9 Kasım 2013

Fotoğrafların Anlattıkları - 3

© National Army Museum, London
Kuzey İrlanda'nın başkenti Belfast. Tahmini 1973. IRA'yla İngiliz Ordusu arasında sıcak çatışmaların yaşandığı günler. 

Geçenlerde Levent Cantek'in blogunda gördüm bunu. Altında herhangi bir şey yazmıyordu. Duvardaki Little Patrick Street yazısından buldum fotoğrafı. Londra'daki İngiliz Ordu Müzesi'nde yer alıyormuş. Kimin çektiği hakkında bir bilgi bulamadım müzenin sitesinde. Amatör bir fotoğrafçı tarafından çekilmiş olduğunu düşünüyorum, çünkü sitede de çekildiği tarih olarak c1973 yazıyor, yani tahmini bir tarih.

Üç-dört yaşlarında bir çocuk, arkadaşlarıyla oynamak için duvarın dibinden yürüyerek yanlarına gidiyor. O anda binanın öbür duvarının yanından devriye gezen iki İngiliz askeri geliyor. Ne askerlerin çocuktan haberi var, ne de çocuğun onlardan. Tam, askerle çocuk karşılaşacakken fotoğrafçı deklanşöre basıp o an'ı ölümsüzleştiriyor. 

Yoğunluğu ne olursa olsun, bir savaş en çok çocuklara zarar verir. Çünkü savaşın ne olduğunu, niçin yapıldığını bile bilmezler. Ama onlar her şeye rağmen gene de çocukluklarını yaşamak isterler. Fotoğraftaki çocukların kayıtsızlığını da böyle yorumlamak gerek. Hayat, asıl biz ona kaydetmeden yaşayıp gittiğimizde güzeldir, büyür büyümez unuttuğumuz bir gerçektir bu. 

7 Kasım 2013

Fotoğrafların Anlattıkları - 1

© Yevgeny Ananievich Khaldei (Евгений Ананьевич Халдей)
Bu fotoğrafı, geçenlerde şair Betül Tarıman facebook'ta paylaşınca gördüm. O da bir başka sayfada görüp beğenmiş ve paylaşmış. O sayfada fotoğrafın altına sahibi kimdir, diye sordum ama bilen çıkmadı. Nedense o an aklıma Google'da fotoğrafları da arayabildiğimiz gelmemiş. Bilgisayara da kaydetmiştim, bugün gözüme çarpınca bu kez Google'da aramayı akıl ettim, aradım ve buldum. 

Yevgeni Haldey (Евгений Халдей) adlı bir Kızıl Ordu fotoğrafçısına ait. Haldey, 1917'de bugünkü Ukrayna'nın Donetsk kentinde doğmuş, 1997'de Moskova'da ölmüş. 2. Dünya Savaşı sırasında, Rusların Almanlara karşı kazandığı zaferin simgesi sayılan, Berlin'de Reichstag'a Sovyetler Birliği bayrağı çeken Sovyet askerinin fotoğrafını çeken kişidir Haldey. Bundan ötürü de, hem çektiği o fotoğraf ünlenerek bir anlamda tarihe geçmiştir, hem de kendisi. 

Yukarıdaki fotoğraf hakkında, nerede ve ne zaman çekildiğine dair bir bilgi bulamadım ne yazık ki. 1950'den önce olsa gerek. Eski arabalara meraklı biri, arka plandaki arabaya bakarak bir tarih verebilir belki. 

Görsel tarih de en az sözlü ve yazılı tarih kadar önemli. 

Bunun gibi, insanı düşündüren birkaç fotoğraf daha var. Bu resmin altına bu yazıyı yazarken –henüz başlık da atmamıştım– o diğerleriyle beraber birkaç gün üst üste Fotoğrafların Anlattıkları başlığıyla blogda yayımlayayım, dedim, hazır yazacak pek bir şey de aklımda yokken... İlki bu olsun. 

11 Ekim 2013

Şimdiki Çocuklar da Harika

Küçük kardeşim Elif satranç tahtasını görünce, gel oynayalım dedi. İşim var dedim ama dinletemedim. Taşları dizdik. Hazır oynuyorken biraz öğreteyim dedim, onun bir taşını alıp kendiminkini yerine koyarak, "bak, senin taşını yedim," dedim. O da hemen benim bir taşımı alıp ağzına koydu. :) 

Bir gün de ablam, Elif'e dondurma almış. Elif bakmış ki dondurma çok soğuk, "abla, balkona çıkıp güneşe bırakalım dondurmayı, biraz ısınsın öyle yiyeyim," demiş. :)

Yeğenim İrem dört yaşında olduğu için bu yıl ilkokul dörde gideceğini sanıyor.

Geçen yaz aramızda geçen bir diyalog:
— Sen de bu yıl okula gidecek misin?
— Evet.
— Kaça?
— Dörde. :) 

Bir ara bizim okulun birinci sınıfına gelen Büşra adlı zehir gibi bir kız vardı. Kendisine sorulan bir soruya, "Çünkü Allah çok iyi kalpli bir insandır," diye cevap vermiş. :)


Anaokulu öğretmeni olan arkadaşım Erdem'in Eren adlı öğrencisi, ona amca diye hitap ediyormuş. Diğer bazı öğrencileri de, Erdem'in her gün elinde taşıdığı küçük çantasını beslenme çantası sanıyorlarmış. :) 


Bir arkadaşımın oğlu da annesine, "Senin kemerin neden takılık, benimki neden çıkarılık," diye sormuş. Baksanıza, çocuk dört yaşındaki zekasıyla kelime üretebiliyor. Sözümona dilciler zıpır kelimeler türeteceklerine gelip bu çocuğu örnek alsınlar. :) 


Bizim okulun birinci sınıf öğretmeni, çocuklardan birer top kağıt getirmelerini istemiş. Bir çocuk, bir kağıda bir top resmi çizip getirmiş. :) 

İyi ki çocuklar var.

18 Şubat 2013

Zencik

© via

 Binlerce yıl Güneş'in altında kavrulsan, sana kim bilir neler olurdu, ey beyaz insan. 

17 Eylül 2012

Kitap Sevmeyen Çocuk

İlkokul 1'deyiz. Tam olarak hangi ay olduğunu hatırlamıyorum, galiba mart. Sınıfta birkaç kişi okumaya geçmek üzereymişiz. Öğretmenimiz son günlerde sık sık bunu söylüyor. Galiba diğerlerini teşvik etmek için. Derken, bir gün sınıfa elinde bir poşet dolusu malzeme ve bir de kırmızı kurdeleyle geliyor. Hepimiz büyük bir merakla bunları niçin getirdiğine ve ne yapacağına bakıyoruz. 

O sırada beni yanına çağırıyor. Kalkıp gidiyorum. Sınıfa, okumaya ilk geçen öğrencinin ben olduğumu söylüyor. Gururlanıyorum. Elindeki kurdeleyi bir toplu iğneyle önlüğümün yakasına yapıştırıyor. "Eve gidince annene söyle, bunu çengelli bir iğneyle tutuştursun, düşmesin," diyor. "Tamam öğretmenim," diyorum. Beni alkışlamasını söylüyor sınıfa. Alkışlıyorlar. 

Sonra öğretmen, sınıfa getirdiği poşetin içindekileri çıkarıp gösteriyor bize. Renk renk kalemler, boyalar, silgiler, açacaklar. Bir de kitaplar. Okumaya geçenlerin bu hediyelerden alacağını söylüyor, haliyle ilk hediyeyi de ben alacakmışım. Poşetten küçük bir de kese çıkarıyor, içinde o hediyelerin adı yazılı kâğıtlar varmış. Bana, "bu kesedeki küçük kağıtlardan bir tanesini çıkar, üstünde ne yazıyorsa onu alacaksın," diyor. O bunu der demez, ben içimden, "Allahım, kitap çıkmasın da ne çıkarsa çıksın," diye geçiriyorum. Özellikle de o boya kutusunun çıkmasını ne kadar istiyorum. Köyün bakkalında yalnıca üstünde küçük desenler olan beyaz kurşun kalemler, tek renk açacak ve silgiler var çünkü. Bir de sayfaları hemen yırtılan defterler. Başka da bir şey yok okula dair.

İçimden, kitaplar çıkmasın diye söylenirken, öğretmenimizin uzattığı keseye elimi koyup katlanmış küçük kağıtlardan birini çıkarıyorum. Öğretmen kağıdı elimden alıp açıyor. "Tombik Ali," diyor. Ben de, "Hay Allah!" çekiyorum içimden, "olmadı." Tombik Ali kitabını alıyorum öğretmenin elinden. Sınıf beni bir kez daha alkışlıyor. Geçip yerime oturuyorum. 

Kitaplardan Korkan Çocuk'u okuyunca aklıma geldi. Ben kitaplardan korkmazdın korkmasına, ama gördüğünüz gibi başlarda pek sevmezdim. Neyse ki, çok geçmeden kitapların içinde güzel şeyler olduğunu keşfettim ve onları sevmeye başladım.

Çocuklarınıza okumayı sevdirmek istiyorsanız önce kendiniz okuyun. Çocuk büyüklerini örnek alır. 
Sayfa başına git