18 Aralık 2014

Hacı Kompütır'ın emekli oluşu

Efendime söyleyeyim, emektar bilgisayarım emekli oldu. Kaç yıldır yanımdaydı, iyi dayandı kanımca. Ablamın hediyesiydi. Tuşlarının dili olsa, kim bilir neler anlatırlardı parmaklarım hakkında. Ee, kolay değil onca zaman o parmaklarla hasbıhal etmek. İnsanın çok kullandığı eşyalar zamanla bir ruh ediniyorlar sanki. 

Efendime söyleyeyim, benim bilgisayarın zaten bir ayağı çukurdaydı. Birkaç aydır kardeşiminkini kullanıyordum. Tabii, vermem icap etti, çok bile durmuştu yanımda. Verince de işte böyle kalakaldım orta yerde, görüyorsunuz, kaç gündür bloğa bir şey yazıp çizdiğim yok. Benim hacı muratı kurayım bari dedim. Getirdim açtım. Çalışmasına çalışıyor, hakkını yemeyelim, gelgelelim ekranı kararmış, neredeyse hiçbir şey görünmüyor. Bir gece lambasından daha beter. Şu an okuduğunuz yazıyı da telefondan yazıyorum. 

Efendime söyleyeyim, bu Blogger'ın bize ettiği, insanlığa sığar mı şimdi? Her bir bokun mobil sürümü filan var da koskoca Blogger'ın yok. Şu kısacık yazıyı yazasıya canı çıkıyor insanın. Olacak iş değil. Dear Blogger, please tell me, why we are not able to use your Android app in Turkey? Hı, why kardeşim, why? 

Evet efendim, hayat dedikleri mefhum ilginç bir şey son tahlilde. Bilgisayarlar da ölür.

17 Haziran 2014

Başımda dolanıyor melanet kuşları

Sayın Bilgisayar,

Allah senin belanı vermesin, e mi? Bozulacak zaman mıydı? Tam da yaz gelmiş, yazılıp çizilecek onca şey var, ayrıca bir dünya dert tasa var, senin bozulacağın tuttu, olacak iş mi? Ben sana ne diyeyim şimdi? Hadi beni düşünmedin, bari şu bloğu düşünseydin be! Utan biraz, utan. Her şey bir yana, bende emanetsin, bana ait olsan ben bilirdim sana ne edeceğimi. Bak benim şu eski püskü bilgisayara, yedi yıldır yanımda, bir gün olsun gıkı çıkmadı, başı bile ağrımadı neredeyse. Bir de iyi bilgisayarsın sözde. Kalitelisin. Özelliklerine bakınca benim eski bilgisayar yanına bile yaklaşamıyor. Gene de bozulmadı bir gün olsun. Sadece yaşlandı. Ona rağmen bugün hâlâ acil durumlarda yardımıma koşabiliyor. Hayır, her şeyi anlıyorum da, senin bir dediğini iki mi ettik arkadaş? Gül gibi bakmadım mı sana? Her gün tozunu bile aldım be, daha ne yapayım? “Benim ne suçum var be kardeşim, bütün kabahat virüste,” dediğini duyar gibiyim. Evet, tabii, ona da bir çift sözüm var. 

 Sayın Virüs,

Allah senin belanı versin. Hem de doya doya. Seni kim ürettiyse Allah onun da bin belasını versin. Başka işi mi yok oturup virüs yazıyor. Tır çarpsın inşallah (ama tır şoförüne bir şey olmasın, hatanın sekizde sekizi kendisinde olsun), her iki eli kırılsın, bir daha ömrü billah klavyeye dokunamasın. Değil virüs, email bile yazamasın. Amiiiin! 

(Allahım, istediğin gibi bir kul olmadığımı biliyorum, dualarımı da zaten kabul etmiyorsun, ama hiç olmazsa bu beddualarımı kabul ediver.)

19 Eylül 2013

Bilgisayarım

Sevgili bilgisayarım, bugün dördüncü fareni de eskittin. Sen hiç bozulma e mi, bozulan fareler sana kurban olsun! Onlar bozuldukça ben sana yenisini alırım, yeter ki sana bir şey olmasın. Fare mare hikâye, bir gerçek var, o da sensin. Sen olmasan örneğin, ben neyle yazacağım bunca şeyi bu bloga?
Sayfa başına git