9 Eylül 2021

Yaz bitti

Evvela, havalar serinledi, bir iki hafta öncesinin bunaltıcılığı yok artık. Birkaç gündür gömleğin altına atlet giyiyorum. Temmuzun ortasından itibaren genellikle üstü açık yatarken eylülün başlamasıyla pikeyi her gece kullanmaya başladım, şimdi de ikiye katlıyorum. Bir de yatarken tişört neyim giyiyorum. Yaz boyunca hiç mi hiç kapatmadığım pencere hâlâ açık gerçi, gelgelelim sabaha karşı üşütüyor artık hava. Bu gece ya pencereyi kapatacağım gibi görünüyor ya da yorganı çıkaracağım. Soğuk duşlar da elbette sona erdi, hele ki sabahları soğuk duş al alabiliyorsan.

O vakit ne diyoruz: Yaz bitti.

31 Ekim 2017

Güz

Ekimi bitirmişiz. İyi mi etmişiz, kötü mü, bilmiyorum. Bir yerden sonra insan olaylara ve olgulara yetişemiyor, neyi iyi, neyi kötü yaptığını etraflıca düşünüp değerlendirmekten kaçınıyor. Varsın kaçınsın, ne çıkar.

Elma ağacının sararmış yaprakları dökülünce ağaçlarının altına serilmiş yuvarlak bir halıya benziyorlar. Ne kadar güzel duruyorlar öyle. Bir saksağan da gelip konmuş üstlerine, sanırsın ağacın komşusu, oturmaya gelmiş. Bir nevi öyle değil mi zaten.

Güz ne güzel bir mevsimdir öyle!..

16 Eylül 2014

Sonbahar da geldi

Sonbahar kendini iyice hissettiriyor artık. Sizin oraları bilmiyorum ama bizim buralarda akşamları hava soğuyor. Kapıyı, pencereyi kapatıyoruz. Burada yaz mevsimi kısadır ama böyle olmakla tam kıvamındadır aslında. Şahsen benim herhangi bir şikâyetim yok bundan. İnsanın beynini bulandıran sıcaklardansa böyle adamakıllı sıcaklar neden tercih edilmesin. Hele hele sıcağı yetmiyormuş gibi, bir de aşırı nemli olan yerler var ki hiç çekilmez vallahi, yok yok kalsın, neme lazım. Yaz başı, yaz sonu derken mevsim de kısalıyor tabii. Kısacası, burada yaz iki aydır: temmuz, ağustos. Yetiyor da artıyor. 
*
Şu mevsime "sonbahar" adını veren her kimse, neye dayandı da böyle dedi acaba? Neyin baharı bu? Bir kere, baharın tam tersi söz konusu, baharda açan yapraklar bu mevsimde dökülür mesela. Hani "tersbahar" bile dese daha oturaklı olacakmış sanki. Gelgelelim bir kelime dile yerleştiyse tamamdır, eşip deşmenin bir yararı yoktur. 
*
Sonbahar - Kış - İlkbahar - Yaz. İlkokullardaki Mevsim Şeridi'nde böyle yazardı eskiden. İlk önce sonbaharın adı yazılırdı yani. Çünkü okul sonbaharda başlar. Herhalde çocuklar mevsimleri daha rahat öğrensinler diye düşünmüşlerdir. Ayları da hatta eylülle başlatırlardı.
*
Yazın günler uzundur, kışın geceler. Bunu böyle yapan Tanrı kesinlikle bir şeyler düşünmüş olmalı. Ama ne? Düşünüyorum düşünüyorum, bulamıyorum. Şu andaysa günlerle gecelerin uzunluğu neredeyse aynı, önümüzdeki hafta bugün tam olarak eşitlenecek. O zaman dileyen günü yaşasın gönlünce, dileyen de geceyi.
*
Yapraklar da ufaktan dökülmeye başladı. Sonbahar yaprak dökümsüz olur mu?
*
Aslına bakarsanız, en kısa süren mevsimdir sonbahar. Benim bildiğim kimse kasım ayına sonbahar gözüyle bakmaz. Hele aralığa hiç bakmaz. Halbuki aralığın yirmi birine değin sonbahardır takvimlere göre. Onlar da az yalancı değil hani.
*
Sonbahar bir de kuşların göç vaktidir. Kuşların toplu göçüyle insanların toplu göçünü gözümün önüne getiriyorum da... Ne kadar büyük bir fark var aralarında. Kuşların göç ederken havada oluşturduğu görüntü bile inanılmazdır. Ne kadar özenli, ne kadar düzenli... Bildiğin göz zevki. Bir de insanlara bakın, bayram ağızlarında falan otogarlarda, havaalanlarında oluşan görüntülere bakın. 
*
Bir süredir aklımda sonbaharın nerede en güzel yaşandığı meselesi var. Yurtiçinde ve yurtdışında, sonbahar gelince cennete dönüşen yerlerin en güzeli nerededir acaba? İyicene araştırmak lazım tabii. Gideceğimden değil, öğrenmek istiyorum sadece. Dergilerde, gazetelerde sayfaları doldurmak için haberler çıkar ya, bilmem "En iyi kaç sonbahar rotası," yok bilmem "Kışın mutlaka gidilmesi gereken en iyi kaç yer," cart curt. Elden geldiğince uzak durmalı öyle saçmalıklardan. Hep birbirinin tekrarı yavan şeyler. Ne var ki sonbaharla gerçek anlamda güzelleşen yerler vardır muhakkak, işte ne yapıp edip oraları bulmalı. Ben birkaç tane biliyorum gerçi, tanınmamış, gazete sayfalarına taşınmamış olduklarından ötürü henüz kirlenmiş değiller. Adlarını söylemeyeceğim ama, bir gün gidersem yazarım.
*
Onu diğer üç mevsimden ayıran bir özelliği vardır sonbaharın. Güz ve hazan diye iki adı daha vardır. Bahar ve hazan Farsça kökenlidirler. Güz Türkçe. Demek ki çok sevilen bir mevsim şu sonbahar, ondan ötürü farklı isimlerle anılır olmuş. Herhalde edebiyatla en çok haşır neşir olmuş mevsimdir aynı zamanda.

27 Ekim 2012

Güze Doğru

From here
Kararıverdi akça sazlar, ham kocayemişler
Yaz mı bitti güz mü bitti
Baktım koynumda bir yetim eğrelti
Ve şunca yıldır bağrıma bastığım düşler...
Öz kentimin ötesinde bir bağrıyanık tepe
Kucaklaştık öptüm onu - öyle de bembeyaz ki.
Şimdi içimi döküşüm ayıplanamaz ki
Bu salt insanoğluca bir yapı
Yaşamın bir adı da bence o"pu".

Feriha Aktan 

30 Eylül 2012

Eylüle Veda

Bazı ayların, sanki adlarında gizledikleri bir tılsımları var. Eylül de onlardan biri. Şubat sadece kışı hatırlatır örneğin, ama eylül öyle mi? İçinde, ne olduğunu kestiremediğiniz bir şeyler barındırıyormuş gibi. Bir giz. Belki sonbaharın ilk ayı olduğundandır.

Bir eylülü daha uğurladık. "Geçip giden hayatımızdan gidiyor vallahi!" Eylülün bitişi bu iklimde hep aynıdır. Havalar iyice soğur, kollu giysiler ortalığa çıkmaya başlar. Yaklaşan kıştır. Üşüyen de sadece bedenler değil, pek çok insanın ruhu da üşümeye yüz tutar, zira geçip giden bahar ve yazdan umulan elde edilememiştir. Umutlar bir başka bahara kalmıştır vesaire.

Eylül, gidiş'in ayıdır. Güzel, sıcak günlerin, sıcaklığın, dostluğun. Kışın gidişini kimse umursamak istemez, ama giden yaz mevsimiyse gel de umursama. Giden'in ardından hepimizin hakkı değil midir biraz surat asmak?

Copyright © Scott E. Taylor
Süryanicede "üzüm ayı" anlamına gelen aylul'dan geliyormuş eylülün adı.



21 Eylül 2009

Hazan ve hüzün

Daha birkaç gün öncesine kadar para versek bulamayacağımız serin bir hava yüzümü okşuyor. Yaşamanın her şeye rağmen güzel olduğunu bir kez daha inadına inadına hatırlatıyor. Annemin ellerini ıslatıp yüzüme şöyle bir sürdüğü sabahlar geliyor aklıma. Ahh, çocukluk vakitleri!

Güz geliyor. Kolumdaki emektar saate bir dost edasıyla bakıyorum. Gece yarısını çoktan geçmiş. Bütün bir günün yorgunluğu üstümde. Yanımda duran sandalyelerden birine bırakıveriyorum tekmil yorgunluğumu. Kolum sandalyenin metaline değiyor. Ufarak bir ürperti geçiveriyor içimden. Kaç aydan beridir ilk defa üşüyorum. Bir an önce bitse de gitsek, sızlanmaları arasında bitiverdi, iyi mi?

Islak ellerinin arasından aniden kayıp gider ya bir şey. Hey gidi koca yaz, nasıl da kayıp gittin çabucak. Zaman geçer izi kalır. Su gibi demiş eskiler.

Rüzgar hâlâ vuruyor yüzüme. Tanıyorum. Kaç defa beraber karşıladık sonbaharı bu şehirde. Kim bilir nerelerden kopup geliyor? Belki okyanustan, bütün bir Akdeniz'den... Rodos'tan, Palamutbükü'nden... Nereden geliyorsa gelsin, tanıyorum bu rüzgarı. Son durağı bu sahil onun. Bu şehir.

İşte bu yüzden, yüz binlerce insanın su gibi aktığı bu şehirden yavaş yavaş el ayak çekilir olunca, bu serin rüzgâr ziyaret eder burayı. Geceleri... Ve burası o eski Türk filmindeki kasabaya dönüşür tekrar. Çocukken izlediğim o filmde görmüştüm ilkin bu kasabayı. "Keşke bir gün ben de oraya gitsem!" Geldin işte. Kaç defa buranın sabahına uyandığını bile hatırlamıyorsun şimdi. Koca bir yaz daha geçirdiğin bu kasabaya bir kez daha "görüşmek üzere," demenin zamanı. Belki kışın, belki başka bir yaz.

Ayrılma vakti gelince... Bu serin rüzgar gidişleri haber vermeye gelir. Usulca yüzüne dokunur. Ufacık üşürsün ama inanılmaz mutluluk verir bu sana.

İşte bu yüzden… Sırf bu rüzgârdan ötürü seviyorum Marmaris'i.
Sayfa başına git