6 Nisan 2020

Dört yıl önce

Dört yıl önce bugün yazmışım bu yazıyı ama nasılsa yayımlamayı unutunca taslaklar arasında kendini kaybettirmiş. Ankara'daydık o zaman. Dört yıl sanki dört aymış gibi geliyor şimdi.

Ciğerim yanıyor. Dört gün oldu. İlk değil bu, herkeste olduğu gibi bende de olmuşluğu vardı. Son olarak iki yıl önce yanmıştı galiba. Ne ki, ciğer yangınımın bir günü geçtiğini hiç görmemiştim. Bunda da, yarına geçer nasıl olsa, dedim kendime fakat baktım geçeceği yok. Geçmediği gibi bir de arttı. Bugün hâlâ yanıyor. 

Mecazî anlamıyla söylemiyorum, dört gündür sağ ciğerim yanıyor. Kime dediysem, üşütmüşsün, dedi. Zaten ben de bu teşhisi koymuştum kendime. Bugün de Yasemin Hoca söyledi aynısını. Üşütmüşsün, dedi. Gülüşan'la Mahmut'a söylemiştim dünden, kesin değil ama yarına gelmeyebilirim, hocaya söylersiniz, demiştim dün akşam. Neyse ki gündüz vakti pek engellemiyor beni ciğerimin yangını. Kalktım gittim. Yasemin Hoca, sıcak su torbası koyacaksın, dedi. Dedim, bizde soğuk su torbası var, dişimi çektirdiğim gün dişçide vermişlerdi, fakat sıcak su torbası yok. Yasemin Hoca da kim, diye sorulacak olursa, kim olacak, adı üstünde, hoca. Gülüşan'la Mahmut da benim arkadaşlarım. Bir de Dilek Hoca var, o da Yasemin Hoca'nın asistanı.
***
Bahçedeki ağaçların bazısı çiçeklenmiş. Geçen gün akşam eve dönerken ağaçtan yere düşmüş çiçekleri görünce, ne güzel çiçekler açmış, dedim içimden. İki gün sonraki sabah aynı yerden geçince baktım ki onlar yerde bitmiş çiçekler değil, ağaçtan düşmüşler.
***
Sen Ankara'nın o karsız, kuru soğuğunda grip bile olma, gel nisanın başında ciğerini üşüt, yak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git