Geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da okuma konusunda pek randımanlı geçmedi. Gene geçen yılki gibi bu yıl da okumalarım çok bölük pörçük oldu. Başlayıp da bitirmediğim ya da yalnızca belli bölümlerini okuduğum kitaplar çok oldu, onları saymadığım için ne kadar olduklarını da şimdi kestiremiyorum. Aslına bakarsanız hep böyleydi.
İki-üç ay önce başlayıp da yarım bıraktığım iki kitap vardı, böyle durumlarda hep olduğu gibi aklımın bir köşesini meşgul ediyorlardı (neyse ki bana özgü bir durum değil bu, psikolojide Zeigarnik etkisi diyorlar), üstelik öyle çok hacimli kitaplar da değillerdi, birini geçen gün baştan açıp okudum, öbürünü de dün elime aldım. Bir de geçen yıl bitiremediğim bir kitap vardı, on dört bölümünü okumuş, on beşinci ve son bölümünü bitiremeden evden ayrılınca öylece kalmıştı, anladım ki ben farkında olmasam da öylece duruyor aklımda, açıp o kalanını da okudum.
Bu yıl şu vakte kadar hepi topu on sekiz kitap okumuşum. Çok az. Bir ara kitap okuma orucuna girmiştim. Dergi mergi okuyordum gerçi. Bir de kütüphanelerle kitapçılarda ayak üstü okuduklarım vardı, bazen beş sayfa, bazen yirmi-otuz. Bir ara bir kitapçıda ayak üstü bir kitabın neredeyse üçte birini okudum, param yoktu, sonra alırım, dedim, ama daha sonra gelince, şansa bak, satılmıştı. Daha sonra dediğime bakmayın ama, arada şehir değiştirmiştim, nerden baksan üç ay geçmişti.
Bu yılki okumalarımın en dikkat çekici yanı, okuduğum ilk altı kitabın e-kitap oluşu. Bir gün bir arkadaşımın evinde bir kitap alıp yarıya kadarını okudum, güzeldi, birkaç gün sonra tesadüfen gördüm ki bende o kitabın elektroniği varmış, kalanını da öyle okudum. Tuhaf bir şey gibi geliyor, teknolojinin bu denli olmadığı bir devirde anlatsan insanlar yadırgardı herhal.
Yapılacaklar listeleri genelde tutmaz, bilirsiniz. Açıp listelerime baktım, 2016 için on altı kitaplık bir liste yapmışım fakat yalnızca dördünü okumuşum onların, birini de yarım bırakmışım. 2017 de farklı olmamış, yirmi üç kitaplık bir liste yapmışım ama okuduklarımın yalnızca üçü bu listeden. Niye böyle oluyor ki? Kitapların çokluğundan olsa gerek. Okunacak o kadar şey var ki.
16 Aralık 2017
21 Ocak 2016
İlk e-kitabımı okudum
Önceki gün ilk e-kitabımı bitirdim. Son birkaç yılda bilgisayardan ve telefondan pek çok şey okudum, özellikle de makale, öykü ve şiir, ama hiç e-kitap okumamıştım. Geçenlerde ablam aradı, "Bende kullanmadığım bir tablet bilgisayar var, al sen kullan," diyerek gönderdi. Ben de bilgisayarda biriktirdiğim yüzlerce e-kitabı, makaleyi falan gözden geçirip birkaç tanesini tablete yükledim. İlk olarak da hemen her yıl okuduğum Orwell'ın Hayvan Çiftliği'ne başladım.
Geçen yıl okuduğum kitapların neredeyse tamamını metroda okudum. Ayak üstü okumak sıkıntılı bir şey, kitaba adamakıllı kendini veremiyor, yoğunlaşamıyorsun, ama başka yolu da yok, zira vakit yok. Bunun yanında, çoğu kez okurken not almak, kelimelerin, satırların üzerini boyamak, bazı sayfaları işaretlemek vs. gerekiyor, böylece gene sıkıntı çıkıyor. Metro da hemen her zaman kalabalık oluyor. Kulağında kendini sesten yalıtmak için taktığın kulaklık, bir elinde kitap, öbüründe fosforlu kalem, hiç de rahat bir okuma değil. Ara sıra yere düşen ayracı, not kâğıdını filan almak için eğilip kalkmak da cabası. Gene de metroda okumak otobüste, hele de dolmuşta okumaktan çok daha rahat. Ankara metrosunun pek gürültülü patırtılı olmamasıysa işin olumlu yönü. Sözün kısası, e-kitap bu tür teknik meselelerle daha az karşılaşılmasını sağlıyor. En azından şimdilik izlenimim bu.
E-kitabın basılı kitabın yerini tutup tutmayacağı meselesine girmeyeceğim. Bana sorarsanız, tutmaz. Basılı kitaplar daha uzunca bir süre kültür yaşamının temel bileşenlerinden biri olmayı sürdürecektir. Fakat elektronik metinler de artık iyiden iyiye kendilerine yer açmış bulunuyorlar, bunu da göz ardı edemeyiz.
Geçen yıl okuduğum kitapların neredeyse tamamını metroda okudum. Ayak üstü okumak sıkıntılı bir şey, kitaba adamakıllı kendini veremiyor, yoğunlaşamıyorsun, ama başka yolu da yok, zira vakit yok. Bunun yanında, çoğu kez okurken not almak, kelimelerin, satırların üzerini boyamak, bazı sayfaları işaretlemek vs. gerekiyor, böylece gene sıkıntı çıkıyor. Metro da hemen her zaman kalabalık oluyor. Kulağında kendini sesten yalıtmak için taktığın kulaklık, bir elinde kitap, öbüründe fosforlu kalem, hiç de rahat bir okuma değil. Ara sıra yere düşen ayracı, not kâğıdını filan almak için eğilip kalkmak da cabası. Gene de metroda okumak otobüste, hele de dolmuşta okumaktan çok daha rahat. Ankara metrosunun pek gürültülü patırtılı olmamasıysa işin olumlu yönü. Sözün kısası, e-kitap bu tür teknik meselelerle daha az karşılaşılmasını sağlıyor. En azından şimdilik izlenimim bu.
E-kitabın basılı kitabın yerini tutup tutmayacağı meselesine girmeyeceğim. Bana sorarsanız, tutmaz. Basılı kitaplar daha uzunca bir süre kültür yaşamının temel bileşenlerinden biri olmayı sürdürecektir. Fakat elektronik metinler de artık iyiden iyiye kendilerine yer açmış bulunuyorlar, bunu da göz ardı edemeyiz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
