye alıyor. Ciddiye alınca da blog âleminde neler olup bittiğini, kimin elinin kimin cebinde olduğunu, kısacası bu işin girdisini çıktısını bilmek zorundasın. Bunu kotarmanın yolu da doğal olarak blogları izlemekten geçiyor. Gelgelelim, yukarıda da söyledim, çok sayıda bloğu her gün izlemenin olanağı yok. Ancak işi bir kez kavradın mı, sayısı çok da olsa, izlemenin yolunu bir biçimde bulabiliyorsun. Bu konularda yazacağım daha. Uzun zamandır aklımda. İleride bu blogger'lık konusunda akademik bir çalışma yapma niyetim de yok değil.

Mim yazıları bu kadar uzamaz, ama ne yapayım, kendimi tutamadım.

Şimdi sadede gelelim. Sorumuzu bir hatırlayalım önce: Takip ettiğimiz, bakmadan geçemediğimiz bloglar? Virgülün sol tarafını anlattım; izlediğim bir dünya blog var, ya sağ tarafı; bakmadan geçmediğim bloglar? Onlar da var elbette, ancak sayıları daha az haliyle. Hep izlediğim blogları 2 grupta toplayabilirim sanırım. Birincisi, şu kenar çubuğunda gördükleriniz. Gustibus et Coloribus, Friendship Lives Forever ve Blogus enteresantica adlı üç listede yer alan blogların tamamını, bazıları sık yazmasa da, düzenli olarak izlerim. Bu arada, İsmail Pelit'in adı da hâlâ orada duruyor, halbuki uzun zaman oldu bloğunu boşaltalı. İkincisi, benim bloğumu sürekli ya da sık sık izlediğini bildiklerimin bloglarını izlerim.

İzlediklerim arasında her yazdığını muhakkak okuduğum bloglar da var elbette:
Cem Akaş'ın bloğu Şefin Salatası,
Levent Cantek'in bloğu Derin Hakikatler,
Sevan Nişanyan'ın kendi adını taşıyan bloğu,
Amerikalı bir kütüphanecinin bloğu Book Calendar,
Onur Caymaz'ın kendi adını taşıyan bloğu.
Bir de Ahmet Coka adlı bir vatandaşın bloğu CokaBook var. Onun her yazdığını okuyamıyorum, çünkü yazmıyor, çiziyor. Onun da her çizdiğine muhakkak bakıyorum. Bu altı bloğun hiçbir kaydını neden kaçırmadığımı da hazır söz açılmışken belirteyim. Sondan başlayayım. 1.) Ahmet Coka'nın çizimleri çok güzel, göze hoş geliyorlar. 2.) Onur Caymaz dobra dobra yazıyor, harbi yazıyor. Sahici, tutarlı, ayrıca birikimli. 3.) Kütüphaneleri öteden beri severim, bu yüzden Book Calendar'ın sahibi arkadaş  –bir resmini bile görmüş değilim– tanıdığım, her gün karşılaştığım biriymiş gibi gelir. 4.) Sevan Nişanyan olabildiğince açık sözlü bir insan. Zeki, çok çalışkan. Dilbilimci, etimoloji manyağı. Pek çok da dil biliyor. Ne yazık ki hapse girdi. Uzunca bir süre yazılarından mahrum kalacağız. 5.) Levent Cantek'in ilgi alanlarından biri popüler kültür. Ben de öteden beri popüler kültüre meraklıyım; insan kalabalıkları, yığınlar hep ilgimi çekmiştir. Ayrıca, gündemdeki basit bir konuda yazdığı kısa bir yazıda bile derinliğini fark edersiniz. Bloğunda bol miktarda görsel de yayımlar, çoğu ilgi çekicidir.  6.) Cem Akaş alışık olmadığımız biçimde yazan, alışık olduğumuz biçimde yazmayan bir yazar. Oldukça birikimli. Keşke öykü yazmaya ayırdığı vaktini deneme yazmaya ayırsa. Bunun yanında, pek çok konuda çoğumuzun göremediklerini hemen görebilme yetisine sahip. İşte bu altı vatandaşı bunlardan ötürü hiç kaçırmıyorum.

Evet, doğrusu hiç mim yazısına benzemedi. Eh, olduğu kadar artık. Selamlar...

28 Haziran 2010

Mim...

Gabriel bizi mimlemiş (Edit: 23.04.2021, Gabriel'in bloğu artık yerinde değil).

1. Hangi işleri yarım bırakırsın ya da bıraktığın neler var?
Genelde bırakmam. Ama sürüncemede kalıp uzun zaman alan birçok ufak tefek işim olur. 

2. Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı?
Hayır.

3. En ağır bulduğun, sana dokunan bir yemek var mı?
Varsa bile şu an hatırlamıyorum.

4. Cinsellik ve aşk anlamında unutamadığın biri var mı?
Bir Baltık ülkesinden I. adında üç beş günlük bir yaz aşkım olmuştu...

5. Çocukken sevdiğin çizgi filmler?
Casper, Tom & Jerry, Duffy Duck, Tweety, Road Runner...


6. Blogger'a ne zaman kayıt oldun? Kim vesile oldu? Nereden duydun?
Profilimde Kasım 2006 yazıyor. Ama ondan önce de bir kaydım vardı. Yanlış hatırlamıyorsam 2004... Bloglar henüz yaygınlaşmamışken, dahası piyasada blogculuk yokken de webde sitelerim vardı. Blogger'a transfer olmama kimse aracı olmadı, zaten 'işin içindeydim'...

7. Çok paran oldu neler yaparsın?
Ama çok göreli bir kelime... Ne kadar çok? :)
Sayfa başına git