7 Aralık 2014

Tilkinin kuyruğu

Tilkinin kuyruğuna dokunamadı arkadaşım. Çekindi mi, tiksindi mi bilemedim; dokunamadı. İğrenti de olabilir. Neden dokunmuyorsun, diye üsteledim azıcık, yanıtsız bıraktı sorumu. Sonra kendim düşündüm nedenini, niçin dokunmadı acaba? Herhalde ölmüş bir hayvandan bir parça olduğundan ötürü o kuyruğa el sürmek istemedi diye kendi soruma cevap vermeye çalıştım. Halbuki ben görür görmez uzanıp dokundum o kuyruğa. 

Gittiğimiz evin girişinde, kapının yanında asılıydı tilkinin kuyruğu. Ben tilkinin "bütününü" görmeye alışıktım. İlk görüşümde anamın kucağındaydım; üç yaşında var yoktum. Ne olduğunu anlamamıştım. Bir tilki duvarda asılı halde ne yapıyor olabilirdi? O gün orada kafama kazınan resmin aynısını yıllar içinde defalarca görecektim. Buralarda öteden beri süregelen bir gelenektir bu, tasvip edilmez bir gelenek: Tilkiyi vurup postunu samanla doldurduktan sonra bir gurur abidesiymişcesine, "Bakın, bunu ben vurdum," dercesine gelene gidene görünür bir yere asarlar. Fakat bu kez yalnızca bir kuyruktu duvarda asılı olan. İhtimal o ki, önceden bütün bir post duruyordu burada da, her ne olmuşsa post gitmiş, bu kuyruk kalmıştı geriye. 

Arkadaşım tilkinin kuyruğuna dokunamadı. Ben dokundum. Tüyleri canlı bir tilkininkilerden farksızdı. Fakat tüylerin arasında saklanmış kuyruğun kendisi sert bir tahtayı andırıyordu. 

Orada öyle duruyordu kuyruk. Kim bilir kaç zamandır orada duruyor ve daha kaç zaman duracak? 

Ev halkı da besbelli iyice alışmıştı tilkinin kuyruğuna, farkında bile değillerdi artık.
Sayfa başına git