9 Ekim 2015

Sorunlar sorunlar...

Evde iki büyük sorun var uzun zamandır. Biri demlik, öbürü çaydanlıkla alakalı. Demliği yapan nasıl yapmışsa, çay koymak için biraz eğdin mi kapağın altından akmaya başlıyor hemen. İçinde emziğin ağzını tutan bir süzgeç var, acaba ondan mı kaynaklanıyor diye düşünmedim değil, ne var ki süzgeci çıkarıp denemeyi düşündümse de neme lazım deyip geçtim. Biliyorum çünkü, o süzgeç zor takılıyor, bir çıktı mıydı işin yok uğraş da tak. Velhasıl her çay koyuşumda, gelecek sefer yavaşça, eğmeden koyacağım ki dökülmesin, diyorum kendi kendime ama bir şey değişmiyor, her seferinde dökülüyor. Özellikle de çay yeni yapılmışken dolu olduğunda. Bunlar büyük sorunlar tabii, küçümsememek lazım. Bazı sorunları küçümserken diğer bazılarını gözünde büyütmesi, insanlığın günümüzdeki temel sorunlarından biridir.

Bir diğer sorunum kalemlerimle ilgili. Adına pis bir huy mu dersiniz artık, bazı konularda dediğim dedikçiyim. Örneğin kalemler konusunda. Her kalemle yazamıyorum. Genel adı pilot olan şu yağlı kalemleri kullanıyorum çoğunlukla. Tükenmez kullanmayı ise bildiğin terk ettim gitti. En son ne zaman bir tükenmez kalem bitirdiğimi bile hatırlamıyorum. Siz buna bir tür "yedirememe" bile diyebilirsiniz. Vallahi, şakam yok. Her kalemle yazmayı kendime yediremiyorum. Manyak mıyım neyim. Bazen düşününce kendimi tuhaf buluyorum, ulan bu ne iştir, diyorum ama kendime bir cevap da veremiyorum. Nasıl desem, yazacağım şey her ne olursa olsun, "ölçütlerime uyan bir kalem" olmadı mı yazasım gelmiyor. İçimden gelmiyor bildiğin. Markete alışverişe gideceğimde alacaklarımın listesini yaparken bile masanın üstünde, hemen önümde tükenmez bir kalem varsa onu almıyorum da ille çantamdan güzel kalemlerinden birini çıkarıp onunla yazıyorum mesela. Şimdi, kalemlerimle ilgili bir sorun dedim ama kalemlerin kendisini sorun olarak gördüğüm yok. Ben daha çok bu huyumun bir sorun olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini düşünüyorum. 

Kalem demişken, el yazımla ilgili de bir sorunum var. Ama dur yahu, demliği anlattım da çaydanlığı unutmuşum, önce onu anlatayım. Çaydanlığın sorunu da şu ki, içinden çıkan buhar duvara vuruyor, duvar ıslanıyor. Çaydanlığın emziğin sağına düşen tarafında bir delik var, şayet emzik duvara dönükse buhar oradan çıkıyor zaten, yok duvara değil de sola dönükse bu sefer delik duvara rastlıyor. E, başka türlü de koyamıyorum, çünkü elimle kolum 360 derece dönmüyor. Buharın duvarı ıslatması doğrusu pek de dert değil, neticede fayans, bir peçeteyle hallolacak bir mesele, ancak ocağın hemen üstünde elektrik düğmesi var, bazen onu da ıslatıyor. Bugüne kadar herhangi bir sorun yaşandı mı, diye sorarsanız, yok yaşanmadı. Ama yaşanmadı diye bu sorunu tutup yabana atacak değilim, sorun sorundur. Hem, dedim ya, insanlığın temel yanılgılarından biri büyük sorunları küçümsemesidir bugün. Siz siz olun, sorunlarınızı önemseyin. Ele alın. Çözemiyorsanız bile üzerlerinde düşünün.

El yazım diyordum, o da bir sorun oldu çıktı. Önceleri çok beğeniyordum yazımı, mesela iki ay öncesine kadar, fakat şimdi bakıyorum ki o eski el yazımdan eser yok. Acaba ruh halim yazıma mı yansıyor, diye düşündüm dün. Hani derler ya, el yazısından karakter analizi yapılabiliyor cart curt, ee, karakter analizi yapılabiliyorsa ruh analizi niye yapılamasın? Şu halde, bu sıralar hiç de iyi bir ruh halim olmadığı sonucu çıkıyor ortaya. Ama ya ruh halimle ilgili değilse? O zaman sorunun kaynağı başka yerde. Başka yerde de, nerede?   

Bir başka sorun, izlediğim filmler hakkında blogda yazı yazmamam. Öteden beri film izlerim. Sinemayı sever, elden geldiğince de takip etmeye çalışırım ayıptır söylemesi. İzlediğim filmleri de yıl yıl listelerim. Eskiden yarım yamalak yapardım bunu ama son dört yıldır arada unutup atladığım bir-iki tanesi hariç ne izlediysem listelemişim. Mesela bu yılın geride bıraktığımız dokuz ayı itibariyle kırk dört film izlemişim. Bu da ay başına 4,8 film ediyor. Aşağı yukarı haftada bir film izlemişim anlayacağınız. Gelgelelim bu yıl yalnızca bir sinema yazısı yazmış, onda da dört filmden söz etmişim. Acaba filmler üzerine konuşmayı mı sevmiyorum? Bilmiyorum. Doğrusunu isterseniz, yeni bir sorun değil bu, beş yıl önce de böyleydi, on yıl önce de; izlediğim filmlerin çok azı üzerine bir şeyler yazardım. Bu sorunu, film izlerken elimde kalem-kâğıt, not almakla atlatabileceğimi düşünüyorum ama o da zor geliyor. Sinemada izlerken koltuğa iyice kurulup kendini filme veriyorsun, efendime söyleyeyim, zaten ortalık da karanlık, nasıl not alacaksın? Evde izlerken de kanepeye yayılıyorsun, işin yok ikide birde kaleme uzan, deftere uzan da not al. Velhasıl bu da henüz çözülmemiş bir sorun olarak duruyor. Ama en azından üzerinde duruyorum, çözmeye uğraşıyorum, görüyorsunuz. Ha bu arada, geçen ay bir film izlemiştik, iki-üç gün sonra hakkında bir şeyler yazmaya başlamıştım da yarım kalmıştı, geçen gün bir daha eğildim üstüne, biraz daha yazdım fakat henüz tamamlanmadı. En kısa sürede tamamlayıp yayımlayacağım. (İnşallah yani.)

Hafızamla ilgili de bir sorunum var. Son zamanlarda çok oluyor, aklıma durup dururken bir şarkının/türkünün müziği geliyor, üstelik de hep sevdiğim bir parçanın müziği geliyor, gelgelelim hatırlayamıyorum hangisi olduğunu. Geçenlerde bir yerdeydim –işe bak, neredeydim, onu bile hatırlayamıyorum– enstrümantal bir çalındı. Çok sevdiğim, bugüne dek belki kırk kez dinlediğim bir müzikti. İnanır mısınız, on-on iki dakika kafa yordum da çıkaramadım ne olduğunu. Ve işte görüyorsunuz, şimdi de o an nerede olduğumu hatırlamıyorum. Sudoku, kakuro filan çözmeyeli de epey zaman oldu. Birkaç tane çözsem mi ne yapsam?

Bir de zaman çok çabuk geçiyor. En büyük sorunum bu. En sona da bundan ötürü bıraktım. Bu sorun karşısında ötekiler sorun olmaktan çıkıyor. İşin kötüsü, bu sorunun üzerine henüz eğilmiş değilim, zira çözmeye nereden başlayacağıma bir türlü karar veremiyorum. Ama enseyi karartmamak gerek, bakarsın bir gün bunu da çözmek için uğraşmaya koyuldum, belli mi olur.

2 yorum:

  1. Ay ne çok sorun var, hangisine ne yazacağımı şaşırdım. :-)

    Demliği az doldurman lazım, ancak o zaman dökülmez. Çaydanlık için yapacak bir şey yok. O delik olmasa üstüne demlik konduğunda taşacak bu sefer.Prize değmesi de tehlikeli tabii, o nedenle mecbur ters tarafta durmalı bence. Demliği ağ, çaydanlığı sol ele tutmalı:-)
    El yazısının kötüye gitmesi kafa karışıklığından olabilir.
    Kalem konusuna çok takılma bence, herkesin bir takıntısı vardır, olsun ne olacak.
    Zaman konusunda ise, bu küçük değil herkesin en büyük sorunu sanırım. Zaman öldürücüleri düşünüp yok etmek lazım sanırım.
    Allah daha başka dert versin ne diyelim:-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamam Azeciğim, bütün önerilerini bugünden tezi yok dikkate alacağım. :)
      Sevgiler...

      Sil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git