Doğrusu ben de iyi düşününce ihtiyarlığı kötü gösteren dört sebep buluyorum: Birincisi, insanı işlerden uzaklaştırması; ikincisi, vücudu zayıflatması; üçüncüsü, insanı hemen hemen her zevkten mahrum etmesi; dördüncüsü, ölüme yakın oluşu.
*
Çocuklarda zayıflık, yetişkinlerde taşkınlık, orta yaşlılarda ağır başlılık, ihtiyarlarda olgunluk tabii hallerdir, bunları zamanında kabul etmek lazımdır.
*
Kuvvetimizi mahvedecek kadar değil, tazeleyecek kadar yiyip içmek lazımdır.
*
Gençlerde ihtiyarların, ihtiyarlarda da gençlerin bazı hallerinin bulunması iyi bir şeydir.
*
Solon: “Her gün bildiklerime birçok şeyler katarak ihtiyarlıyorum” diyor. Bunu demesi kendisi için bir şereftir. Şu muhakkak ki hiçbir maddi zevk manevi zevklerden daha üstün olamaz.
*
İtibar ihtiyarlığın şanındandır.
*
Bir ihtiyara selam vermek, yanına yaklaşmak, onu görünce ayağa kalkmak, önüne geçmemek, onu geçirmek, ona akıl danışmak gibi önemsiz ve alelade görünen şeyler bile ona gösterilen saygıya işarettir.
*
Atina’da ihtiyar bir adam oyunun ortasında tiyatroya girince, o kalabalık seyirciler içinde hiçbir vatandaşı kendisine yer vermemiş, ama elçi oldukları için hususi yerlere oturan Spartalıların yanına yaklaşınca hepsi ayağa kalkmış ve ihtiyarı oturtmak istemişler. Seyircilerin hepsi birden onları alkışlayınca, içlerinden biri: “Atinalılar iyilik nedir bilirler ama yapmak istemezler” demiş.
*
İhtiyarların hasisliğine gelince, buna aklım ermiyor. Öyle ya, yol kısaldıkça yolluğu arttırmaktan daha saçma bir şey olabilir mi?
*
Ölüm gençlerin de başında olduğuna göre neden ihtiyarlığı kötülemek için bir sebep olsun?
*
Diyebilirler ki: İyi ama, bir genç uzun zaman yaşayacağını ümit eder, ihtiyar bir insan böyle bir ümit besleyemez. (…) Öyle ama, ihtiyar gencin ümit ettiğini ele geçirmiş olduğuna göre daha iyi bir durumdadır: Biri uzun müddet yaşamayı ümit eder, öteki uzun müddet yaşamıştır.
*
Sonu olan bir ömür uzun sürmüş sayılmaz. Çünkü sona varılınca geçmiş zaman akıp gitmiştir; elde kala kala fazilet ve dürüstlükle kazandığın şey kalır.
*
Kendilerini daha uzun müddet anmamız için ruhları bize tesir etmeseydi, büyük adamlara ölümlerinden sonra hala saygı gösterilmezdi.
Cicero, İhtiyarlık.
Bu adam [Q. Fabius] pek yaşlı olduğu halde genç gibi harb ederdi; gençlik ateşi ile parlayan Hannibal’i sabrı ile yatıştırdı. (…) Gerçekten, Tarentum’u geri alırken ne kadar uyanık, ne ihtiyatlı davranmıştı! Şehir elden gittikten sonra iç kaleye kaçan Salinator ona böbürlene böbürlene “Q. Fabius, Tarentum’u benim sayemde kurtardın” dediği zaman Fabius gülerek: “Doğru, sen onu kaybetmeseydin hiçbir zaman geri alamazdım” demiş.
(Q. Fabius Maximus Verrucusus Cunctator, 238, 228, 215, 214, 209 yıllarında konsüllük etmiş, Hannibal’e karşı savaşmış komutan.)
Cicero, İhtiyarlık.
Gençlerin başına ölümün gelmesi tabiata aykırı bir şeydir. İşte bunun için gençlerin ölmesi bana, harlı bir ateşin bol suyla söndürülmesi gibi gelir; ihtiyarların ölümü ise, geçmiş bir ateşin hiçbir tesirle değil de, kendiliğinden sönmesi gibidir. Nasıl elmalar hamken çekilip koparılır, iyice olgunlaşınca düşerlerse, öylece gençlerin canını bir kuvvet çeker alır da, ihtiyarlar olgunluktan ölür. Bu olgunluk bana öyle tatlı geliyor ki ölüme yaklaştıkça, uzun bir deniz yolculuğundan sonra karayı görür gibi oluyor, nihayet limana varacağımı sanıyorum.
Cicero, İhtiyarlık.