9 Haziran 2017

Kuşumuz Öldü

Kuşlarımızdan söz etmiştim burada (ve burada). Birkaç ay önce ikisinden biri gitmiş, öbürü yalnız kalmıştı. O zamandan beridir de yalnız yaşıyordu. Biz de pek üzerinde durmadık doğrusu. Biz insanlar böyleyizdir aslında, galiba doğamız bu, yalnızca kendimizle ilgileniyoruz ya da ilgilenemiyoruz, öyle bir şeyler işte. Geçenlerde üzüldüm kuşcağızın bu haline, yanına bir arkadaş almaya karar verdim. Kuşçuya gidip meseleyi açtım, bizim bir hintbülbülümüz var, yanına bir arkadaş lazım, dedim. Cinsiyetini bilmiyordum kuşlarımızın. Serçelerin dişi mi erkek mi olduğunu bir günlük yoldan anlayabiliyorum, çocukluğumun kazanımlarından biri, gelgelelim çocukluğumda hiç hintbülbülü görmediğim için cinsiyetlerini de anlayamıyorum. Getir bir bakayım, dedi kuşçu. Zaten dükkânında epey hintbülbülü de var. Getirmeden fotoğrafını çekip göstersem anlar mısın, diye sordum, büyük ihtimalle anlarım, dedi.

Kuşun birkaç fotoğrafını çekip ertesi gün götürdüm. Kuşçu bakar bakmaz, bu ispinoz, dedi. Haydaa, diye geçirdim içimden. Zira ispinozla hintbülbülünü aynı biliyordum. Meğer akrabaymışlar ama aynı kuş değilmişler. Dükkândaki hintbüllüllerine bakınca da oracıkta anladım bizimkinin önceki arkadaşlarının da hintbülbülü olduğunu. Yumurtladıkları halde niçin üremediklerini de.

Bizim buralarda bulamazsınız bundan, dedi kuşçu. Pek tutulmuyorlarmış nedense. Şehirde başka kuşçu olup olmadığını sordum. İki tane daha varmış. Onlara da sormaya karar verdim. Bulursam ne âlâ, bulamazsam gelip bir hintbülbülü alacaktım. Gittim sordum, sahiden de yokmuş. Ertesi gün gene gelip kuşçuyla konuştum. Çare yok, hintbülbülü alacağız, dedim. İstersen kuşu getir, bir gün kalsın burada, ona uygun bir arkadaş ayarlayayım, diye önerdi. Tamam, dedim ben de. Yarına götürüp bıraktım kafesi kuşçuya. Akşama gittim. Kuşçu bana ispinozu ona bırakmamı, onun yerine birini takasa saymak üzere iki hintbülbülü almamı önerdi. Mantıklı geldi. Geldi gelmesine ama ablama sormadan bunu yapamazdım. Evet, evin kuşlarıydı ama en çok ablam sahipleniyordu onları. Aradım, cevap vermedi. Bu ikisini şimdi eve götürürüm, meseleyi de ablama söylerim, kabul ederse eder, etmezse yarın gelir bizim kuşu da tekrar alırım diye düşündüm. Kuşçuya da benden haber beklemesini söyledim. İşin aslı, sormama gerek de yoktu, ablamı tanırım ben. Yaygarayı koparacağını biliyordum. Yanılmadım da. Yarın getireceğimi söyleyip bir şekilde durumu kurtardım. Sabah gittim kuşçuya. Bizim kuş inşallah duruyordur, dedim. Maalesef, dedi. Ölmüş hayvancağız. Üzüldüm. Yerini mi yadırgadı, evi mi özledi, bilmiyorum. İyi bir kuştu. Kafesinde kendi halinde yaşıyordu. Yem kabuklarını etrafa saçışını zarardan saymak ayıp olur, kimseye bir zararı yoktu. Mekânı kuş cenneti olsun.

Öldüğünü öğrendikten hemen sonra, elbette biraz da korkarak, ablamı aradım. Kötü bir haberi bekletmenin yararı yok. Hem er geç öğrenecek. Kuş ölmüş, dedim ablama. Kızdı etti. Ben sana demedim mi yarını bekleme, akşamdan git al getir diye, dedi. Bereket versin, telefonla konuşuyorduk, yüz yüze olsaydık hiç çekilecek hal değildi yani. Bana inanası da gelmiyordu, neyse ki içinde bulunduğumuz ramazandan söz edip yemin edince inanır gibi oldu. Ablam dindar bir insan. Onu teskin etmek için dini bir ağızla konuşmanın faydalı olacağını düşünerek, her can ölümü tadacaktır, dedim ciddi bir sesle.

O gün akşam arkadaşlara gittim. Ertesi gün, yani dün akşam eve gidince ise ablamın hiç ses etmediğini görüp biraz şaşırdım. Tamam, üzerinden geçen bir günde biraz alışmış olması olağandı ama ben hiç ses etmeyişini de yadırgadım. Belki de bu yeni iki kuşun varlığı onu biraz avutmuştur diye yordadım. Fakat mesele bugün tam açıklığa kavuştu. Öğleden sonra kuşçuyu gördüm. Ablam kuşa çok üzüldü, dedim. Evet, dedi oda, neyse ki kuşun ölüsü bahçede bıraktığım yerde duruyordu da aldı götürdü, dedi. 

 Ablam dükkânın yerini sorup öğrenmişti benden. Meğer dün kalkıp gelmiş, kuşun öldüğünü teyit ettirmiş, ölüsünü de alıp gitmiş. Bizim bahçeye gömmüş. Akşam eve gidince bana bir şey dememiş olmasının nedeni buymuş.
***
İki gündür yeni kuşlarımıza isim düşünüyorum. Önerilere açığım. Şu anda ben bu yazıyı yazarken yan bahçedeki ağaçların içinden kuş sesleri geliyor.

Günün birinde bizler de kuşlar da, hepimiz ölmüş olacağız.

4 yorum:

  1. Biz de 7-8 yıl önce iki muhabbet kuşumuzu bir hafta arayla kaybetmiştik. Çok zor olduğunu biliyorum. Yalnızlığa, sevgisizliğe, ilgisizliğe dayanamıyorlar.
    İçinde S ve Ş harflerinin geçtiği isimler kuşlar için daha uygun.
    Cankuş, Canoş, Sırma, Şakayık, Şenkuş... gibi.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Makbule Abla,
      Ben de bizimkinin öyle bir nedenden ötürü öldüğünü düşünüyorum. Üzüldüm.
      İsim önerilerin için teşekkürler.

      Sil
  2. Ben de muhabbet kusu almistim ama önceki ve şimdiki yazılarını okuyunca acaba tek almakla hata mı ettim diye düşündüm.Benimkinin adı boncuk, 4-5 aydir benimle . isim önerim Şapşik ile şımarik

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Alev Abla. Bence de yanına bir arkadaş al. Canı sıkılmasın. :)
      İsim önerilerin için teşekkür ederim.

      Sil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git