Smitty Bacall ve çetesinin elindeyim. Birkaç gün önce kaçırdılar beni. Ne zaman bırakacakları belli değil. Bir eve kilitlediler beni. Ev yüksekçe bir tepenin üzerinde. Manzarası çok güzel. Kırsal bir yer. Aşağıdan nehir akıyor. Ağaçlar da çok güzel. Bugün hava yağmurlu. Dışarıyı seyrediyorum boyuna. Smitty Bacall haftada bir gün internete girmeme, bir gün de telefonla konuşmama izin veriyor. Müzik dinlemek her gün serbest. Televizyon izlemekse haftada üç günmüş, ama ben hiç izlemiyorum. Kitap yok burada. Olsa vereceklermiş ama onlarda da yokmuş. Gerçi ben istedim diye gidip bir yerlerden bir tane bulup getirdiler ama o da ortaokul ders kitabı. Smitty Bacall kitabı görünce çok sevineceğimi düşünmüş olmalı ki ben kitabı görür görmez dudak bükünce o da şaştı kaldı, anlamakta epey zorlandı, hatta hiç anlamadı, çünkü her kitabı aynı sanıyor.
Beni neden kaçırdıklarını birkaç kez sordum ama söylemediler. Benim de hiçbir fikrim yok bu konuda. Kendi halimde rutin hayatımı yaşayıp gidiyordum. Bir gün akşam üzeri beni kaçırıp buraya getirdiler işte. Neresi olduğunu da bilmiyorum. Belli konular dışında ne sorsam cevap veriyorlar. Hatta bazen uzun uzun sohbetlere dalıyoruz Smitty Bacall ve çetesinin her bir üyesiyle. Gören beni kaçırdıklarına asla inanamaz. Onlar da benim bu halimi pek bir tuhaf karşılıyor, garipsiyorlar. Kaçırılmış gibi davranmıyorum çünkü hiç. İstesem de davranamam zaten. Her şeyi olduğu gibi kabul ediyorum. Determinist bir kişiliğim öteden beri vardır zaten, bir şey oluyorsa olması gerektiği içindir filan.
Smitty Bacall ara sıra çay yapıyor bize. Çayı güzel demliyor. Bunu ona söyledim dün akşam, bir yerlerde çaycılık yaptın mı diye sordum, yüzünü bir tebessüm aldı, galiba doğru tahmin etmişim de ondan. Cahil bir adam Smitty Bacall. Çetesi de öyle. Felsefeden, edebiyattan, tarihten, bilimden, sanattan hiç anlamıyorlar. En çok da buna hayıflanıyorum. Çünkü dehşet güzel bir sohbetleri var. Yanlış bir anlaşılmaya mahal vermek istemem, bu saydıklarımda ben de uzman değilim, kıyısından köşesinden anlıyorum, ama işte onlar da bencileyin ucundan anlasalardı zaman güzel geçecekti. Velhasılıkelam, Smitty Bacall ile çetesi çok cahiller. Ne var ki şimdiye kadar görüp tanıdığım hiçbir cahile benzemiyorlar. Keşke bütün cahiller bunlar gibi olsa, diye sık sık geçiriyorum içimden. Dedim ya, sohbetleri çok güzel. Söylemeyi unutuyordum, coğrafya konusunda biraz bilgileri var. Onları da kitaplardan değil, bizzat görerek, yaşayarak öğrenmişler. Besbelli, hayatları hep yollarda geçmiş. Çok memleket görmüşler.
Smitty Bacall, adıyla soyadının her zaman birlikte anılmasını ister. Ona hiç kimse Smitty diyemez mesela. Beni de ilk günden uyardılar bu konuda. Gördüğünüz gibi buna riayet ediyorum işte. Çetenin üyelerinden birinin inanılmaz derece güzel bir sesi var. Önceki gün bir türkü söyledi, Smitty Bacall başta olmak üzere hepimiz duygulandık.
Şu an yağmur yağıyor. Yağıp cama çarpıyor boyuna. Ben de bir yandan bunu yazıp bir yandan ikide birde dışarıya bakıyorum. Aşağıdan akıp giden nehre karışan yağmur çok tuhaf şeyler düşündürüyor. Su suya katılıyor. Muhakkak gidip bir göle ya da denize de katılıyordur. Su durmadan suya katılıyor. Zaman da öyle. Günler durmadan günlere katılıyor. Smitty Bacall çok iyi bir adam, ona yaşam üzerine düşüncelerimi anlattığımda bazen handiyse ağlayacak gibi oluyor.
Bu akşam yine gece boyunca sohbet edeceğiz. Smitty Bacall'ın gençliğinden söz açacağım, koydum kafama. Çünkü eğer yanılmıyorsam Smitty Bacall'ın gençliğine yönelik bir zaafı var. Gençlikten bahsedilince duygulanıyor. Saklamaya çalışsa da beceremiyor. Kim bilir, neler kalmış gençliğinde.
