Ekimi bitirmişiz. İyi mi etmişiz, kötü mü, bilmiyorum. Bir yerden sonra insan olaylara ve olgulara yetişemiyor, neyi iyi, neyi kötü yaptığını etraflıca düşünüp değerlendirmekten kaçınıyor. Varsın kaçınsın, ne çıkar.
Elma ağacının sararmış yaprakları dökülünce ağaçlarının altına serilmiş yuvarlak bir halıya benziyorlar. Ne kadar güzel duruyorlar öyle. Bir saksağan da gelip konmuş üstlerine, sanırsın ağacın komşusu, oturmaya gelmiş. Bir nevi öyle değil mi zaten.
Güz ne güzel bir mevsimdir öyle!..
31 Ekim 2017
21 Eylül 2009
Hazan ve hüzün
Daha birkaç gün öncesine kadar para versek bulamayacağımız serin bir hava yüzümü okşuyor. Yaşamanın her şeye rağmen güzel olduğunu bir kez daha inadına inadına hatırlatıyor. Annemin ellerini ıslatıp yüzüme şöyle bir sürdüğü sabahlar geliyor aklıma. Ahh, çocukluk vakitleri!
Güz geliyor. Kolumdaki emektar saate bir dost edasıyla bakıyorum. Gece yarısını çoktan geçmiş. Bütün bir günün yorgunluğu üstümde. Yanımda duran sandalyelerden birine bırakıveriyorum tekmil yorgunluğumu. Kolum sandalyenin metaline değiyor. Ufarak bir ürperti geçiveriyor içimden. Kaç aydan beridir ilk defa üşüyorum. Bir an önce bitse de gitsek, sızlanmaları arasında bitiverdi, iyi mi?
Islak ellerinin arasından aniden kayıp gider ya bir şey. Hey gidi koca yaz, nasıl da kayıp gittin çabucak. Zaman geçer izi kalır. Su gibi demiş eskiler.
Rüzgar hâlâ vuruyor yüzüme. Tanıyorum. Kaç defa beraber karşıladık sonbaharı bu şehirde. Kim bilir nerelerden kopup geliyor? Belki okyanustan, bütün bir Akdeniz'den... Rodos'tan, Palamutbükü'nden... Nereden geliyorsa gelsin, tanıyorum bu rüzgarı. Son durağı bu sahil onun. Bu şehir.
İşte bu yüzden, yüz binlerce insanın su gibi aktığı bu şehirden yavaş yavaş el ayak çekilir olunca, bu serin rüzgâr ziyaret eder burayı. Geceleri... Ve burası o eski Türk filmindeki kasabaya dönüşür tekrar. Çocukken izlediğim o filmde görmüştüm ilkin bu kasabayı. "Keşke bir gün ben de oraya gitsem!" Geldin işte. Kaç defa buranın sabahına uyandığını bile hatırlamıyorsun şimdi. Koca bir yaz daha geçirdiğin bu kasabaya bir kez daha "görüşmek üzere," demenin zamanı. Belki kışın, belki başka bir yaz.
Ayrılma vakti gelince... Bu serin rüzgar gidişleri haber vermeye gelir. Usulca yüzüne dokunur. Ufacık üşürsün ama inanılmaz mutluluk verir bu sana.
İşte bu yüzden… Sırf bu rüzgârdan ötürü seviyorum Marmaris'i.
Güz geliyor. Kolumdaki emektar saate bir dost edasıyla bakıyorum. Gece yarısını çoktan geçmiş. Bütün bir günün yorgunluğu üstümde. Yanımda duran sandalyelerden birine bırakıveriyorum tekmil yorgunluğumu. Kolum sandalyenin metaline değiyor. Ufarak bir ürperti geçiveriyor içimden. Kaç aydan beridir ilk defa üşüyorum. Bir an önce bitse de gitsek, sızlanmaları arasında bitiverdi, iyi mi?
Islak ellerinin arasından aniden kayıp gider ya bir şey. Hey gidi koca yaz, nasıl da kayıp gittin çabucak. Zaman geçer izi kalır. Su gibi demiş eskiler.
Rüzgar hâlâ vuruyor yüzüme. Tanıyorum. Kaç defa beraber karşıladık sonbaharı bu şehirde. Kim bilir nerelerden kopup geliyor? Belki okyanustan, bütün bir Akdeniz'den... Rodos'tan, Palamutbükü'nden... Nereden geliyorsa gelsin, tanıyorum bu rüzgarı. Son durağı bu sahil onun. Bu şehir.
İşte bu yüzden, yüz binlerce insanın su gibi aktığı bu şehirden yavaş yavaş el ayak çekilir olunca, bu serin rüzgâr ziyaret eder burayı. Geceleri... Ve burası o eski Türk filmindeki kasabaya dönüşür tekrar. Çocukken izlediğim o filmde görmüştüm ilkin bu kasabayı. "Keşke bir gün ben de oraya gitsem!" Geldin işte. Kaç defa buranın sabahına uyandığını bile hatırlamıyorsun şimdi. Koca bir yaz daha geçirdiğin bu kasabaya bir kez daha "görüşmek üzere," demenin zamanı. Belki kışın, belki başka bir yaz.
Ayrılma vakti gelince... Bu serin rüzgar gidişleri haber vermeye gelir. Usulca yüzüne dokunur. Ufacık üşürsün ama inanılmaz mutluluk verir bu sana.
İşte bu yüzden… Sırf bu rüzgârdan ötürü seviyorum Marmaris'i.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
