26 Ekim 2015

Doğmamış bir tayın nalı

(...) Delikanlılardan biri yanına geldi. 
"Beyamca, şu senin kapının üstündeki nalı da bana satar mısın?" dedi. "Benim kamyonun dikiz aynasının altına çok yakışacak." 
Peygamber şaşırdı. 
"Ne aynası? Ne nalı?" diye sordu.
"Senin sokak kapısının üstündeki nal." 
"Benim sokak kapısının üstünde nal mal yok, hiçbir zaman da olmadı," dedi Peygamber. 
"Olmaz olur mu, beyamca! Gel göstereyim istersen." 
Peygamber, göğsünde United States / Outsiders yazılı renk renk pijaması, delikanlıyla birlikte kapının önüne çıktı, iyiden iyiye kararmış pervazın üstünde, paslanmış, onunla bütünleşmiş olmasına karşın, doğmamış bir tayın nalını düşündüren, küçücük bir nal gördü. Hem şaşırdı, hem duygulandı: ta çocukluğundan beri hiç ayrımına varmamıştı bu nalın, ama, şimdi, ayrımına vardıktan sonra, güzel buldu, bir bakıma baba evinin anlamını oluşturuyormuş gibi bir duygu uyandı içinde; ancak çoktan tarihe karışmış olması gereken bir kenter [burjuva] değerini simgelediği, karşısında içlenmesininse benliğinde bir kenterlik tortusunun varlığına tanıklık ettiğini düşünmekte gecikmedi. Büyük bir adım atmak üzere olduğu şu anda, gözü yaşlı duygusallıklardan uzak durması gerekirdi. 
"Al, senin olsun!" dedi.
Tahsin Yücel, Peygamberin Son Beş Günü.

2 yorum:

  1. "...gözü yaşlı duygusallıklar..." İyiymiş. Çok hayranım duygusallıklarını hiç belli etmeyen insanlara. Çok güçlü insalar olmalı. Düşünsene, içinde yangınlar var, dışarından bir kimse de "su içermisin", demiyor ve sen bunu hiç takmıyorsun.
    Ben hiç öyle olamadım. Olmak isterdim bazen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Aze. Bazı insanlar duygusallıklarını belli edemezler. O zaman da haliyle kimse bir bardak su ikram etmez onlara, nereden bilsinler. :)
      Sevgiler...

      Sil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git