11 Şubat 2009

I don't feel like a star*

Bildiğiniz üzere Türk Hava Yolları geçtiğimiz ay Hindistan'dan üç adet Boeing 777 300ER uçak kiraladı. 312 yolcu kapasitesi olan bu uçaklar uzun menzilli uçuşlarda kullanılacakmış. THY böylelikle first class uygulamasına da başlamış oldu. E tabi böyle bir uygulamayı devreye sokarken tanıtımını yapmamak olmaz.

THY bu konuda oldukça iddialı olduğunu dünyaca ünlü star Kevin Costnerlı bir reklam filmi çekerek ortaya koydu. Film I feel like a star sloganıyla, first classla uçacaklara kendilerini star gibi hissetme garantisi veriyor. Eh, zaten bilmem kaç bin lira verip uçmak bile başlı başına insana star hissi vermeye yeter her halde. Düşünün bir öğretmenin 4 ayda aldığı parayı 16-17 saatlik bir yolculuk için ödüyorsunuz.

Her neyse... Bugünkü esas konu bu değil. Reklama dikkatinizi çekmek istiyorum.

First Class yolcusu (Kevin Costner) uçağa binişinde kapıda kendisini güler yüzlü, hafiften cilveli, çaktırmadan işveli hostes kızımız karşılıyor. Normal. Başka türlü olacak değildi ya. E tabi sen yolcuya daha kapıda bu pası verirsen adamcağız aynı hizmeti içerde de bekleyecektir haklı olarak, değil mi? Doğallıkla içerdede değişen birşey olmuyor. Kızımız elinden geleni sonuna kadar yapıyor.

Size de öyle geldi mi bilmiyorum, kız sanki hostes değil de konsomatrismiş gibi davranıyor. Hal ve hareketleri oldukça abartılı geldi bana. Ama zaten kadınların türlü-çeşitli biçimlerde reklam malzemesi yapılmasına alıştık artık. Hatta bu açıdan baktığımızda hostesin hareketleri oldukça naif sayılır. Çikolata reklamıydı, otomobil reklamıydı... her yerde kadının bırakın ufak bir gülücüğünü, vücudu baştan başa malzeme olarak kullanılmıyor mu? Ee, peki senin derdin ne o zaman, ne olmuş yani hostes kız bir iki pas vermişse? diye sorabilirsiniz. Benim bu konuyu açmaktaki asıl amacım, bu reklamı biraz da bahane ederek, bir süredir kafamdaki bir konuyu paylaşmak aslında, ona gelelim.

Efendim çoğu yer ve durumda rastladığımız bir davranıştır ama daha çok uçaklarda karşılaşırız. Şu müşterilerin yüzüne serpilen yalancı gülüşler yok mu, onlardan bahsediyorum. Hayatta en sevmediğim davranışlardan biridir. Bir insan istemeden neden güler ki... Hele karşısındakinin bu gülüşün sahteliğinden haberdar olduğunu bile bile. Amaç, müşteriye güler yüz göstermek, basitçe. Evet ama bunu abartmanın ne önemi var. Yani bir insan senin yüzüne gülmek istemiyorsa gülmesin daha iyi. Bunu kendini zorlayarak yapması daha kötü değil mi? Başkalarını bilmem, bir insanın yüzüme zoraki güldüğünü hissettiğim anda kendimi kötü hissederim ben. Karşımdaki de gözümde hemen değersiz bir yaratıkmış gibi görünmeye başlar.

Tamam müşteriyle belli bir ilişki biçimi vardır elbette. Ama böyle otomat gibi her zaman aynı davranış da olmaz ki. Esas olan sahte gülüşler dağıtmak değil samimi olmaktır. Müşteri karşısındakinin samimi olduğunu anladı mı isterse yüzü bir karış ask olsun, isterse ağlasın, o sahte gülüşten daha çok prim yapar. İşin özünde samimiyet her zaman yalanın karşısında daha çok prim yapar.

Kısa kesmek gerekirse, suni davranışlardan hiç hazzetmiyorum. Ama neylersin, ortalık yalan dolan kaynıyor. Nefes alması bile yalan kimi insanların. Yalanla yatıp yalanla kalkıyorlar. Bir sahte gülüşün önemi mi var böyle bir ortamda.

*Kendimi yıldız gibi hissetmiyorum.
Sayfa başına git