12 Kasım 2014

Serçenin yuvasında bir nar olsa

Bir serçe kuşu günde birkaç nar tanesi yiyerek yaşamını sürdürebilir. Nasıl ki biz insanlar zor koşullarda günde çok az da olsa bir şeyler yiyerek hayatta kalmayı başarabiliriz, serçeler de günde birkaç nar yiyerek hayatta kalabilirler kanımca. Serçelerin gözünden bakarsak, çok iyi bir hayat olmayacağı kesin. Ama işte, adı üstünde, zor koşullar.

(Kış yaklaşınca ister istemez aklıma geliyor bu. Serçe göçmeyen bir kuştur, sınıfta çocuklara da söyledim bunu dün. Bundan ötürü kışın çok yiyecek sıkıntısı çeker. Her kim ki karlı günlerde serçelerin ne yiyip içtikleri üzerine iki dakikasını ayırıp düşünür, en yüce insan odur.)
.
Bir serçenin bir narı olsa, yalnızca bir narı, bütün bir kışı onunla geçirebilir. Günde birkaç tane yiyerek baharı getirebilir. Gelgelelim, bu yeryüzünün düzeni öyle bir düzen değil. Serçenin, yuvasına narı taşıyabilecek gücü yoktur. Yuvasında da zaten narın sığacağı yer yoktur. İşte keşke sözcüğünün doğduğu yerdir burası. 

18 Haziran 2014

Serçeler

Bir serçe gelip balkona kondu. Ekmek kırıntıları için gelmişti besbelli, ya kendisi yiyecek ya da yavrularına götürecekti. İncecik bacaklarına takıldı gözüm. Bir kibrit çöpünden bile daha inceydiler. Biraz daha kalın olsalardı ya, diye geçirdim içimden. Serçe konuşabilseydi elbette bu fikrimi ona da açardım. Bacaklarınız, derdim, Serçe Hanım, biraz daha kalın olabilirlerdi, siz ne dersiniz bu konuda? Ne var ki bunu söyleme imkânım yoktu. Söylesem bile bir karşılık alma imkânım yoktu. Aslında söylemeyi düşündüm de bunu, cevap gelmeyeceğini bile bile serçeye açabilirdim fikrimi, gelgelelim yalnız değildim, insanlar vardı yanımda, deli mi ne, diye düşünmeleri işten bile olmazdı; öyle ya, bir serçeyle konuşmaya kalkan birine deli denmez de ne denir? Halbuki bir serçeyle konuşmaktan daha mantıklı, daha doğal ne olabilir? Diyecekler ki, konuşmak karşılıklı yapılan bir eylemdir, serçeyle tek taraflı konuşmanın neresi mantıklı? Ben de diyeceğim ki, ömrümüz boyunca insanlarla konuşup duruyoruz da sanki hep karşılıklı mı konuşuyoruz? Milyonlarca insan birbirini anlamamaktan, anlaşılmamaktan yakınmıyor mu? Hal böyleyken ha bir serçeyle konuşmuşsun, ha bir insanla, bir farkı var mı? 
***
Dişi serçeyle erkek serçeyi birbirinden ayırt etmeyi çok küçükken annem öğretmişti bana. Güneşli bir günde avludaydık. Tellerin üstündeki serçeleri gösterip, “Bak, şu irice olanlar erkek, ayrıca göğüslerinde ve sırtlarında siyahlıklar var. Öbürleri ise dişi, hem siyah renkleri çok az, hem de biraz daha küçükler.” O gün annem bunu öğretmese belki hayatım boyunca dişi serçeleri erkeklerinden ayırt etmek aklımdan geçmeyecekti. Ve bence hayatımda sahip olduğum en değerli bilgilerden biri bu. Şaka değil, sahiden öyle.

Bilgi çağında yaşadığımız söyleniyor, bilgi toplumu söylentileri falan… Handiyse bilgi denizinde boğulacağız. Peki de, sahip olduğumuz bilgilerin hangisi değerli, hangisi değersiz? Ne kadarı gerekli ne kadarı gereksiz?

4 Ocak 2014

Kanatlı Uygarlık

 
Baykuş Kanatlı Uygarlık'ın entelektüelidir.
Çok düşünür. Kendisine "uğursuz"
yaftası yapıştırılmış olması da bundan 

ötürü değil midir? Dünya kurulduğundan 
beri sürüler hep çoğunlukta, düşünenler, 
bilenler de hep azınlıkta oldu ve artık açıkça 
anlaşılıyor ki dünya döndüğü sürece 
bu böyle olacak. 
Karga'yı kısa cümlelerle anlatmak herkesin
harcı değil. Biz insanlar arasında kötü
sesiyle ünlenmişse de Kanatlı Uygarlık'ta
gün görmüş, devran sürmüş
bir tür koca adam rolüne sahiptir.
En bilinen türünün siyah renkli olması da
kaderin bir cilvesi olsa gerek.

Martı. Denizlerin hâkimi. İnsan atalarımızın denizlere açılmak için binlerce yıl geçmesi gerekti, oysa Martı ilk günden beri denizlerdedir. Martı ayrıca çağdaş uygarlığı da simgeler. Şehirlerde yaşamaya neredeyse insanlarla birlikte başladı.




















>>>
Papağan eğlencenin, zevkin, sefanın
simgesidir. O kadar ki, bu özelliği onun 

renklerine de yansımıştır. Rengârenk 
telekleri, insanlar gibi konuşabiliyor 
olması onu Kuşlar Aleminde apayrı 
bir yere koyar.
Serçe, Kanatlı Uygarlık'ta kendi halindeliğin sembolüdür. Kimseye karışmaz etmez. 
Eğer bir çocuk bir kuşa benzetilecekse 
bu kuş serçe olmalıdır; o denli çocuk
ruhludur serçe. Hayatı olduğu gibi kabul 
eder bir de. Çok üşüse de kışın göçmez.

Kartal da dağların hâkimidir. Onu dağlardan başka yerde yaşatmak çok zordur. Kanatlı Uygarlık'ta yerine yurduna bu kadar bağlı bir kuş daha yoktur. Bu nedenle çevresine hep korku salmıştır, çünkü yaşadığı yerin sahibidir, dağlar onundur bir kere, daha ne söylenir.























Copyright ©: The owl, the crow, the seagull, the parrots, the sparrow, the eagle.
Sayfa başına git