15 Aralık 2016

Bugünlerde

1 Aralık

Dün epey yürüdüm. Sıhhiye'den Kurtuluş'a, Kurtuluş'tan Kızılay'a, oradan Kavaklıdere'ye, oradan da gene Kızılay'a. Sabah evden otobüs durağına, akşam metrodan eve, onları hiç saymıyorum. 

İlber Ortaylı Sıhhiye'ye gelip bir konuşma yapacakmış. İyi, dedim, ne kadar televizyon konuşması varsa izlediğim, daha doğrusu, dinlediğim adamı canlı olarak da gidip dinleyeyim. Bugüne dek bir kez canlı dinlemiştim. On-on iki yıl önceydi, genişçe bir salondu ve oturduğum yer de gayet rahattı. Dünse, bırak rahat bir oturma yerini, salona bile giremedim. Tıklım tıklımdı. İğne atsan, mecazen filan değil, gerçekten yere düşmezdi. Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezindeydi. Kapıda kimlik de soruluyordu, galiba yalnızca Hacettepelilere açıktı ama görevli efendi bir adamdı, kendi kimliğimi gösterdim, ses çıkarmadı, girdim. Girmesine girdim de kalabalık bildiğin gibi değil. Gelenlerin neredeyse tamamı genç, gözlemlediğim kadarıyla çoğu Hacettepe öğrencisi. İlkin salona girmeyi denedim, güç bela girmeyi becerdim de. Gelgelelim içerisi dışarısından da beterdi. İçeri girmiş olmama rağmen İlber Ortaylı'yı göremedim, düşünün. Önümdeki bir milyon kafa görmemi engelliyordu çünkü. Girdiğim gibi çıktım. Fuaye alanına ekran konmuştu. Pek yüksek olmadıklarından ötürü onlardan bile göremedim. Tek yapabildiğim, ayakta dikilip dinlemek oldu. Eh, zaten ben de tam olarak bunun için gitmemiş miydim? Çok uzamadı konuşma, bir saat kadar sürdü.

İyi bir gözlemci olduğumu çok kez söylemişimdir. Dün gözlem için epey malzeme vardı orada. Çocukların büyük çoğunluğu İlber Ortaylı'nın fotoğrafını çekmeye gelmişti. Onlara bakınca merak edip durdum: neden? Google'a soyadını yazmaya bile gerek yok, yalnızca İlber yazdın mı milyon kadar fotoğraf zaten çıkıyor. İnsanlar kendi elleriyle çekince bir tür tatmin mi oluyorlar, nedir? Bilmiyorum hakikaten.

Herkes fotoğraf çekmeye gelmemiş elbette. Belli ki çoğu kişi de bir ünlüyü görmeye gelmiş. Bu kişi İlber Ortaylı gibi Türkiye'de ana haber sunucularından sonra en çok televizyonda görünen kişi değil de başka biri olsaydı hiç kuşkusuz salon dolmazdı bile. Artık iyice bilinen bir gerçektir, Türkiye'de akademik toplantılara mecburen katılanların dışında neredeyse hiç kimse gitmiyor. Demek istediğim, insanlar İlber Ortaylı'nın ne söylediğiyle pek de ilgili değiller, onu görmeyi daha önemsiyorlar. Konuşma bittikten sonra kapıya yönelen üç gençten biri öbürlerine, "Ya, çok bilgili bu adam yaa!" diyordu. Yalnızca bu örnek bile dediğimi bir güzel desteklemiyor mu? Çok bilgili, dediği kişi ömrü boyunca elinden kitap düşmemiş, Chicago Üniversitesi'nde okumuş, kim bilir kaç arşivde ne kadar zaman harcamış, birkaç dil bilen İlber. Ama sanırsın sınıf arkadaşından söz ediyor. 
***
Konuşma bitince çıktım. Kalıp Ortaylı'nın sorulara verdiği cevapları da dinlemek isterdim de işim vardı. Kurtuluş'a yürüdüm. İşlerimi gördüm. Akşam üzeriyse gene yürüyerek Kızılay'a gittim. Aze'yle buluştuk. Gezici Festival mıydı, adını hatırlayamadım, onun kapsamında Zeki Demirkubuz'un yeni filmi Kor'un gösterimine bilet almışlardı Saniye'yle. Karanfil'de kahve içip oraya, Çankaya Belediyesi ÇSM'ye yürüdük. Ucu ucuna yetiştik. Burası da kalabalık sayılırdı fakat Sıhhiye'deki kadar değil. Salon dolu olmakla birlikte ayakta pek kimse yoktu.

Zeki Demirkubuz Masumiyet'i, Kader'i, Yazgı'yı çeken bir yönetmen olduğu için insan ister istemez şu beklenti çıtası dedikleri şeyi yüksek tutuyor. Geçen yılki Bulantı'yı da, bu yeni Kor'u da, mesela adı yeni duyulan bir yönetmen çekmiş olsaydı, çok güzel filmler derdik. Fakat ben ikisini de Zeki Demirkubuz sineması içinde vasat buldum. Gösterimden sonra Demirkubuz'la söyleşi de yapılacak denmişti. Film bitince çıktı, yirmi dakika kadar gençler sordu, o da yanıtladı, ardından salon dağıldı. Biz de Kızılay'a yürüdük.

6 yorum:

  1. Orada yaşadığım yıllarda en çok sevdiğim etkinliklerden biriydi yürümek. Tunalı'da, Güvenlik Caddesinde, Cinnah'da... Hele Cinnahdan Atakule'ye, Botanik Parkına kadar olan yokuşu tırmanmak ne keyifliydi. Bu yazıda kendimi gördüm sanki. Severim Ankara'yı. Ankara kendini özletiyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Mabelard. Sık sık düşünüyorum, Ankara'ya sonradan gelen biri burada ne kadar zamandan sonra sıkılmaya başlar? Beş yıl diye tahmin ediyorum. Büyük şehirler yorucu olduklarından ötürü bir yerden sonra çekilmez olurlar. Ama denizleri varsa iş değişir. Deniz bir kente katlanma nedenlerinden biridir bence. Ankara'nın şanssızlığı, denizi yok. Giderek de büyüyor. Nüfus beş milyonu aştı...
      ***
      Ankara'da yürümek güzeldir. :) Selamlar...

      Sil
  2. İlber Ortaylı ömrümce dinleyebileceğim biri.. İstanbul' da Fen Fakültesindeki bir konuşmasına gitmiştim.. aynen dediğiniz gibiydi, kalabalık, sadece sesi duyabilme imkanı veren bir ortamdı, ancak onunla gözgöze gelebildiğim bir minicik yer bulabilmiştim. Söyledikleri 50 yıla denk gelecek bilgiler.. az bile söylemiş olabilirim. Sizin için de dolu bir gün olmuş :) Sevgiler,

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Momentos. İlber Ortaylı bu topluma birkaç beden büyük gelen bir adam. İyi bir eğitim almış, bilgisinin, görgüsünün temelinde bu var. Ben hep şaşırdığım şey, cahil olduğunu her zaman kendi söylediği bu toplumun geleceği hakkında nasıl bu kadar umutlu olduğu. Demek ki bildiği bir şey var. Zaman gösterecek.
      Sevgiler...

      Sil
  3. Medyanın ünlüleri maymun etmesi diyelim.
    Hayvanat bahçesine gider gibi...
    Tabirlerim için üzgünüm ama daha tatlı bir şekilde anlatamadım.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Jardzy. Sana katılmamak elde değil. Benzetmelerin, yakıştırmaların bir güzel oturuyor yani, nereden bulursun bunları? :)
      Sağlıkla kal, Çinlilere selam söyle.

      Sil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git