Şehrin eskisi bu kadar güzel, bu kadar çekici oluyorsa hiçbir şehrin yeni olmasına lüzum yok, gerçekten yok. Her gidişimde içimden bunu geçiriyorum.
Bir yere şehir dememiz için olmazsa olmaz iki ölçüt var. Biri temiz olması, öbürü yeşil olması. Yeşilliği belki yeterli değil ama yine de pek çok şehirden daha yeşil Eskişehir. Temizliğineyse diyecek yok. Sokaklar sanki sokak değil evin içi, o derece temiz. Ulaşım çok rahat. Tramvay şehrin hemen her yerinden geçiyor. Bir de kentin simgesi, tam ortasından geçen Porsuk Çayı var ki, adeta şehrin boynunda parıldayan bir kolye. Bu kadar genç, bu kadar hareketli olan şehrin ortasından neden böyle ağır aheste aktığını merak edip durursunuz.
Eskişehir Orta Avrupa kentlerine benziyor. Tarihi yapıların korunması için büyük bir gayret gösterilmiş, hemen fark ediliyor. Keşke daha fazla tarihi yapısı olsaydı.
Eskişehir'in denizi yok, bu yüzden eldeki Porsuk Çayı'nı gözleri gibi sakınıyor Eskişehirliler. Çayın kenarındaki İSKELE tabelasını görünce şaşırmamanız lazım. Bir de yapay gölet yapmışlar, plajı bile var, insanlar denize giriyorlar. Ne zaman gittiysem bizim uçsuz bucaksız Van Gölü'nün kenarında Eskişehir gibi bir şehir hayal ettim ister istemez. Gün gelir olur belki, hayal etmek bedava.
10 Nisan 2014
28 Temmuz 2011
Kıvanç diye imam olur mu?
Bir askerlik anısı...
Kıvanç ise dünyadaki en enteresan insanlardan biriydi. Bilmiyorum, sadece askerde mi öyleydi yoksa normal hayatında da mı öyle? Nasıldı ki, diye sorsanız bir cevap da veremem hani. Kafa dengi bir arkadaştı yalnız. O da Cumali'nin altındaki yatakta yatıyordu.
Birkaç ay önce Eskişehir'de havacı olarak askerliğimi yapıyordum. Bir gün bir eğitim uçağı havalanırken düştü. Her iki pilot da fırlatma koltuğu sayesinde kurtuldu. Bu nedenle birkaç gün sonra uçağın bağlı olduğu filoda bir kurban kesimi tertip edildi.
***
Bizim bölükte Kıvanç ve Cumali adında iki arkadaş vardı ki sormayın. Her ikisiyle de yataklarımız yan yanaydı. Cumali imamdı. Allah'ın her günü ranzanın üst katındaki yatağına çıkıp inmek için benim ranzama basıyordu. Ağır, hantal vücudunu başka türlü yukarıya taşıyamazdı. Askerlik biraz daha sürse öldürecektim herhalde.
![]() |
| Soldaki Kıvanç. Ellerini açmış, yalvarıyor gibi durduğuna bakmayın, bu işlerle uzaktan yakından alakası yoktur. |
***
Filoda kurban kesileceği için bizim bölükten imam istenmiş. Bölük komutanı da çağırtmış İmam Cumali'yi, "git", demiş, "ama yanına birini de al, yalnız gitme." "Emredersiniz komutanım!" deyip çıkmış Cumali. Kıvanç bölük binasında görevli olduğu için o saatte anca onu bulabilmiş, beraber gitmişler.
Filoda da meğer törene katılacak herkes hazır, toplanmış imam bekleniyormuş. Karşıdan bunların geldiğini görünce yarbay el işaretiyle çabuk olmalarını söylemiş. Koşmaya başlamışlar. Kıvanç her zamanki hareketliliğiyle önden koşmuş. Daha tekmil vermeye fırsat bulamadan yarbay nerede kaldınız, deyip adını sormuş. "Kıvanç Cankurt, Adana!" diye bağırmış bizimki. Bunu duyan yarbay, hayatımda duyup duyacağım en komik cevaplardan birini yapıştırmış:
"S..tir lan, Kıvanç diye imam mı olurmuş!"
Kıvanç hemen yanıtlamış,
"İmam olan ben değilim zaten komutanım, bu arkadaş."
"Ha, öyle mi, senin adın ne evladım?"
"Cumali komutanım."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


