21 Nisan 2016

Amor est vitae essentia

Dobro doşli'yi nerede, ne zaman duyduğumu düşünüyorum. Elbette ne anlama geliyor olabileceğini de. Bir filmde duymadığıma emin olmakla birlikte bir yerlerde okumuş olma ihtimalim var. Şu ihtimaller de olmasa ne yapıp edeceğiz, bilmiyorum hiç. Dobro doşli'yi boş verelim de şimdi, Sabina hangi filmde oynuyordu yahu? 
***
Meğer geçen gün burada iki günlük bir Kant Sempozyumu varmış. O tarafa gittiğim gün sonuncu günmüş. Oradan geçerken kalabalığı da gördüm üstelik. Bir etkinlik olduğu besbelliydi. Zaten de hafta sonuydu, hafta sonları bina kapalı olur, ortalıkta da pek kimse olmaz, halbuki o gün ana baba günüydü.  İnsan bir gidip bakar. Eğer baksaydım yapmam gereken bir-iki işi erteleyecektim gerçi, bu da biraz canımı sıkacaktı, fakat Kant üzerine yeni ve belki çok heyecanlı bir şeyler öğrenecektim. 

Kant'ı çok severim. Günün birinde bir Alman arkadaşım olsa ve bir oğlu doğsa adını Immanuel koymasını öneririm. Bir Alman, diğer her şey bir yana, sırf Kant'ın yurttaşı olduğu için doya doya övünebilir.
***
Bir de Kiyarüstemi'nin fotoğraf sergisi vardı CerModern'de. Aylar önce, sergi henüz açılmadan afişlerini görmüştüm metroda. Zaman bol, elbet giderim dedim. Dedim de dedim. Ha bugün, ha yarın derken gidemedim, inanabiliyor musun! (Bu paragrafı yazar yazmaz CerModern bitişik mi, ayrı mı yazılıyor diye CerModern'in sitesine girdim ve serginin 24 Nisan'a kadar uzatıldığını gördüm. İnanabiliyor musun!)
*
Kiyarüstemi'nin film çekmenin yanında fotoğraf da çektiğini bilmiyordum. Sergi afişinde kullanılan fotoğrafı şahaneydi. Zaten sinemayla fotoğraf kardeş iki sanat dalı değil mi? Biri öbürünün hareketli hali.
***
Bu CerModern, cermodern diye mi okunur, sermodern diye mi, ne zaman yanından geçsem bunu düşünüyorum.
***
Babasını kıskanan insanlar var mıdır acaba, bugün bunu da düşündüm.
***
Kant Sempozyumu'nun afişinde N. Hoca'nın da adı vardı. Görünce zamanın bu denli hoyratça geçişine bir kez daha içerledim. Vakti zamanında ondan da bir-iki ders almıştım. Çok iyi insandı. Hâlâ da öyledir. Evet, bazı insanların iyiliği dönemseldir. Yani, galiba öyledir. Bazılarınınkiyse daimidir. Yüzlerine bakınca anlarsınız bunu. N. Hoca onlardandı. Alman terbiyesi de almıştı. Doktorasını Mainz'da yapmıştı filan. 
***
Trivia Crack diye bir oyun çıkmış. Bir tür bilgi yarışması. Millet oynayıp duruyor. Ben de biraz oynadım. Soruları kullanıcılar hazırlayıp gönderiyor galiba. Genel olarak kıytırık sorular.
***
Dün terleten bir güneşli hava vardı, bugünse herkes üşüyordu.
***
Sabina gerçek bir oyuncu muydu, yoksa o da filmde oynayan diğer pek çoğu gibi ora halkından biri miydi, bunu hiç bilemedim.
***
Annem bana çilek yıkayıp getirdi. Babamsa akşam gelince bana ceviz içi verdi. Hayır, çocukluğumda değil, bugün oldu bunlar.
***
Norveç'in kendi dilindeki adı Norge. Bu kelime Eski Norse dilindeki nordr ve vegr kelimelerinden türemiş. "Kuzey yolu" anlamına geliyormuş.
***

22 Şubat 2014

Zamana Dair Düşünceler

Bir gün gelir, zamanda yolculuk mümkün olur mu? O hep filmlerde gördüğümüz sahneler gerçeğe dönüşür mü? Bizden iki yüz yıl sonra yaşayacak olan biri, bir gün birden karşımıza çıkıverir mi? İki yüz yıl önce ölmüş bir akrabamız gelip bize selam verir mi? Bilemeyiz. Tek bildiğimiz, zamanın hiç durmadan akıp gittiği. Su bile durur bazen, ama zaman asla.
***
via
Gün gelir de zamanda yolculuk mümkün olursa, çokluk insanlar acaba geçmişe mi gitmek isterler, yoksa geleceğe mi? Pek azımızın aklına gelen bir sorudur bu belki de. Fikrimi sorarsanız, insanların büyük bölümü geçmişe gitmek isteyeceklerdir, derim. Hatta buna kalıbımı basarım. İsterseniz deneyin, gidin önünüze çıkanlara sorun, ayaküstü cevaplar olmaması kaydıyla, biraz düşününce, insanlar size geçmişe gitmek isteyeceklerini söyleyeceklerdir. Neden böyledir acaba? Bilemeyiz ki. Pek çok şeyin nedenini bilemeyiz nedense. İnsan her şeyi bilince ne yapar eder acaba? Bir kere, her şeyi bilen biri artık hiçbir şeyi merak etmeyecektir, değil mi? Çünkü, adı üstünde, her şeyi biliyordur? Meraksızlık da bu dünyada insanın başına gelebilecek üç-beş esaslı talihsizlikten biri olsa gerek. Düşünsene, hiç ama hiçbir şeyi merak etmiyorsun. İnsan kafayı yer. Kafayı yemek demişken, az buçuk kitap okuyan insana, kafayı yiyeceksin, diyen bir toplumda meraklı bir insan olmak da az talihsizlik sayılmaz hani. Kendine hep sorular soran, meraklı mı meraklı bir çocuk varmış bir zamanlar. Meraklı olmasına meraklıymış ama gidip kimseye sormazmış merak ettiklerini, anası babası dahil, çünkü kafasındaki soruların yanıtının kimsede olmadığını çok iyi bilirmiş. Örneğin, Tanrı'nın hiç canı sıkılmıyor mudur, diye sorarmış kendine hep. Her şeyin sahibi olan bir varlık, her şeyi bilen bir varlık nasıl olur da sıkılmaz? Bunu merak edermiş işte. Ama merak ettiğiyle kalırmış.
***
Immanuel Kant
Gelmiş geçmiş en büyük filozoflardan biri olan Kant'a göre, zaman şeylerin art arda, mekân ise şeylerin yan yana gelmesidir. Hiç unutmam bunu, yıllar önce bir felsefe dersinde söylemişti hoca. Kant, 1724'te doğmuş, 1804'de ölmüş. Bütün hayatı memleketi Königsberg'de geçmiş. Üniversiteyi de orada okumuş. Kant'ı az biraz tanıyan bir insan, "Çok okuyan değil, çok gezen bilir," sözüne asla inanamaz. Bütün ömrünü aynı yerde geçirmiş ama tarihin kaydettiği en büyük beyinlerden biri. Çalışma disipliniyle de ünlüdür Kant. Evet, Almanların disiplinli olduğunu hepimiz biliriz ama onunki de öyle sıradan bir disiplin değilmiş. Zaten aksi olsaydı, bu denli büyük bir filozof olur muydu? Her gün hava almak için dışarı çıkarmış Kant. O denli dakik bir insanmış ki, dışarıya çıkış zamanı bir dakika olsun şaşmazmış. Öyle ki, civarda yaşayan kadınlar onun çıkış zamanına göre saatin kaç olduğunu hesaplar, ev işlerini ona göre yaparlarmış. O zamanlar her evde saat yokmuş.
***
Zamanın durması mümkün müdür acaba? Hani o herkesin aklına gelen düşünce vardır, biri zamanı durdursa da bilmem ne. Zamanın durması elbette mümkün değildir. Çünkü zamanı zaman yapan, akıyor oluşudur. Durduğunda ona zaman diyemeyiz. Mantığa uymaz bu çünkü. Ulan, iyi ki felsefe var.
***
Zamanı geriye döndürmek azıcık mümkündür aslında. Nasıl mı? Bir zamanlar çok dinlediğiniz (çok dinlediğinize göre çok sevmiştiniz) ama şimdi artık hiç dinlemediğiniz bir müziği açın tekrar. Sizi hemen o zamana götürecektir. O zamanki arkadaşlarınızı anımsayacaksınız önce. Sonra, o zaman yapıp ettikleriniz, gidip geldiğiniz yerler, hatta yiyip içtikleriniz gelecek gözünüzün önüne. Hüzünleneceksiniz kesin olarak. Ama geçen zaman geçip gitmiştir canlarım, elden bir şey gelmez. Müzik, en iyisi yine müzik dinlemek.
***
Geçen yıl bir blogda bir yazı okumuştum. Şöyle başlıyordu: "Günün birinde hepimiz ölmüş olacağız." Oysaki, geçmişteki günlerde iyi kötü yaşamışızdır. İşte galiba bundandır ki, zamanda yolculuk mümkün olsa, çoğumuz geleceğe değil, geçmişe gitmek isteriz.
***
Her şeye rağmen, öleceğimiz günü düşünerek hayatı kendimize zehir etmek bütünüyle gereksizdir. Yaşamak en iyisi.
Sayfa başına git