Tolstoy’un İnsan Ne İle Yaşar’ını okudum. Kitaba değil de Tolstoy’a takıldım. Ne kadar dindar bir insan. Tanrı’dan, ilahi düzenden bahsediyor. Beş miydi, altı mı, öykü var kitapta. Hepsi de aynı minvalde. Sevgiden dem vuruyor, insana Tanrı’nın suretinden yansımış ebedi sevgiden.
Sonra insanların gündelik meselelerini, kıskançlıklarını, geçimsizliklerini… küçümsüyor. İnsana Ne Kadar Toprak Lazım? adlı öyküye bayıldım. Adamın biri Başkurtlar diyarında toprağın sudan ucuz olduğunu duyunca oraya göçüyor. Onlara bir iki parça kıymetsiz hediye götürüyor. “İstediğin toprağı seç senin olsun” diyorlar. “Fakat bir şartla: bir gün içinde ne kadarını dolaşabilirsen, o kadarını alabilirsin.” Adam muhteris, gözleri fal taşı gibi açılıyor, elinde mi?
Fakat işte insandaki o hırs yok mu o hırs… Tolstoy’un da bize vermek istediği mesaj bu ya: İhtiraslarımızın kölesi olmayalım.
Gündoğumunda başlıyor adam uçsuz bucaksız araziyi arşınlamaya. Yürü babam yürü. Orası da benim olsun, şurası da benim olsun… Derken akşam yaklaşıyor. Güneş ufkun yolunu tutmuş gidiyor. Azıcık ferasetli davransa, ömründe hayal edemediği kadar toprağı olacak. Şeytan dürtüklüyor öte taraftan. “Şu güzelim yerleri de almazsam olmaz!” Fakat o da ne! Gün batıyor. Etekleri tutuşuyor adamın. Koş bre! Koş ki başladığın yere zamanında varabilesin. Zira şart bu. Nereden başladıysan oraya döneceksin. Gün batmadan.
Aç, susuz, yorgun, tam yettim derken güneş batmasın mı? Tam o sırada bir umut ışığı beliriyor ama: “Tepede, onların beni beklediği yerde henüz güneş batmadı. Hadi son bir gayret daha. Ondan sonra bu uçsuz bucaksız topraklar benim!” Kalkıyor çöktüğü yerden. Koşuyor, tepeyi çıkmaya çabalıyor. Bir de yorgun, bir de bitkin sormayın.
Ufacık tepe dağ oluveriyor. Bitmek bilmiyor. Sefil adam kan ter içinde. Güneşle yarışıyor. Heyhat! Tam tepeyi çıktım derken gün batmış oluyor. Onu bekleyenlerin ayakları dibine yığılıveriyor. Bitiyor. Birkaç karış fazladan toprak için… Hırsının kölesiyken şimdi kurbanı oluyor. Oracıkta can veriyor. Ve işte şimdi ihtiyacı olan, bir iki metre toprak.
İşte Tolstoy bu tür meseleler anlatıyor. Onun yazar olarak kalitesini tartışmak haddimize değil. Fakat insan olarak ondan bile daha ilerideymiş. Büyük yazar olması büyük insan olmasından ileri geliyormuş. Bu kitabı okuyunca bunu daha iyi anladım.
