1 Temmuz 2014

Kurt ile Turna

Bir kurt avladığı bir hayvanı afiyetle midesine indirmekteyken küçük bir kemik boğazında kaldı. Ne yapıp ettiyse kemiği yutamadı. İnanılmaz bir acı duymaya başladı ve ne yapacağını bilemeyerek inleye inleye aşağı yukarı koşmaya başladı. Baktı olacağı yok, bu durumdan kurtulmak için bir çare düşünmeye başladı. Ormana koşup tanıdığı tüm hayvanları kemiği çıkarmaları için ikna etmeye çalıştı. "Bu kemiği çıkarana bir ödül vereceğim," dedi. Nihayet turnayı ikna edebildi. Turna, yere uzanıp çenesini açabildiği kadar açmasını söyledi kurda. Kurt dediğini yapınca turna uzun boynunu onun boğazına soktu, gagasıyla kemiği yakalayıp çıkarmayı başardı. 
"Şimdi bir zahmet bana söz verdiğin ödülü verir misin?" dedi kurda.
Kurt dişlerini göstererek sırıttı. "Biraz kanaatkâr ol. Başını bir kurdun ağzına sokup sağ salim bir şekilde çıkardın, senin için bundan daha büyük ödül mü olur?"
Evet, kadirbilirlikle açgözlülük bir arada olmaz.
Aisopos (Ezop)

20 Kasım 2013

Winter is far away...

In a field one summer’s day a grasshopper was hopping about, chirping and singing to its heart's content.  A group of ants walked by, grunting as they struggled to carry plump kernels of corn.
“Where are you going with those heavy things?” asked the grasshopper.
Without stopping, the first ant replied, “To our ant hill.  This is the third kernel I've delivered today.”
“Why not come and sing with me,” teased the grasshopper, “instead of working so hard?” 
“We are helping to store food for the winter,” said the ant, “and think you should do the same.” 
“Winter is far away and it is a glorious day to play,” sang the grasshopper.
But the ants went on their way and continued their hard work.
The weather soon turned cold.  All the food lying in the field was covered with a thick white blanket of snow that even the grasshopper could not dig through.  Soon the grasshopper found itself dying of hunger.
He staggered to the ants' hill and saw them handing out corn from the stores they had collected in the summer. He begged them for something to eat.

(Buraya kadarı bildiğiniz hikâye. Bundan sonrasını ben uydurdum. Kardeşimin ödevi vardı, yardım istedi haliyle, ben de "yardımcı oldum".)


“Oh dear,” said one of the ants in a charitable voice, “we know you haven’t been able to store anything away for the winter. Don’t worry, here we have so much food for us and you. Yes, it’s true that you have spent all of your time in the last summer, but it’s not a problem. We are your friends, and friends should always help each other, aren’t they? 
“Yes, of course!” replied the grasshopper, we are good friends and will always help each other. So, now you give me some food, and I will play music and sing songs for you.”

The ants invited the grasshopper inside, and he accepted this invitation. That night all the ants and the grasshopper ate a delicious meal, then sang songs, danced and late night slept. 

(İyi etmişler bence.)

8 Kasım 2008

Her gördüğünü yapacak mısın yani?

Tuz yüklü bir eşek çaydan geçiyormuş, ayağı kayıp suya yuvarlanmış. Tuz suda eriyivermiş. Eşek kalkıp da yükünün hafiflediğini görünce ayağının kaydığına pek sevinmiş. Bir gün de sahibi o eşeğe sünger yüklemiş. Eşek yükün suda hafiflediğini öğrendi ya! Çaya varır varmaz ayağı kaymış gibi suya serilivermiş. Süngerler suyu içtikçe şişmiş, şişmiş ağırlaşmış; o kadar ki eşek bir türlü kalkamamış, ölüp gitmiş.
Aisopos (Ezop)
Çev.: Nurullah Ataç


Bir başka versiyonu:


Bir eşekçi, elinde asa,
Bir Roma imparatoru edasıyla
Sürüyormuş uzun kulaklı iki düldülü.
Biri sünger yüklü, bıraksan uçacak;
Öteki ağır aksak,
Sırtında şişeler varmış gibi
Tıka basa tuz doluymuş küfeleri.
Bizim üç ahbap çavuş az gitmiş uz gitmişler
Dere tepe düz gitmişler
Varmışlar geçit veren bir ırmağa
Ve bakın orda neler gelmiş başlarına.
Oysa her gün de geçerlermiş aynı yerden
Eşekçi sünger yüklü eşeğe binmiş
Sürmüş tuz yüklüsünün ardından
Gel gör ki bu öndeki eşeğin
Keyfince yürüyesi gelmiş
Ve ayakları yerden kesilmiş.
Tekrar su yüzüne çıkınca da
Kaçmış gitmiş hoplaya zıplaya.
Neden derseniz, sularla cenkleşirken
Öylesine erimiş ki sırtındaki tuz,
Tüy gibi hafif bulmuş kendini birden
Uzun kulaklı dostumuz.
Sünger yüklü öbür dostumuz da
Aynı yolu tutmaya kalkmaz mı!
Koyun gibi uymuş başkasının kafasına
Gırtlağına kadar battığı sularda
Kendisi, eşekçi ve sünger
Bir hayli su içmişler:
— Sünger içer de biz içmez miyiz?
Demiş eşekle eşekçimiz.
Ama sünger öyle hızlı içmiş
Ve öylesine ağırlaşmış ki birden
Kıyıyı bulamamış eşek bu kadar yükle;
Üstelik eşekçi de bir yandan
Sıkı sıkı sarılmış boynuna can havliyle
Ha boğuldu, ha boğulacaklarken
Gelmiş, canlarını kurtarmış birisi
Kimmiş gelen, önemli değil orası.
Şu dersi aldık ya, o yeter bize:
Herkesin gidişi bir olmamalı,
Her gördüğünü yapanın yamandır hali.
Buydu demek istediğim başlarken söze.

La Fontaine
Çev: Sabahattin Eyuboğlu

Sayfa başına git