29 Nisan 2014

Fotoğrafların Anlattıkları - 7

© Alfred Eisenstaedt/Getty Images
Mutluluğun peşinden koşmak bu değilse nedir? Günümüzde tekmil insanların sözleşmişçesine peşinden koştukları mutluluk bu değilse nedir? Şu en arkadaki kızın kollarını açıp kendini anın büyüsüne bırakışı değilse nedir mutluluk?

4 Şubat 2014

Fotoğrafların Anlattıkları - 6

© Costică Acsinte Archive

Fotoğrafın büyük hali şurada.
Arşivin tamamı şurada.
Geçtiğimiz kasım ayında beş gün üst üste Fotoğrafların Anlattıkları başlığıyla beş tane eski fotoğraf yayımlamıştım burada. İki-üç tane kalmıştı, sonra üstüne bir şeyler söyler onları da yayımlarım, dedim. Daha sonra internette birkaç taneye daha rastladım. İşte bu da onlardan biri.

The Commons adında, çok sevdiğim bir servisi var Flickr'ın. "Esas amacı, dünya fotoğrafçılık arşivlerindeki gizli hazinelerin paylaşılmasıdır," diye tanıtılıyor bu hizmet. Özellikle eski fotoğraf meraklıları için önemli bir kaynak.

Bu fotoğraf, Costică Acsinte adlı Rumen bir savaş fotoğrafçısına ait. 1897'de doğmuş, 1984'te ölmüş. Pilotluk okumuş ama savaş fotoğrafçılığı yapmış.
1. Dünya Savaşı sona erince bir Rumen şehri olan Slobozia'da stüdyosunu kurmuş.

Bu fotoğrafın, daha doğrusu fotoğraftaki kızların bir özelliği yok. En azından bizim için yok. Arşivde altında "İki kız" yazıyor sadece, başka da bir bilgi yok. Kendi halinde iki kız oldukları açıkça anlaşılıyor. Zaten arşivin tamamına göz attığınızda, fotoğraflarda yer alanların, çocuğundan gencine, orta yaşlısından yaşlısına kendi halinde insanlar olduklarını görürsünüz. Büyük olasılıkla Slobozia adlı o kentte yaşayanlardır.

Zaman birtakım şeylere kıymet bindirdiği gibi, birtakım şeylerin de kıymetini elinden alır. Bu fotoğraf ve söz konusu arşivdeki diğerleri bana bunu bir kez daha anımsatıyor. Eskiden tek bir fotoğraf ne kadar değerliydi, yıllar yılı saklanırdı. Oysa bugün elimize makinemizi alıyor, çekip çekip siliyoruz. İnsan bir yandan üzülüyor tabii; daha çok kıymetli şeyimiz olsaydı keşke bugün. Kıymetli şeylere sahip olmayı hangi birimiz istemeyiz? Annemizin sandığındaki resimlere ya da başka şeylere bakar, onlara sahip olduğumuz için içten içe bir kıvanç duyardık örneğin. Ama bugün öyle mi? Her birimizin bilgisayarında binlerce fotoğraf duruyor, ve hiçbiriyle kıvanç duymuyoruz, duyamıyoruz. Neden? E, çünkü değerleri yok artık: Az olan şey değerlidir. Zor elde edilen şey çok daha değerlidir. Bugün pek çok şeye sahibiz, üstelik çokça sahibiz ama değerleri yok.

İyi mi kötü mü?

11 Kasım 2013

Fotoğrafların Anlattıkları - 5

© Musée Albert-Kahn
Moğolistan 1913. 
Bir kadın, insan aklının sınırlarını zorlayacak bir yöntemle ölüme terk edilmiş.

Orada bir idam şekliymiş bu. Geçenlerde bir blogdaş'ın blogunda gördüm bu fotoğrafı. Albert Kahn adlı efsanevi denebilecek bir fotoğrafçıya ait. Kendisinden uzun uzadıya bahsetmek istemiyorum burada, söz konusu blogda hakkında detaylı bilgi var zaten, okumanızı öneririm. 

Bir insan neden ölüme terk edilir? 

İnsan onuru nedir, diye sordum kendime, bu kadının halini görür görmez. 

Bir zamanlar felsefe mürekkebi yalamaktaydım, yarım kaldı gerçi o iş, hocamla sık sık bu konular üzerine konuşurduk; insan onuru, insan hakları vs. "Kendinde değer" kavramını öğrenmiştim o hocamdan. Öyle, bazı şeyler kendinden değerlidir. Misal, bir parfüm, kokusundan ötürü değerlidir, keza bir kalem de yazabilme özelliğinden dolayı. Parfümün değeri kendinde değil kokusunda, kalemin değeriyse yine kendinde değil yazma özelliğindedir. Ancak bazı şeyler vardır ki, işte insan onuru örneğin, kendinde bir değere sahiptir. İnsan onuru herhangi bir şeyden ötürü değil, ama kendinden ötürü değerlidir.

Öldürmenin de onurlu biçimi olur mu? Elbette olur. Bakınız, Amerika'da idam mahkumları zehirli iğne, gaz odası gibi yöntemlerle infaz edilirken, yanıbaşımızdaki İran'da, şehir meydanındaki bir vince asılarak, çoluk çocuğun gözleri önünde infaz edilirler. Kaldı ki, Amerika'da seri katillere filan idam cezası verilirken, İran'da rejim piyangosu kime vurursa ona.

Tarih boyunca insan onuru ne çok ayaklar altına alındı. Ne acıdır ki, bugün de çok iyi bir durumda olduğu söylenemez. Evet, Rıfat Ilgaz ustanın dediği gibi, bugün Roma'da aç aslanlara atılmıyor insanlar ama insan onuru bu, ha bir Roma kolezyumunda aç aslanlara yem yapmışsın, ha bir Moğol çölünde sandığa kilitlemişsin, ha bir İran meydanında taşa tutmuşsun.

10 Kasım 2013

Fotoğrafların Anlattıkları - 4

© İzzet Keribar
Bu fotoğrafı ilk olarak on yıl kadar önce bir gazetede görmüştüm, İstanbul'da açılacak bir sergi haberiydi yanlış anımsamıyorsam. Gelgelelim, kime ait olduğu yazmıyordu gazetede, sergide yer alan fotoğraflardan biri olarak basılmıştı. Kesip saklamıştım, hâlâ da duruyor, bunun gibi renkli değil, siyah-beyaz, ama bundan daha büyük. 

Daha sonra bu fotoğrafı internette epey aradım. Başta bir şey bulamadım. Ama üç-dört yıl boyunca aklıma geldikçe aradım ve sonunda nasıl oldu bilmiyorum izini bulmayı başardım. Ancak bu kez de kime ait olduğu hakkında doğru dürüst bir bilgi yoktu. İzzet Keribar'ın mıydı, Şakir Eczacıbaşı'nın mı, Sabit Kalfagil'in mi, belli değildi. Çünkü yer aldığı sitelerde hakkında bilgi yoktu. Ama İzzet Keribar'ın olma olasılığı yüksekti, çünkü hep onun adına rastlıyordum izini sürerken. Bunun üzerine kendisine sormaya karar verdim ve geçen yıl martta bir email gönderip, bu fotoğraf sizin mi, diye sordum. Cevabın gelmesiyle, nihayet fotoğrafın sahibini bulmuş oldum. 

İzzer Keribar, mesajında, bu fotoğrafın sahibinin kendisi olduğunu, ama benzerinin İlyas Göçmen'de de olduğunu söylüyordu. Çünkü o gün Samatya'da birlikte gezmişler. (Göçmen'in çektiği şurada). Demek ki fotoğraf Samatya'da çekilmiş. Bu arada, emin olmamakla birlikte 1981'de çekildiğini de belirtiyordu. Fotoğrafın adını da sormuştum, özel bir adı yokmuş. Mesajının sonuna da şöyle yazıyordu Sayın Keribar: "Düşünüyorum da bu ufak kız şu anda herhalde 35 yaşında bir kadın olmalı."

Bu fotoğrafı çok severim. Üç-dört yıldır blogun kenar çubuğunda yer alıyor zaten, görüyorsunuz. Çocuğun kendisinin yüzü görünmüyor, ama yere çizdiği bebeğin yüzü bize dönük. Sanatıyla tanınan, dahası, sanatıyla var olan bir sanatçıyı çağrıştırıyor bana bu fotoğraf.

9 Kasım 2013

Fotoğrafların Anlattıkları - 3

© National Army Museum, London
Kuzey İrlanda'nın başkenti Belfast. Tahmini 1973. IRA'yla İngiliz Ordusu arasında sıcak çatışmaların yaşandığı günler. 

Geçenlerde Levent Cantek'in blogunda gördüm bunu. Altında herhangi bir şey yazmıyordu. Duvardaki Little Patrick Street yazısından buldum fotoğrafı. Londra'daki İngiliz Ordu Müzesi'nde yer alıyormuş. Kimin çektiği hakkında bir bilgi bulamadım müzenin sitesinde. Amatör bir fotoğrafçı tarafından çekilmiş olduğunu düşünüyorum, çünkü sitede de çekildiği tarih olarak c1973 yazıyor, yani tahmini bir tarih.

Üç-dört yaşlarında bir çocuk, arkadaşlarıyla oynamak için duvarın dibinden yürüyerek yanlarına gidiyor. O anda binanın öbür duvarının yanından devriye gezen iki İngiliz askeri geliyor. Ne askerlerin çocuktan haberi var, ne de çocuğun onlardan. Tam, askerle çocuk karşılaşacakken fotoğrafçı deklanşöre basıp o an'ı ölümsüzleştiriyor. 

Yoğunluğu ne olursa olsun, bir savaş en çok çocuklara zarar verir. Çünkü savaşın ne olduğunu, niçin yapıldığını bile bilmezler. Ama onlar her şeye rağmen gene de çocukluklarını yaşamak isterler. Fotoğraftaki çocukların kayıtsızlığını da böyle yorumlamak gerek. Hayat, asıl biz ona kaydetmeden yaşayıp gittiğimizde güzeldir, büyür büyümez unuttuğumuz bir gerçektir bu. 

8 Kasım 2013

Fotoğrafların Anlattıkları - 2

© Christer Strömholm
İsveçli fotoğraf sanatçısı Christer Strömholm çekmiş bu enfes fotoğrafı.

İlk gördüğümde nedense çocukların ellerindeki çantalar hiç dikkatimi çekmedi. Daha doğrusu, yalnızca yüzlerine baktım bu şirin ufaklıkların.

Çantaları fark etmeyince, fotoğraf da siyah-beyaz olunca, Balkanlar filan galiba, diye geçirdim içimden. Çingene çocuklarına benzettim herhalde. Strömholm'un sitesinde, altında Paris 1962 yazıldığını gördükten sonra farkına vardım ellerindeki çantaların. Bir de, işin doğrusunu isterseniz, bu çocukların yüzünde masumiyeti çağrıştıran bir ton var. Paris'te görmeyi ummayacağımız bir ton. Neden, diye sorulabilir; ne yani, Paris'te masum çocuk bulunamaz mı? Bulunabilir elbette. Ee? Nasıl desem ki, masumiyeti Paris'te aramanın biraz abes kaçacağı yönünde bir düşünce beliriyor kafamda.
***
Çanta demek, moda demek bir anlamda, moda demek de Paris demek. Buradan, aslında bu çocukların Paris'li olduğu tahmin edilebilirdi. Evet ama, pek de haksız sayılmam, bu çocuklar hiç Parisli'ye benzemiyor, ne dersiniz? Örneğin sağdakinin hırkası yırtılmış azıcık, sonra, üstü başı kirli... Her şey bir yana, Paris gibi büyük kentlerin çocukları da yetişkinleri gibi kayıtsız olur, bunlar gibi objektiflere merakla bakan gözlere genelde daha başka yerlerde, ne bileyim, üçüncü dünya ülkelerinde rastlamaya alışmışızdır. Ya da, alışmışızdır demeyelim, şartlanmışızdır. 
***
Anı yakalamak, sanıldığı kadar kolay değildir. Rastlantısal da değildir. Pek çok insan, çok beğenilen bir "o an" fotoğrafının rastgele çekildiğini sanır. Fotoğrafçı yolda yürürken birden karşısına o muhteşem poz çıkmıştır, eh, fotoğrafçıdır bu ya, makinesi her an yanındadır, davranıp çekmiştir. Halbuki, o an'ı çekmek için nereden baksan bin an "yaşamıştır" fotoğrafçı.

7 Kasım 2013

Fotoğrafların Anlattıkları - 1

© Yevgeny Ananievich Khaldei (Евгений Ананьевич Халдей)
Bu fotoğrafı, geçenlerde şair Betül Tarıman facebook'ta paylaşınca gördüm. O da bir başka sayfada görüp beğenmiş ve paylaşmış. O sayfada fotoğrafın altına sahibi kimdir, diye sordum ama bilen çıkmadı. Nedense o an aklıma Google'da fotoğrafları da arayabildiğimiz gelmemiş. Bilgisayara da kaydetmiştim, bugün gözüme çarpınca bu kez Google'da aramayı akıl ettim, aradım ve buldum. 

Yevgeni Haldey (Евгений Халдей) adlı bir Kızıl Ordu fotoğrafçısına ait. Haldey, 1917'de bugünkü Ukrayna'nın Donetsk kentinde doğmuş, 1997'de Moskova'da ölmüş. 2. Dünya Savaşı sırasında, Rusların Almanlara karşı kazandığı zaferin simgesi sayılan, Berlin'de Reichstag'a Sovyetler Birliği bayrağı çeken Sovyet askerinin fotoğrafını çeken kişidir Haldey. Bundan ötürü de, hem çektiği o fotoğraf ünlenerek bir anlamda tarihe geçmiştir, hem de kendisi. 

Yukarıdaki fotoğraf hakkında, nerede ve ne zaman çekildiğine dair bir bilgi bulamadım ne yazık ki. 1950'den önce olsa gerek. Eski arabalara meraklı biri, arka plandaki arabaya bakarak bir tarih verebilir belki. 

Görsel tarih de en az sözlü ve yazılı tarih kadar önemli. 

Bunun gibi, insanı düşündüren birkaç fotoğraf daha var. Bu resmin altına bu yazıyı yazarken –henüz başlık da atmamıştım– o diğerleriyle beraber birkaç gün üst üste Fotoğrafların Anlattıkları başlığıyla blogda yayımlayayım, dedim, hazır yazacak pek bir şey de aklımda yokken... İlki bu olsun. 
Sayfa başına git