23 Ocak 2016

Bahçemizde Nar Ağacı Yoktu

Orada hayalet bir değirmen
Nazlı buğday başakları, dua, bekleyiş
Rüzgârları soyunmuş parmak sular
Terli bir gökyüzü, can sıkıntısı, ağır zaman
İçine bağıran bir adam
Nereye büyüyeceğini bilmeyen çocuklar
Etekleri yaz bahçesi bir kadın

Orada merhametli yoksulluk
Sürmeli geceler, bulanık sabahlar
Güneşle çiçeklenen yorgunluk
Ay ışığında solan sözler
Atların köpeklerle konuştuğu bir bozkır
Yıldızlar çıkmadan görünmeyen gökyüzü
Bakır bir tencerede eriyen evler

Orada masalların hevesi
Bir küçük radyoya dolan uzaklar
Üzüm kağnıları, elma günahları, ıslak rüyalar
Mezarlıkta içilen bir sonsuz sigara
Ayva sarı tüyler komşu camlarda
Kâkülünde annesi halkalanan kızlar
Uzak akrabaların getirdiği yalnızlık

Sevgilim, çemberciğim, arapbülbülüm
İki gözün kocaman iki gökyüzü
Neden ağladığımı soruyordun ya sevişirken
Bahçemizde nar ağacı yoktu bizim
Senin ağzın yoktu gövdemiz tarazlanırken
Arzular kaşımızda başlar kirpiğimizde biterdi
Ağlamıyordum

Benim geçmişimi senin geleceğini seviyordum...

Şükrü Erbaş, Bağbozumu Şarkıları, Kırmızı Kedi Yay.

4 Kasım 2014

Ağaran Bir Suyum

Nereden mi anlıyorum yaşlandığımı 
Kadınlar gittikçe daha güzel

Güneş daha hızlı adımlıyor gökyüzünü 
Sular daha soğuk rüzgâr daha serin

Eskiden her konuda konuşurdum istekle 
Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi

Büyük yapılar ışıklı çarşılar bitti 
Ara sokaklara salaş kahvelere gidiyorum

Kurtulmak için çırpındığım çocukluğu 
Yeniden öğreniyorum çocuklardan şaşarak

Bütün sesler çın çın bir yalnızlık oluyor 
İçimden geçenleri söyledim sanıyorum

Birisi bir şarkı söylemesin kederle 
Tenimde bir titreme kirpiklerimde buğu

Kısa söz basit eşya kedi sevgisi 
Aktıkça ağaran bir suyum zamanın ırmağında

Nereden mi anlıyorum yaşlandığımı 
Kadınlar daha güzel kadınlar daha uzak...

Şükrü Erbaş

17 Mayıs 2014

Bir Kardeş Mavi

Canı cehenneme rahat uyuyanın
Kapısını örtenin perdesini çekenin
Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
Duvarları ancak çarpınca görenin
Canı cehenneme başkasının yangınıyla
Evini ısıtıp yemeğini pişirenin.

Bahçesine dek gelen alevleri
Şehrayin sanan aptalın
Canı cehenneme, camlarında
Parçalanmış cesetler uçarken
Bir iğdiş incelikle çiçekleri sulayanın.
Mutfakla yatak odası arasında
Çarşılarla gövdesi bencillik hırsı
Yılgınlıkla yenilgisi arasında
Dünyayı tüketenin canı cehenneme.

Orada dağlar bir mezarlık
Bulutlar kan salkımı sular toprakta düğüm
Orada evler oda oda kanarken
Burada yeşerenin canı cehenneme.

Ey bir halkın gözyaşıyla ruhunu yıkayan kin
Ey zulümle yükselen başarı
Ölü sayısına endeksli maaş;

Uzun masallar ardında mağrur
Boynunda ölüm çanıyla oturan güç
Senin de senin de canın cehenneme

Ey sultan hamit tuğralı korucu alayları
Kardeşi kardeşe kırdıran siyaset...

Bir gün elbet bir gün elbet
Örter üstünü bu ağır yanlışın
Sevgiyle, yalnızca sevgiyle işlenen
Bir dal incelik, bir simli gülüş
Bir kardeş mavi.

Şükrü Erbaş

14 Aralık 2013

Gözlerin Düşer Aklıma

Üşüyüp yorgun düştükçe yüreğim 
Kendime görünmez sıkıntılar büyütürüm. 
Ne senin o dilsiz uzaklığın 
Ne benim bu rezil gerçeğim 
Bir çift kanat kesilir gövdem 
Çıkar gelirim; esmerliğine senin 
Günışığı giyinmiş o sıcacık tenine. 
Akşam yüzüme yüzüm sulara 
Bir korku gölgesi gibi vurdukça 
Düşerine sığınırım senin, aydınlık 
Anılarına.. 
Gözlerin düşer aklıma, kirpiklerin 
Saçların, avuçlarıma 
Alırım, tel tel sarınır 
Isınır avunurum...

Şükrü Erbaş
Sayfa başına git