![]() |
| © Musée Albert-Kahn |
Bir kadın, insan aklının sınırlarını zorlayacak bir yöntemle ölüme terk edilmiş.
Orada bir idam şekliymiş bu. Geçenlerde bir blogdaş'ın blogunda gördüm bu fotoğrafı. Albert Kahn adlı efsanevi denebilecek bir fotoğrafçıya ait. Kendisinden uzun uzadıya bahsetmek istemiyorum burada, söz konusu blogda hakkında detaylı bilgi var zaten, okumanızı öneririm.
Bir insan neden ölüme terk edilir?
İnsan onuru nedir, diye sordum kendime, bu kadının halini görür görmez.
Bir zamanlar felsefe mürekkebi yalamaktaydım, yarım kaldı gerçi o iş, hocamla sık sık bu konular üzerine konuşurduk; insan onuru, insan hakları vs. "Kendinde değer" kavramını öğrenmiştim o hocamdan. Öyle, bazı şeyler kendinden değerlidir. Misal, bir parfüm, kokusundan ötürü değerlidir, keza bir kalem de yazabilme özelliğinden dolayı. Parfümün değeri kendinde değil kokusunda, kalemin değeriyse yine kendinde değil yazma özelliğindedir. Ancak bazı şeyler vardır ki, işte insan onuru örneğin, kendinde bir değere sahiptir. İnsan onuru herhangi bir şeyden ötürü değil, ama kendinden ötürü değerlidir.
Öldürmenin de onurlu biçimi olur mu? Elbette olur. Bakınız, Amerika'da idam mahkumları zehirli iğne, gaz odası gibi yöntemlerle infaz edilirken, yanıbaşımızdaki İran'da, şehir meydanındaki bir vince asılarak, çoluk çocuğun gözleri önünde infaz edilirler. Kaldı ki, Amerika'da seri katillere filan idam cezası verilirken, İran'da rejim piyangosu kime vurursa ona.
Tarih boyunca insan onuru ne çok ayaklar altına alındı. Ne acıdır ki, bugün de çok iyi bir durumda olduğu söylenemez. Evet, Rıfat Ilgaz ustanın dediği gibi, bugün Roma'da aç aslanlara atılmıyor insanlar ama insan onuru bu, ha bir Roma kolezyumunda aç aslanlara yem yapmışsın, ha bir Moğol çölünde sandığa kilitlemişsin, ha bir İran meydanında taşa tutmuşsun.

