21 Temmuz 2017

Scripta manent

O kadar yazı malzemesi birikiyor ki günde rahatlıkla üç yazı yazmaya yeter. Gelgelelim ben uzunca bir süredir, mesela şöyle üç-dört aydır yazma orucundayım, doğrusu çıkmakta da zorlanıyorum. Yazma orucu hadi neyse de beni asıl huzursuz eden okuma orucuna da girmiş olmam. Epeydir kitap okuyamıyorum doğru dürüst. Hiç okumuyorum değil, internetten her gün bir dünya metin okuyorum. Okumasına okuyorum da hani şu okuduğu metinlerin sayısı, hacmi ne denli çok olursa olsun kitap okumuyorsa kendini hiç okumamış sayan insanlar yok mu, ben de onlardanım işte. 

Geçen haziranın hemen başında köye gittim, 3 ve 4 haziranda dağ, bayır, yayla epey dolaştık ettik, döner dönmez yazacaktım güya, bunun için köyde çektiğim fotoğrafları da hazırladım, masaüstünde bir klasöre attım, hâlâ bekliyorlar öyle. 
***
Büyük teyzem iki hafta önce öldü. Çok iyi bir kadındı. Epeydir görmemiştim, ölümünden önce son bir kez görmediğim için üzüldüm, keşke görseydim. Tabutu evin önüne getirildiğinde çocuklarıyla kız kardeşleri son bir kez görmek istediler. Ambulansın içine geçip yüzüne baktılar. Anneme bakıyordum o sıra. Orada öylece yatan teyzem kendisinden on yaş büyüktü. Nasıl bir çocukluk geçirdiklerini düşlemeye çalıştım. Annem on yaşındayken yirmi yaşında olan bu teyzem annemin gözünde ne kadar büyük bir ablaydı kim bilir.

Öğle vakti camiye götürdük tabutunu, öylece yere bıraktık caminin içinde. Tabutun baş kısmının üzerine bir yazma örtülmüştü. Hem olabildiğince tuhaf, hem de olabildiğince olağan görünüyordu. Derin düşüncelere daldım. Günün birinde hepimiz ölmüş olacağız. 
***
Kuşumuz yumurtlamaya başladı. Şimdilik iki tane. Kaç yumurtadan sonra kuluçkaya yatacağını bilmiyorum. Tavuk gibi her gün yumurtlamıyorlarmış, bedenleri küçük olduğu için her gün bir yumurta üretmeye elverişli değilmiş filan, kuşçu söyledi bunları. Kardeşim kafese ip parçaları koydu, kadınların kazak mazak ördüğü şu yumuşak ipler, kuşlar onlardan yuva yaptılar kendilerine. Yuva da kafese koyduğumuz küçük bir kutunun içinde.
***
Yaz günleri... Geceleri yatamıyorum, uykum gelmiyor, böyle olunca sabahları da geç uyanıyorum, bir kısır döngüdür almış başını gidiyor. Halbuki ne çok istiyorum sabahın köründe uyanmayı. Geçen gün bu meseleyi düşündüm biraz, eğer gerçekten istiyorsam bunu kolaylıkla yapabilmem lazım, acaba istediğimi sanıyorum da gerçekte istemiyor muyum?

Gece uykum gelmeyince ayaktayım haliyle. Horozların ötüşünü duyuyorum her gün. Sabah horozları henüz gün ağarmadan ötüyorlar. Geçen gün gene komşulardan birinin evinden horoz sesi gelince doğanın kendisini hiç değiştirmediğini, yalnızca biz insanların değişime bu kadar meyilli oluğumuzu düşündüm. Değil mi, bin yıl önce de horozlar bu saatte ötüyorlardı, bugün de öyle. Peki biz insanlar öyle miyiz? Değişim dediğin, aslında tehlikeli bir mesele. Etraflıca ele almak, üzerinde derince düşünmek lazım. Kısacası, değişim her zaman iyi değildir. Bugün bunca gelişmiş bir teknolojiyle iç içe yaşıyoruz da bazı konularda iki bin yıl önceki dünyanın bile gerisindeyiz. 
***
Komşunun civcivi kaybolmuş, sabahtan beri onu arıyorlar. Kanımca ya kedi götürmüştür ya karga.
***
Canımızın bir şeye sıkılması bir dert, neye sıkıldığını bir türlü bulamamak ayrı bir dert. Deminden beridir canım bir şeye sıkkın, nedir, düşünüyorum, bulamıyorum.
***
Bu yıl pek film de izlemiyorum. Haziranda bir, temmuzda iki tane izledim. Çalgı Çengi'nin birkaç yıl önce çekilen ilki çok özgün bir filmdi, epey sevmiştim, ikincisiyse berbat olmuş, izlemek sadece zaman kaybı, oldukça kötü bir film. Sivas epey methedilen bir filmdi, oturdum izledim. Fena değil ama bu hikâye daha güzel çekilebilirdi, yazık olmuş. Bir arkadaşım Il Postino'yu şiddetle önerince izledim. Pek matah bir şey değil. Neruda'nın İtalya sürgünü esnasında kendisine gönderilen mektupları ona götüren bir postacının hikâyesi anlatılıyor. Kuru bir hikâye.
***
Rüyamda beş-altı kişi, adı Emanuel olan bir adamın dün doğan kızına isim arıyorduk. İyi bir rüya yorumcusu olmama rağmen bir anlam veremedim. Bir kere, ortada kızın annesi yoktu, "emanuel" kelimesi üzerinden bir kız bebeğine isim aranıyordu. Uyandıktan sonra, hay Allah, neden hiçbirimizin aklına "Manuela"yı önermek gelmedi, diye hayıflandım.

Rüya yorumu dedim de, hiç kimse bir başkasının rüyasını yorumlayamaz. Bir insan ancak kendi rüyalarını, yakınlarının kendisiyle ilgili gördüğü rüyaları ve bir de belki çok yakından tanıdıklarının bazı rüyalarını yorumlayabilir. Kitaplardan rüya yorumlarına bakmak da komediden başka bir şey değildir.

4 yorum:

  1. Başınız sağolsun, mekanı cennet olsun ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Derin.
      Selamlar...

      Sil
  2. Canin skilmis iste. Mevcut hayatinda degisiklik yapmalisin.
    Seni mutlu eden nedir? Seni mutsuz eden nedir?
    Sonrasinda cozersin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba sayın Jardzy. Önerin için teşekkür ederim. Mevcut hayatımda değişiklik yaparsam sana gene buradan haber edeceğim, söz. :))
      Selamlar...

      Sil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git