13 Mart 2013

Öküzün trene...

Dideden adlı blogdaş, "Öküzün trene baktığı gibi bakmak" sözünün kökenini merak edip üstüne bir şeyler yazmış. Bizi de severek takip ettiğini dile getirmiş, sağ olsun. Eh, madem konu açıldı, ben de üstüne bir iki söz edeyim dedim.

Şimdi efendim, peşinen şunu söyleyeyim, öküzün trene bakması ne sevgisindendir ne de merakından. Öküz treni niye sevsin, değil mi? Ne diyordu Herakleitos: "Mutluluk bedensel hazlardan kaynaklanmış olsaydı, öküzler yemek için burçak bulduklarında onlara mutlu varlıklar derdik." Buradan, öküzlerin burçağı çok sevdiğini anlıyoruz. Nasıl sevmesin, niye biz insanlar pirzola seviyoruz da niye öküzler burçak sevmesin? Burçak tamam, ama tren de neyin nesi? Demirden kocaman garip bir icat. Öküzün sevgisine mazhar olmak için hiçbir nedeni yok.


Öküz trene merakından da bakıyor olamaz kanımca. Hadi ilk gördüğünde meraklansın baksın, ama her gün her gün meraklanıp bakacağını hiç sanmıyorum. Merak dediğin bir-iki günde geçer gider çünkü. Hem, bir kere bakmayla adının çıkmış olacağını sanmıyorum. Yüzlerce, hatta binlerce kez bakmış olmalı ki adı deyimlere, belki atasözlerine karışmış.


Peki, o vakit öküz trene niye bakıyor olabilir? Nedir adına deyimler türetmiş olan bu bakışların nedeni? Ali Püsküllüoğlu'nun Deyimler Sözlüğü'ne baktım, "Öküz trene bakar gibi bakmak" maddesi, "Hiçbir şey anlamadan bön bön bakmak," diye açıklanmış. İşte, bana sorarsanız işin çıkış noktası da burası.



Her şey bakışlarda gizli. Öküz trene ne sevgisinden ne de merakından, fakat kininden, garezinden dolayı bakar. Haliyle soracaksınız, neden kin gütsün ki öküz trene? Neden gütmesin ki efendim? İnsanoğlunun şu yeryüzünde icat ettiği ilk taşıt neydi? Tabii ki öküz arabası. Peki, ondan sonra? Tabii ki tren. Ee, şimdi biri kalkıp gelsin ve senin beş bin yıldır yaptığın işi elinden alsın, kin gütmezsin de ne edersin? Şimdi sizlere yıllar önce bu konuda rüyamda ulu bir zattan dinlediğim bir mesel anlatmak istiyorum izninizle. Dinlediğimde ilkin herhalde uyduruyor diye geçirdim içimden. Ama sonraları düşününce epey mantıklı geldi.


via
Rivayete göre bir gün İngiltere'nin orta bölgelerinden birinde, bir öküz kendi halinde otlamaktaydı. Birdenbire uzaktan duyulan tiz bir sesle irkildi. Baktı, ufuktan kocaman bir kütle hızla yaklaşmakta. Olabildiğince şaşırdı. Hiçbir anlam veremedi olup bitene. Ömründe ilk defa böyle bir şey görüyordu.

Birkaç aydır yakınlarda bazı adamlar bir şeyler yapıyordu ya, nedenini bir türlü anlayamamıştı. Anlamaya da gerek yoktu zaten. Ona neydi kimin ne yaptığından. O adamlar aylar sonra çekip gittiklerinde, arkalarından, otlağı ikiye bölüp geçen, yan yana göz alabildiğine uzanan iki demir bırakmışlardı. İşte şimdi bu kocaman garip şey bu iki demirin üzerinde gitmekteydi.


O garip şey geçip gittikten, gözden kaybolduktan sonra bir düşüncedir aldı öküzü. Ne olabilirdi bu? Ömrü hayatında o kadar çok şey görmüştü de, böylesini ne görmüş ne duymuştu. Akşamı bekledi. Akşam ahırda arkadaşına anlattı meseleyi ama o da bir şey çıkaramadı. Ertesi gün oraya beraber gitmeye karar verdiler. Belki birlikte görünce o garip şey hakkında bir fikir yürütebilirlerdi.


Sabah oldu. Sahipleri onları ahırdan salınca öküzler kahvaltı etmek üzere otlağın yolunu tuttular. İş mevsimi de değildi, bu yüzden bol bol gezip otluyorlardı. Öğleden sonraydı. Otlamakla meşguldüler. Birden yabancı bir ses duyarak irkildiler. Öküzlerden biri diğerine, "İşte buydu, evet, işte bu!" dedi heyecanla. O garip şey bu kez ters yönden geliyordu. Her iki öküz de gözden kaybolup gidene dek göz kırpmadan o şeye baktılar. Daha sonra da oturup uzun uzun düşünmeye, tartışmaya başladılar. Canlı desen değil, cansız desen değildi, ne olabilirdi ki bu garip şey? Baktılar merak onları öldürecek, sahiplerine sormaya karar verdiler.


Akşam adam onları almaya geldiğinde hemen meseleyi açtılar. Adam durdu, öküzlerinin yüzüne baktı ve bir kahkaha patlattı: "Yahu, ona tren diyorlar. İnsanoğlu çok ilerledi, medeniyetimiz büyük gelişmeler kaydetmekte. O gördüğünüz tıpkı sizin arabanız gibi bir taşıt, ama arabanızla kıyasladığıma bakmayın, öyle böyle değil, çok uzun mesafeleri çok kısa sürede katediyor. Yakında çağ atlayacağız, hatta atladık bile." Öküzler sahiplerinin bu söyledikleri üzerine durup yüzüne baktılar. Hiçbir şey diyemediler.


O gün akşam ahıra gittiklerinde ikisinin de yüzünden düşen bin parçaydı. Gece boyunca gözlerini uyku tutmadı. Önce birkaç saat hiç konuşmadan düşüncelere daldılar. Gece yarısından sonra ise konu üzerine uzun uzun konuştular, sabah olup da ortalık aydınlandığında hâlâ bitmemişti konuşmaları.


Peki, neydi öküzleri bu denli düşünceye sevk eden? Ne olacak, yukarıda da söyledim, pabuçlarının dama atılacağını sezmişlerdi oracıkta. Düşüncelere dalmayacaklardı da ne yapacaklardı? Nitekim o iki öküzün orada gördükleri kısa zamanda bütün Britanya'ya, oradan Avrupa'ya, oradan da dünyaya yayıldı. Artık öküzler için bu dünya, içinde karamsarlıktan, umutsuzluktan, kederden başkaca bir şey olmayan bir yer haline geldi.


Uzatmayalım, yeryüzünün bütün öküzleri, oldukça haklı bir nedenden ötürü, o günden sonra tren denen o canavara düşman kesildi. İşte, o gün bugündür dünyanın neresinde olursa olsun, bir öküz bir tren gördüğünde, atalarından devraldığı genetik bir mirasla içindeki kini bakışlarıyla çıkarıp orta yere serer. Ne yapsın garibim?
Sayfa başına git