8 Eylül 2012

Mutluluk Nerededir?

Büyük kediler, aralarında "mutluluk" üzerine hararetli hararetli konuşuyorlardı. Şirin mi şirin bir kedicik de bir köşeye uzanmış büyük bir merak ve ondan da büyük bir keyifle konuşulanları dinliyordu. Öyle dikkatli dinliyordu ki, bir kelimeyi bile kaçırmamaya gayret ediyordu. Yer yer şiddetli bir tartışmaya da dönüşen, ama çoğunlukla dostane bir havada seyreden sohbet, iki saat kadar sürdükten sonra, mutluluğun, her canlının elde etmek istediği bir şey olduğu; insan olsun, hayvan olsun, hatta bitki olsun her canlı varlığın hayattaki nihai hedefinin mutluluğa erişmek olduğu ana düşüncesine varılarak sona erdi.

Yaşlıca bir kedi sohbetin sonunda şunları söylemişti: "Mutluluğu bulmak elbette önemlidir. Ama ondan da önemlisi mutluluğu sürekli kılmak, kalıcı bir hale getirmektir. Biz büyüklere düşen görev, yavrularımızı mutluluğu aramak zorunda bırakmadan, onlara, doğar doğmaz kendilerini içinde bulacakları bir mutluluk ortamı hazırlamak ve bu mutlu ortamı hayatlarının sonuna kadar devam ettirmeyi öğretmektir."


Büyük kediler dağıldıktan sonra yavru kedi, konuşulanları baştan sona kafasından tekrar geçirdi ve mutlu olmadığına karar verdi. Kedilerden biri, "mutluluk, kedinin istediğini elde etmiş olmasıdır," demişti örneğin. Halbuki daha geçen gün annesi ona leziz bir sardalya balığı getirip yedirdikten sonra, "her mevsimde balık bulunmaz yavrucuğum," demişti. Kışın sardalya yemek isteyip de yiyemeyince mutlu olamayacaktı demek ki.



Akşam oldu. Annesiyle beraber biraz beyaz peynirle birkaç tavuk kırıntısından oluşan yemeklerini yedikten sonra küçük kedi, karnının doymuş olmasının da verdiği bir huzurla her zamanki yaramazlıklarına başladı. Annesinin sırtına çıkmaya çalıştı, kuyruğunu tırmaladı. Derken aklına gündüz vakti kediler arasında geçen konuşma geldi. Hemen söze girdi: "Anneciğim, düşündüm taşındım, galiba ben mutlu değilim." Annesi şaşırdı, "o da nereden çıktı yavrucuğum, neden mutlu değilsin bakalım?" "Bilmiyorum," diye devam etti yavru kedi, "mutlu değilim işte." Anne kedi, "baksana bebeğim, birçok kediden iyi durumumuz. Karnımız her gün doyuyor şükür. Nedir seni mutsuz eden, söyle annene bakalım?" diye sürdürdü. "Nedenini medenini bilmiyorum anneciğim. Bildiğim bir şey varsa o da mutlu olmadığım." diye üsteledi yavru kedi. Anne kedi biraz düşündükten sonra, durumun pek de ciddi olmadığını anladı hemen. Geçiştirmek için, "peki o halde, madem mutlu değilsin, seni mutlu edecek bir şeyler bulalım." Küçük kedi buna çok sevindi, "nasıl bulacağız peki, beni mutlu edecek bir şeyler?" Annesi biraz düşündükten sonra, "kuyruğun" dedi, "mutluluk senin kuyruğunda." Kedicik meraklandı, "kuyruğumda mı! Nasıl yani?" Şöyle yanıtladı annesi: "Evet, kuyruğunda. Senin mutluluğun senin kuyruğunda. Onu elde etmeye çalışacaksın. Elde edince de bırakmayacaksın. Ama şimdi vakit geç oldu, yatma saatimiz geldi. Yarından itibaren başlarsın mutluluğu kovalamaya. Zaten işin gücün oyun oynamak." Bu sözler üzerine yavru kedi o denli heyecanlandı ki bir an önce sabah olsun diye hemen koşup annesine sokuldu, gözlerini kapadı ve uyumaya başladı.

Aynı heyecanla gözlerini açan minik kedi sabah olduğunu gördü. Annesi yiyecek bir şeyler bulmak için çoktan gitmişti bile. O da hiç vakit kaybetmeden kalktı ve mutluluğu kovalamaya başladı.


(Buraya kadarını ben uydurdum. Bundan sonrası bana ait değil. Bir zamanlar bir yerlerde okumuştum. Kime ait olduğunu bilmiyorum ama muhtemelen anonim bir mesel.)


Görmüş geçirmiş bir kedi, yavru kedinin pervane gibi kendi etrafında dolanıp durduğunu görünce yanına yaklaştı,

"Ne yapıyorsun öyle ufaklık?"
"Mutluluğu kovalıyorum amca!"
"Mutluluğu mu kovalıyorsun?!"
"Evet!"
"İyi ama, bu nasıl mutluluk kovalama?"
"Düşündüm, taşındım, mutluluğun benim kuyruğumda olduğuna karar verdim. İşte şimdi de onu kovalıyorum, yakalamak için."
Gün görmüş devran geçirmiş kedi, yavru kediye biraz durup soluklanmasını söyledikten sonra, şöyle sürdürdü sözlerini:
"Ben de vakti zamanında sencileyin mutluluğun kuyruğumda olduğuna karar vermiş ve tıpkı senin şimdi yaptığın gibi kuyruğumun peşine düşmüştüm. Fakat epey kovalamama rağmen bir türlü yakalayamadım. Bir zaman sonra yorulup bıraktım. Epey sonra da farkına vardım ki, ben onu kovaladıkça o benden kaçıyor. Kovalamayı bırakıp da işime gücüme bakınca beni usul usul takip ediyor."

4 yorum:

  1. demek ki bazı şeyleri akışına bırakmak en doğrusu.

    YanıtlaSil
  2. güzel tamamlamışsın (öncesini yani:))

    YanıtlaSil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git