15 Şubat 2009

Bundan böyle durma rozi varsa yanında

Reklamlar hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki. İki yıldan beridir düşünüyorum aslında reklam yazarı olmayı. Reklam yazarı olmaktan kastım Ali Atıf Bir türünden bir reklam yazarı olmak değil elbette. Benimki kişisel bir yaklaşım. Piyasadaki saçma reklamların sayısı o kadar çok ki, belli bir rakam bile veremiyorsunuz. Sadece saçma da değil, nereye isterseniz çekebiliyorsunuz. Her türlü yorumu yapabiliyorsunuz. Kısacası ucu sonuna kadar açık bir konu.

Sadede gelelim… Bundan böyle reklamlar hakkında da yazacağım sık sık. İlk olarak da bir süredir aklımda olan bir konuyu yazmak istiyorum. Kadın pedi reklamları… Biz erkekler doğal olarak nasıl bir durum olduğunu anlayamayız ancak, biraz anlamaya çalışırsak, şu adet hallerinin kızlar için çok zor bir durum olduğu ortada. Piyasada dört-beş tane ped reklamı var. Hepsinde de öyle güzel bir dünya çiziliyor ki, adet günlerinin kadınların en güzel günleri olduğunu sanırsınız. Handiyse, adet olası geliyor insanın, o derece.

Neymiş efendim, yanında rozi varsa durmana gerek yok, hayatı doya doya yaşa, yaşayabildiğince. İnsanın hınzır aklına ister istemez geliyor, hayatı doya doya yaşaması için garibim ille o dört-beş günü mü beklemek zorunda? Ayın geri kalanında da gayet tabii yaşanabilir doya doya.

Bu konu üzerine yazarken, haliyle konuya şöyle bir toptan bakmak icap etti. Girdim internete aklıma gelen markaları sordum Hazreti Google’a. Toplam beş tane ped markasını inceledim. İsimler alfabetik sıraya uygun olarak dizilmiştir:
1. Evy Lady
2. Kotex
3. Molped
4. Orkid
5. Rozi

Dahası varsa aklıma gelmedi. Unutmadan söyleyeyim, bunlardan birinin adını yazınca Google’a, diğerlerinin adları da ilgili aramalar olarak çıkıyor karşınıza.

Bunların tamamının web sitesi bol miktarda flash ve javascript kodu barındırıyor. Evy Lady, Orkid ve Rozi sitelerinde arka plan müziği kullanılıyor. Müzikler de tahmin edileceği gibi reklam müzikleri. Üstelik siteye girildiğinde otomatik olarak başlıyorlar. Sitelerin içeriği üç aşağı beş yukarı aynı. Kopya çekmişler galiba birbirlerinden. Sıkça sorulan sorular üzerinde durmama gerek yok. Tipik yurdum insanı kafasının üretebildiği sorular. Ve nedense hiç değişmeyen sorular. Kırk yıl önce de sorulmuş, bugün de sorulan sorular. Misal, regl dönemlerimde denize girebilir miyim? Ne bileyim ablacım, bir defa dene, hayat deneme yanılmayla öğrenilir nihayetinde, eğer bir zararını görmezsen bundan sonra da girersin. Hatta çevreni de aydınlatırsın deneyiminle. Yok zararını görürsen, o zaman bir daha girmezsin olur biter. Geçelim.

Bu arada bayan arkadaşlara ufak da olsa bir hizmetim dokunsun. Aslında hizmet benim değil, Rozi'nin. Ben sadece aracı olayım. Sitesinde özel gün takvimi diye bir takvim hazırlamış Rozi. Takvimi bilgisayarınıza indiriyorsunuz, ardından Rozi takvim özel günlerinizi hatırlıyor. Nasıl hatırlıyorsa? Orasına bakmadım, ilgilenen varsa incelesin. Ne buluş ama değil mi? Buluş dedim de, bu ne ki! Siz Evy Lady’nin buluşuna bakın bir de. Pedmatik diye bir makine icat etmiş adamlar (ya da kadınlar). Yanında pedin yok ve hazırlıksız mı yakalandın? Hiç sorun değil. Pedmatik var. Bir lira atıyorsun sana ped veriyor makine. Bildiğiniz kiosk yani. Gazete yerine ped veriyor, farkı bu.

İzin verirseniz gelelim 2008 yılının, bana kalırsa hit seçilmesi gereken şarkısına. Tabii burada size dinletemeyeceğim, dilerseniz Rozi'nin sitesinden dinleyebilirsiniz, ben sadece şarkı sözlerini vereyim.

Gün benim günüm
Hiçbir engelim yok bir kez Roziyle
Güvenle yaşa yüzde yüz yaşa Roziyle bugün de
Bundan böyle durma Rozi varsa yanında
Durma yaşa durma, hiç engel yok sana
Eğlenmekten korkma, koşmaktan yorulma
Durma yaşa Rozi senle senin yanında


İnanır mısınız, insana tarifi imkansız bir yaşama sevinci veriyor. Üzerimde az kalsın Melih Cevdet ustanın Çok Güzel Şey şiirinin yaptığı etkiyi yapıyordu, o derece. Dilerseniz şiiri buraya alalım, hem ustayı rahmetle anmış oluruz böylece, hem de siz de karşılaştırma imkanı bulmuş olursunuz.

Çok Güzel Şey
Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.


Gelelim Orkid’in şarkısına. Web sitesinin girişinde sizi Nil Hanım karşılıyor. O, yüzyılın şarkısı olsa hiç gücenmeyeceğim Çocuk da Yaparım Kariyer de adlı müthiş eseriyle:

Orkid sponsor olsun fikrime,
Kanatlanırım onun gibi ben de,
Koysalar önüme bariyer de,
Çocuk da yaparım kariyer de.


Yukardakinin yanına karşılaştırmalı edebiyat bağlamında bir şiir koyduk ama bunun dengi bir şiir olmadığından, üzgünüm şimdilik karşılaştırma yapma imkanımız da yok.

Bu arada alttaki resimde gördüğünüz  “Çocuk da yaparım kariyer de” sloganındaki iki bağlaçtan ilki yanlış yazılmış. Çocuk’tan sonraki -da bağlacının da ayrı yazılması gerekirdi.

Laf aramızda, Orkid'in büyük bir çelişkisi de gözümden kaçmadı. Ha bu arada, piyasadaki tüm ped reklamlarını da izlemiş oldum. Ee, ne yaparsın araştırma bu, kolay değil. Beş marka, ortalama beş reklamdan yirmi beş reklam eder. Sorun değil. Dönelim sözünü ettiğim çelişkiye.

Orkid Ultra DeoFresh reklamında fondaki ses, biz kadınlar özel günlerimizde de kalabalığa karışmak ve canlılığımızı koruyup günümüzü en güzel şekilde yaşamak isteriz, diyor, buna mukabil Orkid Ultra Gece reklamında, biz kadınlar özel günlerimizde kafamızı dinlemeyi severiz. Buna, uzanıp film izlerken uyuklamak da dahildir, deniyor. Hangisini seviyorsunuz, bir karar verin, diyecektim, diyecek kimse bulamadım.

Sanırım yazı biraz uzadı. Farkındayım. Biz blog yazarları en çok uzun yazıların okunmamasından dertliyizdir. Ne yapalım, başa gelen bir yerde çekilmek zorunda. Daha sonra belki tekrar dönerim bu konuya. Son olarak söylemek istediğim iki şey var. Birincisi, Rozi ile Orkid'in müzikleri harika. İkincisi, burada bayanların acısını hafife almak gibi bir amacım yok. Ben, reklam sektörünün, insan yaptıktan sonra saçmalıkta sınır yoktur, anlayışını eleştiriyorum. Bu tabii bütün reklam sektörü için geçerli değil. Aklı başında reklamlar yok mu? Elbette var. Bu konudaki düşüncemi açıkça söylemem gerekirse, malımı satmak yolunda her şey mubahtır, anlayışını benimsemiyorum.

Şimdilik bu kadar. Evy Lady güvenli uçuşlar diler.

11 Şubat 2009

I don't feel like a star*

Bildiğiniz üzere Türk Hava Yolları geçtiğimiz ay Hindistan'dan üç adet Boeing 777 300ER uçak kiraladı. 312 yolcu kapasitesi olan bu uçaklar uzun menzilli uçuşlarda kullanılacakmış. THY böylelikle first class uygulamasına da başlamış oldu. E tabi böyle bir uygulamayı devreye sokarken tanıtımını yapmamak olmaz.

THY bu konuda oldukça iddialı olduğunu dünyaca ünlü star Kevin Costnerlı bir reklam filmi çekerek ortaya koydu. Film I feel like a star sloganıyla, first classla uçacaklara kendilerini star gibi hissetme garantisi veriyor. Eh, zaten bilmem kaç bin lira verip uçmak bile başlı başına insana star hissi vermeye yeter her halde. Düşünün bir öğretmenin 4 ayda aldığı parayı 16-17 saatlik bir yolculuk için ödüyorsunuz.

Her neyse... Bugünkü esas konu bu değil. Reklama dikkatinizi çekmek istiyorum.

First Class yolcusu (Kevin Costner) uçağa binişinde kapıda kendisini güler yüzlü, hafiften cilveli, çaktırmadan işveli hostes kızımız karşılıyor. Normal. Başka türlü olacak değildi ya. E tabi sen yolcuya daha kapıda bu pası verirsen adamcağız aynı hizmeti içerde de bekleyecektir haklı olarak, değil mi? Doğallıkla içerdede değişen birşey olmuyor. Kızımız elinden geleni sonuna kadar yapıyor.

Size de öyle geldi mi bilmiyorum, kız sanki hostes değil de konsomatrismiş gibi davranıyor. Hal ve hareketleri oldukça abartılı geldi bana. Ama zaten kadınların türlü-çeşitli biçimlerde reklam malzemesi yapılmasına alıştık artık. Hatta bu açıdan baktığımızda hostesin hareketleri oldukça naif sayılır. Çikolata reklamıydı, otomobil reklamıydı... her yerde kadının bırakın ufak bir gülücüğünü, vücudu baştan başa malzeme olarak kullanılmıyor mu? Ee, peki senin derdin ne o zaman, ne olmuş yani hostes kız bir iki pas vermişse? diye sorabilirsiniz. Benim bu konuyu açmaktaki asıl amacım, bu reklamı biraz da bahane ederek, bir süredir kafamdaki bir konuyu paylaşmak aslında, ona gelelim.

Efendim çoğu yer ve durumda rastladığımız bir davranıştır ama daha çok uçaklarda karşılaşırız. Şu müşterilerin yüzüne serpilen yalancı gülüşler yok mu, onlardan bahsediyorum. Hayatta en sevmediğim davranışlardan biridir. Bir insan istemeden neden güler ki... Hele karşısındakinin bu gülüşün sahteliğinden haberdar olduğunu bile bile. Amaç, müşteriye güler yüz göstermek, basitçe. Evet ama bunu abartmanın ne önemi var. Yani bir insan senin yüzüne gülmek istemiyorsa gülmesin daha iyi. Bunu kendini zorlayarak yapması daha kötü değil mi? Başkalarını bilmem, bir insanın yüzüme zoraki güldüğünü hissettiğim anda kendimi kötü hissederim ben. Karşımdaki de gözümde hemen değersiz bir yaratıkmış gibi görünmeye başlar.

Tamam müşteriyle belli bir ilişki biçimi vardır elbette. Ama böyle otomat gibi her zaman aynı davranış da olmaz ki. Esas olan sahte gülüşler dağıtmak değil samimi olmaktır. Müşteri karşısındakinin samimi olduğunu anladı mı isterse yüzü bir karış ask olsun, isterse ağlasın, o sahte gülüşten daha çok prim yapar. İşin özünde samimiyet her zaman yalanın karşısında daha çok prim yapar.

Kısa kesmek gerekirse, suni davranışlardan hiç hazzetmiyorum. Ama neylersin, ortalık yalan dolan kaynıyor. Nefes alması bile yalan kimi insanların. Yalanla yatıp yalanla kalkıyorlar. Bir sahte gülüşün önemi mi var böyle bir ortamda.

*Kendimi yıldız gibi hissetmiyorum.
Sayfa başına git