2 Haziran 2014

Çiçeği satmak

Şehirde bir çiçek satıcısı gördüğüm gün hayretler içinde kalmıştım. O güne dek çiçeklerin de satılabileceği aklımın ucundan geçmemişti. Kırk yıl da geçse geçeceği yoktu. Geldiğim yerde dağ bayır çiçekle doluydu çünkü. Yaz başında dağlardan ovaya doğru sepserin, insanın içini kıpırdatan esintiler, o dağ doruklarındaki çiçeklerin kokusunu getirirdi bize. Çocuktuk. Çiçeklerin kokusunu en çok biz hak ediyorduk. Ne esrarengiz çiçeklerdi onlar! Uçurumlarda açardı kimisi, kimisi de dağların doruklarında. Neden böyleydi? Neden bu çiçekler gözden o denli uzak yerlerde açarlardı? En erişilmez uçurumlarda, en çıkılamaz doruklarda ne işi vardı o çiçeklerin? Kimin için açarlardı? O güzellikleri kimse görmemeli miydi? Bu sorulmamıştı. Hiçbir zaman da sorulmayacaktı. Ve asla aklımıza gelmeyecekti bir yerlerde çiçeklerin satıldığı. Bir çiçek nasıl satılabilirdi?

Elbette çiçek dalında güzeldi. Birimizden birimizin aklına çiçekleri koparmak gelmemişti. Her bir çiçek ne kadar da mutluydu kendi kökünde! Biz çiçeklerin kokusuna, güzelliğine âşıktık. Biz dağ doruklarındaki esintilerle dans edip mest olan çiçeklere âşıktık. Rüzgârda sallanan çiçeklerin yanı başına oturup güzelliklerini izlemeyen insan ne bahtsız insandır!

Kafese konan bir kuşla dalından koparılan bir çiçeğin ne farkı vardır, söyler misiniz? Şehirde çiçeklerin satıldığını gördüğümde üzülmüştüm. O hale düşeceklerini hiç hesaba katmamıştım çünkü.

1 Haziran 2012

Yaşama Sevinci


Dün çektim bu görüntüyü. Denizden yüksekliği 2800 metre, bulunduğu yerden yüksekliğiyse 20-25 katlı bir bina kadar olan, çıkmak için epey zorlandığımız kocaman bir kayalığın üstündeki bir kertikte çiçekler açmış.

Rüzgar o kadar şiddetli esiyor ki, ayakta durmak neredeyse imkansız.

Çiçekler de bizim gibi birer canlı. Onları görür görmez ilk olarak bunu hatırladım. Yeryüzündeki tek canlı biz değiliz be kardeşim.

Sonra, hayatı kendimize zehir etmek için el birliğiyle ne kadar çabaladığımızı düşündüm. Niye böyleyiz biz? Zaman mı bize dayatıyor bunu? Düşün dur.

Hayvanlar ve bitkiler hiç mi hiç şikayetçi değiller hayatlarından. Ama insanlara bir dokun bin ah işit.

Şu güzelim çiçekler, dağların içinde, o yükseklikte ne güzel kokular yayıyorlar etrafa. Bakmayın rüzgara direniyor gibi göründüklerine, yaşama sevinci içinde dans ediyorlar.

25 Ağustos 2011

İkisi gitti biri kaldı, nedir?

Merak kediyi öldürdü, derler. Vallahi ben kefilim, zavallı kedinin suçu günahı yok. Bir şeyi merak etmeye gör, sen de ölürsün ey ademoğlu. Bendeniz uzun süredir iki bitkiyle bir böceğin adlarını merak eder dururdum. Nihayet ikisinin adını öğrenebildim, biriyse hâlâ merak konusu.


via
via
Canlı ve solgun halini gördüğünüz bu çiçek hayatımda tanıdığım ilk çiçeklerden biridir. Zira her bahar köyümüzün meraları, kırları, bağ bahçeleri bunlarla dolup taşardı. Ne var ki üç ay öncesine kadar bile adını bilmiyordum. Kürtçede de bunların adını doğru bilen pek kimse yok galiba, öyle ki kısaca ew kulîlkên zer (o sarı çiçekler) der geçeriz. Karahindiba'yı elbet duymuştum, gelgelelim kırk yıl düşünsem bu sarı çiçeğin kara-hindiba olacağı aklımın ucundan geçmezdi. Buz Devri'ni çoğunluk izlemiştir. Yanlış hatırlamıyorsam mamut, kaç zamandır bir karahindibaya hasret olduğundan dem vuruyordu. Sahi niye kara?

Bir kaç ay önce askerdeyken, baharla beraber ortalık yine bunlarla dolup taşmışken Erzurumlu Yakup'a bunların adının ne olduğunu sormuştum. O da mayıs çiçeği demişti. Salladı mı yoksa Erzurum yöresinde sahiden de bu adla mı anılıyor, bilemedim. Askerden geldikten birkaç gün sonra Mehmet dayımla pikniğe gittiydik Van Kalesine. Orada görünce hemen sordum dayıma. Vay anasını, karahindiba dedikleri buymuş!

Bir de bizim yörede bolca bulunan, yine çocukluğumdan beri tanıdığım, su kenarlarında yetişen, suya ziyadesiyle ihtiyaç duyan aşağıdaki otsu bitkinin de adını geçen yıla kadar bilmiyordum. İlginç olan, birçok kez bilebileceğini tahmin ettiğim kimselere de sormuştum ama onlardan da bir maaleseften başka cevap alamamıştım. Yine Mehmet dayım yetişti imdadıma. Kitaplığındaki bir Şifalı Bitkiler kitabında gösterdi. Bizim Kürtçede suh (söh okunur) dediğimiz bu bitkinin adı melek otu'ymuş. 






Son olarak, şu resmini gördüğünüz, bahar böceği dediğimiz hayvancağızın adını ise daha öğrenebilmiş değilim. (Edit - 17.08.2014: sonunda öğrendim).







Sayfa başına git