Bir karınca masanın üzerine çıkmış, dolaşıp duruyor. Ekmek kırıntıları da var, mutlu olmalı.
Mutluluk dedim de, şöyle bir teori kurdum, piyasada mutlu, mutluluk kelimeleri yokken insanlar çoğunlukla mutluydu, fakat ne zaman ki bu kelimeler, bilhassa 90'larla beraber hayatımıza girdi, işte o zaman gördük ki herkes mutsuz. Milletin göremediği veya görmek istemediği basit gerçek şu: Mutluluk diye bir şey yoktur. Hayır hayır, laf oyunu yapmak değil amacım, hakikaten yoktur. Olmayan bir şeyin peşine düşüldü mü haliyle elde edilemeyecektir, edilemeyince de keyif kaçacaktır, mesele bu.
Mutluluk yoktur, hayatın kendisi vardır ve ekseriyetle zıtlıklar üzerine kuruludur. Kalıcı bir mutluluğun peşinde koşanlara şu söylenmeli: Daimi mutlu olma ihtimali, hiç gece olmadan hep gündüz olma ihtimaliyle aynıdır. Her şey beyaz olsaydı ona beyaz demeyecektik. Beyaz diyorsak onu siyah, kırmızı, maviden ayırt etmek için diyoruz. Yani, ortada başkalarının da var olduğunu kabul ediyoruz. Şu halde mutluluğu arıyorsak mutsuzluğa da razı olacağız. Sözün özü, mutluluğun peşinden koşmayı bırakın, olur ki anca o zaman "mutlu" olursunuz.
Bu mutluluk meselesi de nereden esti? Facebook'a, Instagram'a bakıyorum da hemen herkesin mutluluk peşinde koştuğunu görüyorum, oradan esti.
O değil de, hayat bazen çok sıkıcı yahu. Hele de şu korona günlerinde. Aklıma gelmişken, arkadaşlarınıza WhatsApp'tan şu espriyi yapmayı da unutmayasınız: Herkesin mutlu olduğu yer neresidir? (Mersin'in Mut ilçesi.) Hadi selametle.
22 Mart 2020
27 Ağustos 2018
Mutlu Olmak
Son zamanlarda sık sık kendime söylediğim bir söz: "Mutsuzluk ahlâksızlıktır." Ahlâk yaşamının hedefi mutluluktur; mutluluk ahlâkına göre yaşamalıyız anlamında söylemiyorum bu sözü. "Mutluluk", "mutsuzluk" kavramlarından, çağımız insanının çoğunlukla anladığını anlamıyorum. Bu kavramların farklı yorumlarına gerek duyduğumuzu düşünüyorum.
Akıllı mutsuz, salak mutlu mu olur?
Alışılagelmiş bakışla, düşünen, araştıran, soruşturan, eleştiren insanın mutsuz olması gerektiğine inanılır. Dünyadaki gidişe "aklı eren" insan, oradaki akıldışı akışı, haksızlığı, sömürüyü, acıyı, iletişimsizliği, kısacası dünyadaki cehennemi görür ve mutsuz olur. Aydın mutsuzdur; gördüğü karşısında; gördüğünü düzeltmeye çabalamasındaki yetersizliği karşısında. Düşününce mutsuz olur insan; bir anlamda nasıl düştüğünü görmüştür, kendinin ve insanlığın. Düşünüyorum: O halde mutsuzum der. Mutsuzluk dünyayı değiştirmenin bir gerekçesi olur; yalnız gerekçesi değil, itici gücü, enerjisi. Mutsuzlar, dünyaya isyan edip, dünyayı değiştirmeye, dönüştürmeye çabalayacaklardır. Mutsuzluk, uyumamanın, uyanıklığın, isyanın, eleştirinin bir itici gücüdür. Mutsuz, bilinçlidir, bilgilidir, asidir.
Oysa, mutlu, tam bir salaktır. Düşünme gücünden yoksun, bilgisiz olduğu için mutludur. Aydın mutlu olamaz; o denli çok kaygısı; içinden bir türlü çıkamadığı kendisine, düzene, düzenin değiştirilmesine ait sıkıntıları vardır ki, mutlu olması olanaksızdır. Boş kafalı, yaşamayı yüzeyden alan, sorumsuz, bencil insanlar mutluyum diye dolaşırlar. Ne kadar kapsamlı, ne kadar derin düşünürseniz o kadar mutsuz olursunuz.
İşte yukarıda mutluluk ve mutsuzlukla ilgili saptamalara karşı çıkıyorum. "Akıllı mutsuz, salak mutlu" savının yaşama beceriksizliklerinin bir avuntusu olabileceğini düşünüyorum. Mutsuzluk görüntüsünün, saplantısının ya da avuntusunun "gerçekle" yüzleşmekten bir kaçış olduğunu düşünüyorum.
Mutluluk bilinç ve yürek işidir.
Dünyada bir zulüm, haksızlık, sömürü düzeni olduğu bana açık geliyor. Mutsuz olmamız, kahır çekmemiz için ne çok sebebimiz var! Olup bitenin, acı verici durumu karşısında mutsuz olmak daha insana yakışan bir şey değil midir? Değildir! Mutlu olmak, insan olma sorumluluğu taşıyan herkesin bir sorumluluğudur. Burada, "şişe yarıya kadar dolu" demiş mi oluyoruz, "yarıya kadar boş olan şişe"ye? Mutlu olma bir çeşit aldanma sonucu mu elde edilecektir? Avunma, aldanma, görmezlikten gelme, sorunlardan kaçma yoluyla "mutluluk oyunu" oynamaktan söz etmiyorum.
Aldanma sonucu "mutluluk" sözde mutluluktur. Mutluluk bir bilgi işidir: fark etme, ayırt etme, yargılama; düşünebilme işidir! Dürüstlükle başarılır.
İnsanın ardında olduğunu söylediği mutluluğun, sorunlardan, acılardan, kaygılardan azade bir ruh haliyle yaşanması gerekmez. Gerçekle yüz yüze, onun sorunlarıyla içice olduğunuz halde mutlu olabilirsiniz.
Önce şu soru: Neden ardındayız mutluluğun? Gerçekçi olduğumuz, gerçeği anlamaya, yorumlamaya, sorunlarıyla baş etmeye çabalamak için. Araştırmak için. Mutsuzdan araştırmacı olmaz. Mutsuzdan devrimci olmaz. Mutsuzdan başkaldırı, umut, düş bekleyemezsiniz!
Karşı çıkışları duyuyorum: Mutsuz bilenmiştir, ödün vermez, kavgaya, savaşa, mücadeleye, zulüm görmeye hazırdır. Kelle koltuğunda yürür mutsuz. Mutlu, yitirmek istemediği mutluluğu için korkaktır, ödünler verir; dünyadan hoşnuttur, merak etmez, öğrenmez, kendini aşmak istemez.
İşte tam da bu noktada karşı çıkışlara karşı çıkıyorum! Böyle salak, böyle eblek, böyle sorumsuzdan mutlu insan çıkmaz! Mutluluk bir bilinç işidir, yalnız bilinçli olmakla kazanılmaz mutluluk, yürek işidir aynı zamanda. Mutluluk, uyuşukluk, tembellik, atâlet değildir. Hamarat ruhların işidir. Acı çeken, acı çekmiş, duyarlı insanların. Mutluluk bir haz hali değildir. Acı yokluğu hiç değil!
Mutsuzluk yaşama beceriksizliğidir.
Mutluluk iç ve dış özgürlüğe kavuşabilmede bir dönüm noktasıdır. İç dünyamızın, düşünce ve duygu dünyamızın bağımsızlığı, insanlarla kurduğumuz ikili ilişkilerin, toplumsal ilişkilerin özgürleşebilmesinde katkısı olan bir güçtür. Kendimizi ve dünyayı değiştirebilme gücü. Telos'umuza, hedefimize, amaçlarımıza, düşlerimize, ütopyamıza bizi ulaştırabilme gücü. Bu gücü anlayamamak, bu güce bigâne kalmak elbette sorumsuzluktur. Güzel, hakça bir dünya için çalışmamak demektir. Elbette ahlâksızlıktır.
Mutsuzluk kendimizle yüzleşebilme cesareti için gereklidir. Gerçekle, dışımızdaki ve içimizdeki gerçekle, tarihle, kültürle karşılaşabilmek için. Yılgınlığı, tembelliği, kolaycılığı yenebilmek için. Mutlu insan, iç dünyasında gezebilen, içinde kolayca dolaşabilen; kendini tanımaktan ürkmeyen özerk bir insandır. Mutlu, gerçekliğin karşısına çıkardığı sorunlarla karşılaşabilme gücü taşır.
Mutlu, kendini, gerçekliği yaşamaya hazırdır: Elbette öteki insanlarla birlikte. Mutlu, birlikte yaşamaya, paylaşmaya açar kendini. Mutluluk, yaşamaya hazır olmadır: Geçmişi üstlenip, eleştirip, eleyip, yorumlayıp, geleceğe doğru yürüyebilme durumudur. Tek başına mutlu olunmaz; birlikte olunur. Paylaşmayla olunur. Ortalık güllük, gülistanlık olduğu için değil; savaşta, kavgada, kuşkuda, zulüm görmede de mutlu olunur.
Mutlu, duygularını, aklını, bedenini bir bütün halinde yaşar. Duygu ve aklıyla iletişime geçer; onları tanır. Bedeninden gelen enerjiye haberlere, uyarılara açıktır.
Mutlu, dinlemeye, anlamaya, söyleşmeye hazırdır: Kendiyle ve öteki insanlarla. Taktik uygulayan; insanları sınıflandırıp, damgalayan, denetleyip, elinin altından bırakmayan, mutlu olamaz. Mutluluk umut; mutluluk, içimdeki "daha var" diyen sestir.
Mutlu, kendini "aşmak", öğrenmek, üretmek ister. Mutluluk, olanaklarını gerçekleştirmeye çalışmada yatar. Mutsuz, olanaklarını keşfetse de, gerçekleştiremeyendir. Mutsuzluk, insanın yaşama beceriksizliğidir. Kendini gerçekleştiremeyen, düş kuramayan, görüşlerini açık açık dile getiremeyenden mutlu olmaz.
Mutlu insan dünyayı değiştirecek insandır.
Mutluluk, edilgenlik demek değildir. Tembellik hiç değil. Mutluluğun, dünyanın sonu olduğunu söyleyen masallarla kültürümüze geçtiğini görüyoruz. Mutluluk, öykülerin, romanların, filmlerin sonunda yer alabiliyor. Sonlara tıkılmış bir yaşam biçimi değildir oysa; somut yaşam alanında ortaya çıkıyor. Mutlu insan dünyayı değiştirecek insandır:Yaşamaya, kavgaya, düşünmeye, üretmeye hazır bir insandır.
Mutluluk bir haz hali değildir. Bir karakterdir. Mutlu insan bu ahlâki karakteriyle, başına gelmiş ve gelecek olanları yaşar. Mutlu insan, zulüm çekmiş, işkence görmüş biri de olabilir. Mutlu insan yerinde duramaz, etkindir; sorumludur: Mutlu insanlardan söz ediyorum. Dünyaya bir bakış biçimi, bir yaşam biçimi oluveren mutluluk, ağır bir sorumluluk taşır. Çünkü, mutluluk "hazır olma" durumudur; mutlu insan, gerçekleştireceği tasarılarının altında ezilmez.
Gelip geçici bir hâl değil de bir karakter oluveren mutluluk, bize yaşam boyu destek oluverecek bir güçtür.
Yanılır mıyız mutluluk konusunda? Zaman zaman. Neyin mutluluk, neyin mutsuzluk olduğunu anlamak, hangilerinin mutluluk karakterine (ahlâk karakteridir!) uygun olduğunu önceden söyleyebilmenin zorlukları var. Bize mutluluk gibi görünen, öteki insanların mutsuzluğu olabilir. Oysa, dünyadaki sorunları ele almanın, tavır koymanın, gerçekliğe yönelmenin, kimi eylemlerin çekirdeğini taşıyan bizim karakterimizdir. Karakterimiz mutluluk karakteri ise gelip geçici mutsuzluklarımızı görmezden geliriz, onları simyacı gibi mutluluğa dönüştürmeye çalışırız.
Siz kendinizi "mutlu", "karakterli" biri olarak görüyorsanız; kendinizle barışık, geleceğe ilişkin tasarımlar taşıyan bu karakterinizle dünyanın zorluklarıyla baş etmeyi biliyorsunuz demektir.
Bu yazıyı elbette kendini sorgulayan bir mutsuz, bir ahlâksız yazdı.Prof. Dr. Ahmet İnam
(Buradan)
17 Temmuz 2013
Umut
Bir Japon atasözü, malını yitiren bir şeyini, onurunu yitiren çok şeyini, umudunu yitiren her şeyini yitirmiştir, der. Duru bir kafayla düşününce bunun ne kadar böyle olduğu açıkça görülür. İnsanı yaşatan nedir? Uygarlık tarihinin kadim sorularından biridir bu. Yanıtı ortada galiba: umut. İnsanı yaşatan umuttan başka bir şey değildir.
Bir de mutluluk konusu var. Kim ne derse desin, gelmiş geçmiş bütün insanların bu yeryüzünde tek bir amacı vardır: mutlu olmak. Çevrenize bakın, geçmişinize bakın, tarihinize bakın, başkalarına bakın, hep bunu göreceksiniz, herkes ama herkes mutlu olmanın peşinde. Yollar ayrıdır elbette, milyon tane yol var ama tek bir amaç var, o da mutlu olmak. Herkes kendi yolunda, kendi aklınca mutluluğa ermeye çabalar. Dün böyleydi, bugün böyle. Beş bin yıl önce de böyleydi, şimdi de böyle. İmparatorlar için de böyleydi, köleler için de.
Demek ki, mutluluk umutlu olmakta yatıyor. Çıkan sonuç bu. Bundan ötürü de, insanın mutluluğu değil, umudu kovalaması lazım. Ne var ki, umut bazen elimizden uçar gider. O zaman da...
Bir de mutluluk konusu var. Kim ne derse desin, gelmiş geçmiş bütün insanların bu yeryüzünde tek bir amacı vardır: mutlu olmak. Çevrenize bakın, geçmişinize bakın, tarihinize bakın, başkalarına bakın, hep bunu göreceksiniz, herkes ama herkes mutlu olmanın peşinde. Yollar ayrıdır elbette, milyon tane yol var ama tek bir amaç var, o da mutlu olmak. Herkes kendi yolunda, kendi aklınca mutluluğa ermeye çabalar. Dün böyleydi, bugün böyle. Beş bin yıl önce de böyleydi, şimdi de böyle. İmparatorlar için de böyleydi, köleler için de.
Demek ki, mutluluk umutlu olmakta yatıyor. Çıkan sonuç bu. Bundan ötürü de, insanın mutluluğu değil, umudu kovalaması lazım. Ne var ki, umut bazen elimizden uçar gider. O zaman da...
![]() |
| © Copyright |
8 Eylül 2012
Mutluluk Nerededir?
Büyük kediler, aralarında "mutluluk" üzerine hararetli hararetli konuşuyorlardı. Şirin mi şirin bir kedicik de bir köşeye uzanmış büyük bir merak ve ondan da büyük bir keyifle konuşulanları dinliyordu. Öyle dikkatli dinliyordu ki, bir kelimeyi bile kaçırmamaya gayret ediyordu. Yer yer şiddetli bir tartışmaya da dönüşen, ama çoğunlukla dostane bir havada seyreden sohbet, iki saat kadar sürdükten sonra, mutluluğun, her canlının elde etmek istediği bir şey olduğu; insan olsun, hayvan olsun, hatta bitki olsun her canlı varlığın hayattaki nihai hedefinin mutluluğa erişmek olduğu ana düşüncesine varılarak sona erdi.
Yaşlıca bir kedi sohbetin sonunda şunları söylemişti: "Mutluluğu bulmak elbette önemlidir. Ama ondan da önemlisi mutluluğu sürekli kılmak, kalıcı bir hale getirmektir. Biz büyüklere düşen görev, yavrularımızı mutluluğu aramak zorunda bırakmadan, onlara, doğar doğmaz kendilerini içinde bulacakları bir mutluluk ortamı hazırlamak ve bu mutlu ortamı hayatlarının sonuna kadar devam ettirmeyi öğretmektir."
Büyük kediler dağıldıktan sonra yavru kedi, konuşulanları baştan sona kafasından tekrar geçirdi ve mutlu olmadığına karar verdi. Kedilerden biri, "mutluluk, kedinin istediğini elde etmiş olmasıdır," demişti örneğin. Halbuki daha geçen gün annesi ona leziz bir sardalya balığı getirip yedirdikten sonra, "her mevsimde balık bulunmaz yavrucuğum," demişti. Kışın sardalya yemek isteyip de yiyemeyince mutlu olamayacaktı demek ki.
Akşam oldu. Annesiyle beraber biraz beyaz peynirle birkaç tavuk kırıntısından oluşan yemeklerini yedikten sonra küçük kedi, karnının doymuş olmasının da verdiği bir huzurla her zamanki yaramazlıklarına başladı. Annesinin sırtına çıkmaya çalıştı, kuyruğunu tırmaladı. Derken aklına gündüz vakti kediler arasında geçen konuşma geldi. Hemen söze girdi: "Anneciğim, düşündüm taşındım, galiba ben mutlu değilim." Annesi şaşırdı, "o da nereden çıktı yavrucuğum, neden mutlu değilsin bakalım?" "Bilmiyorum," diye devam etti yavru kedi, "mutlu değilim işte." Anne kedi, "baksana bebeğim, birçok kediden iyi durumumuz. Karnımız her gün doyuyor şükür. Nedir seni mutsuz eden, söyle annene bakalım?" diye sürdürdü. "Nedenini medenini bilmiyorum anneciğim. Bildiğim bir şey varsa o da mutlu olmadığım." diye üsteledi yavru kedi. Anne kedi biraz düşündükten sonra, durumun pek de ciddi olmadığını anladı hemen. Geçiştirmek için, "peki o halde, madem mutlu değilsin, seni mutlu edecek bir şeyler bulalım." Küçük kedi buna çok sevindi, "nasıl bulacağız peki, beni mutlu edecek bir şeyler?" Annesi biraz düşündükten sonra, "kuyruğun" dedi, "mutluluk senin kuyruğunda." Kedicik meraklandı, "kuyruğumda mı! Nasıl yani?" Şöyle yanıtladı annesi: "Evet, kuyruğunda. Senin mutluluğun senin kuyruğunda. Onu elde etmeye çalışacaksın. Elde edince de bırakmayacaksın. Ama şimdi vakit geç oldu, yatma saatimiz geldi. Yarından itibaren başlarsın mutluluğu kovalamaya. Zaten işin gücün oyun oynamak." Bu sözler üzerine yavru kedi o denli heyecanlandı ki bir an önce sabah olsun diye hemen koşup annesine sokuldu, gözlerini kapadı ve uyumaya başladı.
Aynı heyecanla gözlerini açan minik kedi sabah olduğunu gördü. Annesi yiyecek bir şeyler bulmak için çoktan gitmişti bile. O da hiç vakit kaybetmeden kalktı ve mutluluğu kovalamaya başladı.
(Buraya kadarını ben uydurdum. Bundan sonrası bana ait değil. Bir zamanlar bir yerlerde okumuştum. Kime ait olduğunu bilmiyorum ama muhtemelen anonim bir mesel.)
Görmüş geçirmiş bir kedi, yavru kedinin pervane gibi kendi etrafında dolanıp durduğunu görünce yanına yaklaştı,
"Ne yapıyorsun öyle ufaklık?"
"Mutluluğu kovalıyorum amca!"
"Mutluluğu mu kovalıyorsun?!"
"Evet!"
"İyi ama, bu nasıl mutluluk kovalama?"
"Düşündüm, taşındım, mutluluğun benim kuyruğumda olduğuna karar verdim. İşte şimdi de onu kovalıyorum, yakalamak için."
Gün görmüş devran geçirmiş kedi, yavru kediye biraz durup soluklanmasını söyledikten sonra, şöyle sürdürdü sözlerini:
"Ben de vakti zamanında sencileyin mutluluğun kuyruğumda olduğuna karar vermiş ve tıpkı senin şimdi yaptığın gibi kuyruğumun peşine düşmüştüm. Fakat epey kovalamama rağmen bir türlü yakalayamadım. Bir zaman sonra yorulup bıraktım. Epey sonra da farkına vardım ki, ben onu kovaladıkça o benden kaçıyor. Kovalamayı bırakıp da işime gücüme bakınca beni usul usul takip ediyor."
Yaşlıca bir kedi sohbetin sonunda şunları söylemişti: "Mutluluğu bulmak elbette önemlidir. Ama ondan da önemlisi mutluluğu sürekli kılmak, kalıcı bir hale getirmektir. Biz büyüklere düşen görev, yavrularımızı mutluluğu aramak zorunda bırakmadan, onlara, doğar doğmaz kendilerini içinde bulacakları bir mutluluk ortamı hazırlamak ve bu mutlu ortamı hayatlarının sonuna kadar devam ettirmeyi öğretmektir."
Büyük kediler dağıldıktan sonra yavru kedi, konuşulanları baştan sona kafasından tekrar geçirdi ve mutlu olmadığına karar verdi. Kedilerden biri, "mutluluk, kedinin istediğini elde etmiş olmasıdır," demişti örneğin. Halbuki daha geçen gün annesi ona leziz bir sardalya balığı getirip yedirdikten sonra, "her mevsimde balık bulunmaz yavrucuğum," demişti. Kışın sardalya yemek isteyip de yiyemeyince mutlu olamayacaktı demek ki.
Akşam oldu. Annesiyle beraber biraz beyaz peynirle birkaç tavuk kırıntısından oluşan yemeklerini yedikten sonra küçük kedi, karnının doymuş olmasının da verdiği bir huzurla her zamanki yaramazlıklarına başladı. Annesinin sırtına çıkmaya çalıştı, kuyruğunu tırmaladı. Derken aklına gündüz vakti kediler arasında geçen konuşma geldi. Hemen söze girdi: "Anneciğim, düşündüm taşındım, galiba ben mutlu değilim." Annesi şaşırdı, "o da nereden çıktı yavrucuğum, neden mutlu değilsin bakalım?" "Bilmiyorum," diye devam etti yavru kedi, "mutlu değilim işte." Anne kedi, "baksana bebeğim, birçok kediden iyi durumumuz. Karnımız her gün doyuyor şükür. Nedir seni mutsuz eden, söyle annene bakalım?" diye sürdürdü. "Nedenini medenini bilmiyorum anneciğim. Bildiğim bir şey varsa o da mutlu olmadığım." diye üsteledi yavru kedi. Anne kedi biraz düşündükten sonra, durumun pek de ciddi olmadığını anladı hemen. Geçiştirmek için, "peki o halde, madem mutlu değilsin, seni mutlu edecek bir şeyler bulalım." Küçük kedi buna çok sevindi, "nasıl bulacağız peki, beni mutlu edecek bir şeyler?" Annesi biraz düşündükten sonra, "kuyruğun" dedi, "mutluluk senin kuyruğunda." Kedicik meraklandı, "kuyruğumda mı! Nasıl yani?" Şöyle yanıtladı annesi: "Evet, kuyruğunda. Senin mutluluğun senin kuyruğunda. Onu elde etmeye çalışacaksın. Elde edince de bırakmayacaksın. Ama şimdi vakit geç oldu, yatma saatimiz geldi. Yarından itibaren başlarsın mutluluğu kovalamaya. Zaten işin gücün oyun oynamak." Bu sözler üzerine yavru kedi o denli heyecanlandı ki bir an önce sabah olsun diye hemen koşup annesine sokuldu, gözlerini kapadı ve uyumaya başladı.
Aynı heyecanla gözlerini açan minik kedi sabah olduğunu gördü. Annesi yiyecek bir şeyler bulmak için çoktan gitmişti bile. O da hiç vakit kaybetmeden kalktı ve mutluluğu kovalamaya başladı.
(Buraya kadarını ben uydurdum. Bundan sonrası bana ait değil. Bir zamanlar bir yerlerde okumuştum. Kime ait olduğunu bilmiyorum ama muhtemelen anonim bir mesel.)
Görmüş geçirmiş bir kedi, yavru kedinin pervane gibi kendi etrafında dolanıp durduğunu görünce yanına yaklaştı,
"Ne yapıyorsun öyle ufaklık?"
"Mutluluğu kovalıyorum amca!"
"Mutluluğu mu kovalıyorsun?!"
"Evet!"
"İyi ama, bu nasıl mutluluk kovalama?"
"Düşündüm, taşındım, mutluluğun benim kuyruğumda olduğuna karar verdim. İşte şimdi de onu kovalıyorum, yakalamak için."
Gün görmüş devran geçirmiş kedi, yavru kediye biraz durup soluklanmasını söyledikten sonra, şöyle sürdürdü sözlerini:
"Ben de vakti zamanında sencileyin mutluluğun kuyruğumda olduğuna karar vermiş ve tıpkı senin şimdi yaptığın gibi kuyruğumun peşine düşmüştüm. Fakat epey kovalamama rağmen bir türlü yakalayamadım. Bir zaman sonra yorulup bıraktım. Epey sonra da farkına vardım ki, ben onu kovaladıkça o benden kaçıyor. Kovalamayı bırakıp da işime gücüme bakınca beni usul usul takip ediyor."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


