(...) Delikanlılardan biri yanına geldi.
"Beyamca, şu senin kapının üstündeki nalı da bana satar mısın?" dedi. "Benim kamyonun dikiz aynasının altına çok yakışacak."
Peygamber şaşırdı.
"Ne aynası? Ne nalı?" diye sordu.
"Senin sokak kapısının üstündeki nal."
"Benim sokak kapısının üstünde nal mal yok, hiçbir zaman da olmadı," dedi Peygamber.
"Olmaz olur mu, beyamca! Gel göstereyim istersen."
Peygamber, göğsünde United States / Outsiders yazılı renk renk pijaması, delikanlıyla birlikte kapının önüne çıktı, iyiden iyiye kararmış pervazın üstünde, paslanmış, onunla bütünleşmiş olmasına karşın, doğmamış bir tayın nalını düşündüren, küçücük bir nal gördü. Hem şaşırdı, hem duygulandı: ta çocukluğundan beri hiç ayrımına varmamıştı bu nalın, ama, şimdi, ayrımına vardıktan sonra, güzel buldu, bir bakıma baba evinin anlamını oluşturuyormuş gibi bir duygu uyandı içinde; ancak çoktan tarihe karışmış olması gereken bir kenter [burjuva] değerini simgelediği, karşısında içlenmesininse benliğinde bir kenterlik tortusunun varlığına tanıklık ettiğini düşünmekte gecikmedi. Büyük bir adım atmak üzere olduğu şu anda, gözü yaşlı duygusallıklardan uzak durması gerekirdi.
"Al, senin olsun!" dedi.
Tahsin Yücel, Peygamberin Son Beş Günü.
(...) Yazma edimi tanım gereği bir "başkası"nın varlığını öngörür: karşınızda ya da kapınızda yazınızı bitirmenizi bekleyen biri yoktur kuşkusuz, ama, yazdığımız ne olursa olsun, yazma edimi her zaman bir "okur"u varsayar. Bernanos'un unutulmaz kahramanı Ambricourt papazı günlük tutmaya yalnızca kendi içini daha açık görebilmek amacıyla başlar, deneyimi bir yıldan daha öteye taşırmamaya da kararlıdır, süre dolunca defteri ateşe atıp her şeyi unutacaktır; bu arada günlüğün yabancı ellere düşmemesi için önlem almayı bile düşünür. Ama, bir kez yazmaya başladıktan sonra, görünmeyen bir yaratığın varlığını sezer çevresinde, başını içgüdüyle "düşsel bir dinleyici"ye doğru uzatır; daha sonra, bir bakarsınız, bu sayfaların "gelecekteki okur"unu düşler; bir bakarsınız, yazdıklarının "başkalarına da" bir yararı dokunabileceğini kurar; bir bakarsınız; günlükten bir sayfa çekip sanki başka birinden almış gibi karşısındakine okuyarak söyleminin etkisini ölçmeye çalışır: yazılan okurununa ulaştırılmak ister.
Tahsin Yücel, Yazın, Gene Yazın.