18 Haziran 2015

Bir diş yazısı

Bazen okula sağlık ekibi gelir çocukları aşılamaya. Hemşireler biraz sonra yapacakları aşı için hazırlanmaya koyulurken çocukların korkusunun yarattığı heyecan yüzlerine çoktan yansımıştır bile. Tabii, siz yetişkin halinizle ne kadar yakından bakarsanız bakın en fazla hissedersiniz biraz, nasıl bir heyecan olduğunu anlayamazsınız. Elbette siz de zamanında o sıralarda oturmuş, birazdan kolunuza sokacağı iğneyi hazırlayan hemşireyi korkuyla izlemişsinizdir, ancak üzerinden yıllar geçmiş, doğal olarak unutmuşsunuzdur. Olur ki bir gün sizde o heyecanı yaratacak bir durumda bulursunuz kendinizi. İşte ben de bugün tam da onu yaşadım.

Daha oraya varmadan başlamıştı heyecanım. Danışma masasındaki bir arkadaş iki dakika oturmamı, birazdan beni alacaklarını söyledi. Elime bir gazete alıp okumaya başladım. Böyle korkuyla karışık heyecanlanmanın elbette olumlu bir yönü de var. Beyni diriltiyor. Çok sağlıklı, berrak düşünebiliyor insan. Nitekim ben de gazetedeki bir köşe yazısını okumaya başlar başlamaz her cümlenin, hatta kelimenin olduğu gibi beynime oturduğunu gördüm. O an elime bir şiir alsam, ezberlemem üç dakikayı ya alır ya almazdı, öyle diyeyim.


Efendim, dişçiden geliyorum. On dakika önce iki tane dişimi çektiler. Bu dişlerden birinin çok uzun bir hikâyesi var, bir ara hakkında yazdıydım bir şeyler, ama nedense yayımlamadım, bilgisayarda duruyordur umarım, yayımlarım bugün yarın. Birkaç yıl önce diş doktoruna gittiğimde bana iki tane ilaç yazmıştı. Bu ilaçları kullanınca dişin kökündeki apse iltihaplaşıp bir şişlik halinde dışarı çıkmış, çıkınca da ağrı geçmişti. Diş doktorlarının başkalarına da aynı ilaçları yazdığına denk gelmiştim. Bu dişim yılda bir kez ağrıyordu, böyle bir düzen tutturmuştu. Ben de hiç dişçiye gitmeden hastanenin acil servisinin yolunu tutuyor, o iki ilacı yazdırıp kullanmaya başlıyordum. Gene aynı şey oluyordu, iltihap çıkıyor, ağrı bir sonraki yıla kadar ertelenmiş oluyordu. Böyle böyle, bir buçuk ay kadar önce yine ağrımaya başladı. Her zaman olduğu gibi, birkaç gün boyunca ağrısı giderek arttı. Doktora gittim, sözünü ettiğim ilaçlardan da bahsettim. Bana onlardan daha etkili iki ilaç yazdığını söyledi. Eczaneye gidip aldım. İkisi de efervesanmış, şu suda eritilip içilenlerden. Yirmi gün kadar kullandım onları. Diş ağrım biraz dindi dinmesine ama baktım bu sefer inat edecek gibi. Ağırdan alıyor, kalmak niyetinde. Sonuç olarak sevgili blogdaşım Aze'nin de telkinlerine dayanamayarak doktora gittim. Beraber gittik daha doğrusu.


Bu doktora da olan biteni özetledim. Orta yaşlı, gözlüklü bir arkadaş. Ağzımın filmini çektirdi. Beraber baktık. Sen ne etmişsin, dedi, niye böyle ihmal etmişsin falan filan. Durumun iyi olmadığı anlaşılıyordu. Meğer o ünlü dişimle birlikte yirmiliklerden biri de kötüymüş. Bu doktor da ilaç yazdı, beş gün kullan, filanca gün gel, cerrah arkadaşımız çekecek, dedi. İyi dedim, madem durum ciddi, çektirmekten başka çare yok. Yoksa ben diş çektirmeye –ilke olarak olmasa da medikal olarak– karşıyım. (O da nedir diye sormayın.)


İlacı kullandım, filanca gün geldi, ve işte çıkıp gittim doktora. Kafamda elli-elli beş yaşlarında bir doktor vardı. Cerrah demişlerdi ya, herhalde o yaşlarda biridir diye düşündüm haliyle.


Gazete okurken sekreter arkadaş, sizi bekliyorlar, dedi, ben de peki deyip kalkıp gittim. Önce hemşireyle karşılaştım. Biraz sonra da doktor geldi. Oturdum koltuğa. Geçen günden kalan dosyam önündeydi zaten, baktı, iki tane çekimimiz var, dedi. Aldı eline iğnesini, ağzımın orasına burasına daldırıp çıkardı. Bir-iki dakikada ağzım uyuştu. Uyuşunca da doktor aldı eline alet edevatını, başladı operasyona. Önce yirmilik dişi çekti, çok kolay oldu bu, hemencecik çıktı, çok şaşırdım. İkincisiyse iki parça halinde çıktı, bunun da pek zor olduğu söylenemezdi. Diş köklerine, şu ince hastane bezlerinin adı neydi, onlardan koydu, yavaşça ısırmamı söyledi, böylelikle operasyon sona ermiş oldu. Son olarak da elime bir buz tüpü verdiler, on dakikada bir dışarıdan çeneme tutacakmışım şişmesini önlemek için. Geçmiş olsun, sağ olun, kolay gelin faslından sonra doktorun elini sıkıp çıktım. Velhasıl, hastaneye girişimle çıkışım yirmi dakikayı bulmadı. 


Şimdi gelelim niçin heyecanlanıp korktuğuma.


Sekiz yıl önce. Bir gün sağ üst dişlerimden biri ağrımaya başladı. Bir-iki gün içinde ağrısı arttıkça arttı. Nihayet dayanılmaz bir hal aldı. Kalkıp hastaneye gittim. Bugün pazar, diş doktoru yok, bir ağrı kesici iğne yapacağız, yarın geleceksiniz, diyerek iğnesini yaptı hemşire. İğne ağrıyı keser mi yollu bir şeyler sordum, o da, akşama kadar keser, gece biraz ağrıyabilir, dedi. Eğer "biraz" ağrı o kadarsa, çok ağrının ne kadar olduğunu hâlâ merak eder dururum. Akşamdan yavaş yavaş tekrar ağrımaya başladı dişim. Saat ilerledikçe ağrısı dayanılmaz bir hal aldı. Gece yarısı kalkıp dolaplarda pense, kerpeten aradığımı hatırlıyorum. Bereket versin, bulamamışım, yoksa çenemi sakatlamam işten bile olmayacaktı. O gece nasıl uykuya daldığımı hiç bilmiyorum. Sızıp kalmış olmalıyım. Sabah kalkınca hemen doktora koştum tabii. Sıra aldım, inleye inleye beklemeye başladım. Şimdi nasıldır bilmiyorum tabii, Muğla Devlet Hastanesi'nin diş bölümü o zamanlar genişçe bir salon, üç-dört doktor aynı yerde çalışıyor. Bana orta yaşlı bir kadın doktor düştü. O da iğne yaptı, dişin uyuşmasını bekledi, biraz sonra da aldı aletini ve başladı operasyonuna. Fakat baktım operasyon çok ağır ilerliyor. Kadın oradan çeviriyor, buradan çeviriyor ama dişin geleceği yok. Güya çaktırmamaya çalışıyor ama paniklediği de her halinden belli. Her şey yolunda, birazdan çıkacak gibi bir şeyler söyleyerek benim de paniğe kapılmamamı sağlamaya çalışıyor aynı zamanda. Uzatmayayım, kadıncağız beş-altı dakika uğraştı da anca çıkarabildi dişimi. Öyle tecrübesiz biri de değildi, demek ki zor bir dişti. Zor olduğu bana çektirdiği ağrıdan belliydi ya. 

O gün hastaneden eve inleye inleye gittim. Sonrasını anımsamıyorum. Evde birkaç saat ağrı dinene kadar inleyip durmuşumdur muhtemelen. O günden sonra da bugüne kadar hiç diş çektirmemiştim. İşte, bugün hastaneye doğru giderken de gene böyle bir süreçten geçeceğimi sandım da ondan korktum. Neyse ki öyle olmadı. Şimdilik her şey yolunda gözüküyor. 


Diş ağrısının böbrek taşı ağrısından sonra insanı en çok süründüren ağrı olduğunu da belirtmiş olayım yeri gelmişken. 


Biz Ortadoğulu topluluklar beyinsiziz. Zekâsızız. Geri zekâlı bile değiliz, onda geri de olsa hiç olmazsa bir zekâ var. Son hesaplaşmada bizde beyin yok, zekâ yok, akıl mantık yok, ben bunu anladım. Sağlığımıza dikkat etmeyiz, iş işten geçmeden önce epey bir ağrısını, sızısını da çekeriz, geçtikten sonra da pişmanlığını yaşarız. Velhasılıkelâm, dişlerimizin, sağlığımızın kıymetini bilelim.


Sağlıkla kalınız.

4 yorum:

  1. Demek doktora gitmeye onca direnç eskiden kalan ağrıdanmış:)
    Geçmiş olsun. Sağlık önemli. Sonuçta kullandığın her şeyin yıpranması çok normal, ne kadar iyi bakarsak ömrü o kadar uzun olabiliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Sayın Aze. Kesinlikle haklısın. :)

      Sil
  2. Geçmiş olsun, naçizane tavsiyem gönlünüze göre bir diş hekimi bulup 6 ayda bir kontrole gitmeniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Derin. Yılda bir kontrole gitmeyi düşünüyorum. :)

      Sil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git