Yarın en yakın arkadaşım evleniyordu, ben de sağdıcıydım. Onun kadar sevinçli ve heyecanlıydım. Ne ki kendimi bütün her şeye kapatıp bir başıma gezintiye çıkma arzumun nüksettiği akşamlardan biriydi. Hiçbir zaman karşı koyamadığım bir arzuydu bu. Arkadaşıma bundan söz etmenin gereği de yoktu anlamı da. Sağdıcının düğün arifesinde bir başına akşam gezintisine çıkacağını duysa kim garipsemez? Bir saat kadar daha oyalandıktan sonra biraz düşünüp makul sayılabilecek bir bahane buldum, ona söyleyip düğün evinden ayrıldım.
Birkaç dakikalık yürüyüşle evlerinin bulunduğu sokağı bitirip iki yanı boyuna elma bahçeleriyle örtülü dar yola girdim. Akşam yerini geceye bırakmak üzereydi. Ay ortalığı ışıtıyordu. İnsan şu yeryüzünde hiçbir şey yapmasa, yalnızca ama yalnızca yaşasa, diye geçiriyordum içimden.
Yerde bir elma buldum. Aldım, gömleğime silip yemeye başladım. O güne değin kaç kez böyle bir başıma, amaçsızca dolaştığımı düşündüm. Ama şimdi ne önemi vardı ki bunun? Şu an şuracıkta bir elma yiyecek olmak bile yüce bir amaç sayılamaz mıydı?
Elmaya bakınca gecenin bizi pek çok şeyden koruduğuna kanaat getirdim. Geceleyin elmanın üzerindeki kiri, tozu toprağı görmeyiz de onu şöyle bir gömleğimize silmeyi yeterli buluruz. Halbuki gündüz böyle değildir; elmaya dair her bir şeyi görmek onun hakkında pek çok farklı yargıda bulunmaya, bundan ötürü de pek çok farklı eylemde bulunma gereksinimi duymaya götürür bizi. Sözgelimi onu canımız çekse bile yememeye, yiyecek olsak da evvela yıkayıp temizlemeye karar veririz. Tuhaf olan, bunun yalnızca elmalar için değil, fakat diğer pek çok şey için de, ve ne acıdır ki insanlar için de böyle olması değil midir? Gece bizi insanların üzerindeki pisliği görmekten de korumaz mı mesela? Gelgelelim her gece yerini bir sabaha bırakmak durumundadır, ne çare.
Elmama bir ısırık vurdum. Kurtluydu. Fakat yarısına geldiğimde gördüm ki dalından düşünce kurdu da onu terk edip gitmiş. Belki de kurdun sevdiği elma değil ağaçtır, nereden bileceksin. Çürük kısımları güya yememeye dikkat ettiysem de bir baktım elma bitmiş, neredeyse hepsini yemişim. Elmanın tadı çürüğün tadına baskın gelmişti. Buna öyle sevindim ki sevincim katlansın diye aya baktım, hayatımda nadir rastlanan bir şeydi zira.
Ağaçlarla bezeli yolu bitirip mahallenin kıyısına vardım. Burası, üzerine vakti zamanında yerleşim kurulmuş yüksekçe bir yerdi. Aşağıda buğday, arpa, yonca tarlalarının doldurduğu ova uzanıyordu, çok uzaktaysa kayıtsız bir halde sıradağlar görünüyordu. Biçilmiş ekinlerin yerini göz alıcı bir sararmaya bıraktığı bu düzlük ay ışığında handiyse kutsal bir edaya bürünmüştü. Uzakta iki at öylece kıpırtısız duruyorlardı, belki de sessiz sedasız bir ayin yapıyorlardı, kim bilir.
Oturdum. Ayın ışıltısını, ovayı, uzaktaki dağları, bir-iki ay önceki buğday başaklarının yerinde esen yelleri izledim. Yerimde kim olsa bu gece hiç bitmesin isterdi.
30 Eylül 2017
1 Kasım 2015
Özleyiş
Gülüşümü ıslattım –kar yağdı bütün gün–
Daha yağsın
Kar yağsın bütün otellerin üstüne
Üstüne üstüne bütün otellerin
Kar yağsın
Lacivert gözlerine Seniha'nın
Hiç bitmesin, yağsın
Karla dolsun göğsünün katedrali
Avluya düşen org uyansın
Özlemim sanadır, varsın
Kar yağsın, daha yağsın
Seni andırıncaya kadar.
Edip Cansever
Daha yağsın
Kar yağsın bütün otellerin üstüne
Üstüne üstüne bütün otellerin
Kar yağsın
Lacivert gözlerine Seniha'nın
Hiç bitmesin, yağsın
Karla dolsun göğsünün katedrali
Avluya düşen org uyansın
Özlemim sanadır, varsın
Kar yağsın, daha yağsın
Seni andırıncaya kadar.
Edip Cansever
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
