29 Aralık 2014

Blogger yorumlarında link (bağlantı) vermek

Bloğa yapılan yorumlarla ilgili ara sıra karşılaştığım bir sorun var, çoğu blogger da karşılaşıyordur muhtemelen.

Herhangi bir URL adresini (örneğin http://haruncagan.blogspot.com) doğrudan yazdığınızda Blogger bunu bir bağlantı olarak algılamıyor, bundan ötürü de bağlantıyı kendimiz oluşturmamız gerekiyor. Bunu yapabilmek için <a href="...">...</a> kodunu kullanırız. Burada mavi üç noktayla gösterilen yerlere sırasıyla URL adresi ve tıklanacak metin yazılır. 
Yani: <a href="https://haruncagan.blogspot.com">Buraya tıklayınız</a>. Bunu yaparak yorumlarımızda bir link oluşturmuş oluruz, böylece oraya tıklandığında hedef sayfa açılır. Bu işlemden sonra kodlar görünmez, yalnızca tıklanacak metin görünür. İşte örneği: Buraya tıklayınız

Bu yazıya bir yorum yazarak kendi bloğunuzun linkini verip bunu deneyebilirsiniz.

14 Aralık 2012

Zeitgeist

Hz. Google'ın Zeitgeist adında pek faydalı bir istatistik hizmeti var. Her yıl, dünyanın çok sayıda ülkesinde insanların internette ne aradıklarını sayıp döken bir servis bu. 2012 yılında, Google arama motorunu kullanarak, 146 dilde 1 trilyon 200 milyar arama yapmışız. Maşallah. 

Zeitgeist (zayt-gayst) aslen Almanca bir kelime, pek çok dilde de aynen bu şekilde kullanılıyor. Zeit: zaman, geist: ruh. Zamanın ruhu. Hakikaten de, zamanımız dünyasının ruhu bundan daha iyi bir biçimde gözler önüne serilemezdi. Büyüksün Google.  

İnsan hemen merak ediveriyor haliyle, yıl boyunca bizim sokakta neler olmuş, diye? Gerçi neler olduğu az buçuk tahmin edilebiliyor. Listenin başında feysbok var. (Umarım kusuruma bakmazsınız, nasıl oldu hatırlamıyorum, yaklaşık iki yıl önce feysbuk yerine feysbok demeye başladım ve öyle devam etti gitti. Daha da düzeltemiyorum. Herhalde, bilinçaltımda Facebook, içinde her bir bokun olduğu bir şey olarak yerleştiği için, buk yerine bok diyorum). Neyse efendim, bakalım 2012'de Türkiye'de neler aranmış.
  1. Facebook
  2. YouTube
  3. e-Okul
  4. Ösym
  5. Ekşi Sözlük
  6. Araba Oyunları
  7. Milliyet
  8. İşkur
  9. Hürriyet
  10. Habertürk
Neden en çok bunları aramışız acaba? İzninizle, naçizane teker teker yorumlamak istiyorum.

1. Facebook: Yoruma pek de ihtiyacı yok. Sadece Türkiye'de değil, Moğolistan'dan Kanada'ya, Tataristan'dan Zanzibar'a, bütün dünya vaktinin önemli bir kısmını Facebook'ta öldürüyor. Artık insanlar 24 saatlerini, çalışma zamanı, uyku zamanı, diğer faaliyetlere ayrılan zaman ve Facebook zamanı diye dörde ayırıyorlar, bilmem farkında mısınız?

2. YouTube: Memlekete televizyon geldi geleli, dünyada her daim en çok televizyon izlenen ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu yerli yabancı herkes biliyor. YouTube da bir tür televizyon olduğuna göre, en çok aranan ikinci sözcük olmasında şaşılacak bir şey yok. Hatta asıl şaşılası nokta, neden Facebook'un önünde yer almadığı.  

3. E-Okul: Milli Eğitim'in bin bir türlü okul mokul işlerinin yürütüldüğü sistemin adıdır e-okul. Benim bildiğim kadarıyla Türkiye'de bir milyon dolayında öğretmen var. Her birinin, sadece öğrenci sınav tarihlerini ve puanlarını girmek için yılda ortalama on kez bu siteyi ziyaret ettiğini hesaplasak bile, on milyon tıklama eder ki, az buz değil. Eğer üç çocuk politikası ilerleyen yıllarda tutarsa, öğrenci sayısı artacağından doğal olarak öğretmen sayısı da artacağı için, önümüzdeki on beş yıl içinde e-okul'un YouTube, hatta Facebook'u sollama imkânı bile doğabilir, ne dersiniz?

4. ÖSYM: Bunun da yoruma ihtiyacı yok. Sınavlar ülkesinde, sınavlardan sorumlu kurumun internet sitesinin çok tıklanması kadar doğal ne olabilir? Ösese, öyese, kapesese, degese, yegese, leyese, ales, üdese, kapedese, tus, dus ve daha onlarca "S". Bu arada, pes dedikleri bir şey de var, pes 2012, pes 2013 falan, o sınav mı?  

5. Ekşi Sözlük: Siz de hiç farkına vardınız mı, pek çok kere Google'a bir kelime yazdığınızda en üstte veya ilk üçte Ekşi Sözlük'ün çıkacağını tahmin edebiliyorsunuz. Misal, katalitik yazıyorsunuz, kesin vardır Ekşi Sözlük, diyorsunuz, bakıyorsunuz sahiden de var. Bu, Ekşi Sözlük'ün sandığımızdan da büyük bir sözlük olduğunu gösteriyor. Pek çok faydalı şey de var içinde, bin bir çeşit zırva da. Fazlasıyla ciddiye alıp yazanı da var, gırgır olsun diye yazanı da. Ekşi Sözlük hakkında bilmemiz gereken en önemli şey, içinde yazılan hiçbir şeyin %100 doğru olmadığıdır. Ancak çok iyi bir fikir verici/bir yönlendiricidir. Asparagas diye sorduğunuz zaman, Ekşi Sözlük asparagasın ne olduğunu, yani hakkındaki tam doğru bilgiyi size hiçbir zaman vermez. Ancak, oradan edindiğiniz fikirle, en azından asparagası nereden ve nasıl öğrenebileceğinizi öğrenirsiniz. Sözün kısası, binlerce adam bıkmadan usanmadan Ekşi Sözlük'e saçma sapan tonlarca şey yazıyor. E, bu kadar çok olunca yazılanlar, tıklayanı da çok oluyor haliyle. 

6. Araba Oyunları: Sabahtan akşama kadar televizyonlarda araba reklamı... Renault, Opel, Toyota, Peugeot, Ford, Volkswagen, Mercedes, Fiat, Seat, Audi, BMW, Volvo, Hyundai, Honda, Chevrolet, Skoda, Dacia ve daha bilmem ne. Alman üretici, Fransız üretici, Amerikan üretici, Japon üretici, G. Kore üretici, İtalyan üretici, İspanyol üretici, Türkiye tüketici. Ee, böyle sabah akşam insanların gözüne gözüne sokarsan, yediden yetmişe herkes bir araba sahibi olmak isteyecek, değil mi. Ne var ki, çoğu insanda para yok. Olmayınca da, işte sanal oyunlarla tatmin olmak istiyorlar. Ben böyle bir tahmin yürütüyorum, bilmiyorum siz ne dersiniz.  

7. Milliyet: Bu memlekette Van'dan İzmir'e, Samsun'dan Adana'ya, her akşam her evde ana haber bülteni izlenir. Gelgelelim, dünyadan bu kadar "haberdar" olan bir toplumun her konuda bu kadar duyarsız olmasını bir türlü anlayamıyor, açıklayamıyorum. Halk, haber almayı bu kadar sevdiği için, en çok ziyaret edilen on sitenin arasında haber sitelerinin de olması gayet normal. Gerçi, haber maber diyoruz ama, Milliyet'in internet sitesi çıplak kadından geçilmiyor, açın bakın. Bir de, Türkiye'de en çok satan iki gazete Sabah ve Hürriyet olmalarına rağmen, neden bunların sitesi daha az tıklanmış acaba, bir fikrim yok. 

8. İşkur: Her seferinde, işsizlik azaldı, rakamlar küçüldü, ekonomide dünya ligine girdik falan filan, dense de, 2012'de en çok aranan 8. kelimenin İşkur olması, bu konudaki hemen her şeyi yoruma gerek bırakmayacak şekilde açıklıyor. 

9. Hürriyet: bkz. 7. madde.
10. Habertürk: bkz. 7. madde.


Bu da Google'ın Zeitgeist videosu. Dünyada neler oldu, bir anımsayalım.

24 Aralık 2008

Wikipedia’nın Kurucusu Jimmy Wales’ten Çağrı

Wikipedia üzerine yazmayı zaten düşünüyordum. Kısa bir süre içinde yazacağım da. Wikipedia'nın hayatımıza kattığının çoğumuz gerçek anlamda farkında değiliz. Bunlar üzerinde duracağım ama şimdiki konumuz Wikipedia'nın kurucusu Jimmy Wales'in biz kullanıcılara çağrısı. Belki bazılarınız Wikipedia'da okumuşsunuzdur. İngilizcesi olmayan internet kullanıcılarının da okuması gereken önemli bir çağrı. Bundan dolayı Wales'in çağrısını çevirdim. Buyrun okuyun:

Sevgili okuyucu;

Bugün senden Wikipedia’yı bir bağışla desteklemeni rica edeceğim. Bu, ilk bakışta alışılmadık gibi gelebilir: Dünyanın en popüler beş sitesinden biri olan bir web platformu neden kullanıcılarından finansal destek ister? Diye düşünebilirsiniz.

Wikipedia, diğer bütün ilk 50 sitelerinden farklı olarak kuruldu. Maaşlı çalışanlarımızın sayısı çok az. Sadece 23 kişi. Herkes, herhangi bir amaçla Wikipedia’nın içeriğini kullanabilir. Yıllık masrafımız 6 milyon doların biraz altında. Wikipedia, 2003’te kurduğum ve kar amacı gütmeyen Wikimedia Vakfı’nca işletilmektedir.

Kuruluş felsefesine uygun olarak, Wikipedia kendini bilgiyi özgürce paylaşmaya adamış 150 milyonu aşkın gönüllü bir küresel topluluk tarafından yürütülmektedir. Neredeyse sekiz yıldır bu gönüllüler, 256 dilde 11 milyonun üzerinde girdi ile katkı yaptılar. Ve ayda 275 milyondan fazla insan da, bedava ve de reklamsız bilgiye erişmek için sitemizi ziyaret ediyor.
Ve fakat Wikipedia bir internet sitesi olmanın ötesinde bir şey. Sizinle ortak bir konuda birleşiyoruz: Yeryüzündeki her bir bireyin insanlığın bütün bilgisine özgürce erişimini sağlayan bir dünya hayal edin. İşte biz bunu vaat ediyoruz.

Yapacağınız bağışlar bize birkaç açıdan yardım edecektir. En önemlisi, internetteki en popüler web sitelerinden birinin küresel trafiğini yönetmek için gerekli olan masrafları karşılamamıza yardımcı olmuş olacaksınız.

Ayrıca bu bağışlar, daha rahat arama yapmak, daha rahat okumak ve daha rahat yazmak için Wikipedia yazılımını geliştirmemize de olanak sağlayacak.

Biz, aramıza yeni gönüllüler katarak ve de birtakım kültür enstitülerinin stratejik birlikteliğini sağlayarak özgür bilgi hareketini dünya çapında geliştirmeyi üstlenmiş bulunmaktayız.

Wikipedia farklıdır. Tarihin gönüllüler tarafından yazılan en büyük ansiklopedisidir. Ulusal bir park veya bir okul anlayışından hareket ederek, reklamların Wikipedia’da yerinin olmadığını düşünüyoruz. Wikipedia’yı özgür ve güçlü tutmak istiyoruz. Ancak sizin gibi binlerce insanın desteğine ihtiyaç duyuyoruz. Sizi bize katılmaya davet ediyorum: Yapacağınız bir bağış Wikipedia’yı bütün dünya için özgürce devam ettirmemizi sağlayacak.

Teşekkürler,

Jimmy Wales

17 Eylül 2008

Tarayıcı Pazarı ve İnteraktif Demokrasi

Google'un birkaç gün önce duyurduğu Chrome adlı tarayıcısı büyük bir heyecan yarattı. Bunun birçok internet kullanıcısı gibi beni de gayet mutlu ettiğini söylemeliyim. Başlıca iki sebepten dolayı:

1. Google ne yaparsa iyi yapar kanısındayım. Elini attığı her şeyi sürekli olarak geliştiriyor, yenilikleri büyük bir hızla hayatımıza sokuyor, bizlere dinamik servisler sağlıyor,

2. Bir pazarda aynı hizmeti verenlerin sayısı ne kadar çoksa o hizmetin kalitesi de o oranda yüksek olur. Sadece Internet Explorer'ın olduğu günlerin üzerinden fazla bir zaman geçmiş değil. Mozilla'nın Netscape'ten sonra Firefox'u geliştirmesi zaten tam anlamıyla tarayıcı piyasasında bir devrim oldu. Firefox ile bir bakıma ufkumuz genişledi. Piyasaya gelen rekabet en çok kimin işine yaradı derseniz, tabii ki biz kullanıcıların.


Serbest piyasanın, insaniliği tamamen bir tarafa bırakan vahşi rekabetinden bahsetmiyoruz elbette ancak rekabet her zaman vahşi olacak diye de bir şey yok tabii. Nitekim bilişim dünyasının bu tür rekabetleri, görüldüğü gibi hem geliştiricilerin hem de kullanıcıların yararına. Hem sonra, hiç rekabetin olmadığı bir ortamda gelişme/ilerleme ya olmuyor ya da çok ağır oluyor. İşte bu nedenle ben Chrome gibi nur topu bir tarayıcımızın doğmuş olmasını oldukça önemsiyorum. Üstelik bunu Google gibi bir devin çıkarmış olmasını daha bir önemsiyorum.


Tarayıcılardan söz açılmışken atlanmaması gereken bir nokta daha var. Firefox'un yaptığı devrimin en büyük özelliklerinden biri tarayıcıyı bize ücretsiz sunması oldu. Google'un zaten şimdiye kadar kimseden para aldığı görülmemiş. Servislerinin neredeyse tamamını ücretsiz olarak kullanıma sunuyor. Microsoft da bu pazardaki payının azalmaması için büyük ihtimalle Explorer'ı artık ücretsiz sunacak. Yine biz kullanıcıların lehine.

İnteraktif Demokrasi
Tüm bunlar bize neyi gösteriyor? Demokrasinin, bilişim dünyasında da oturmuş olduğunu. Baksanıza, sayısı artan tarayıcılar, üstelik sadece tarayıcılar da değil, hemen her konuda bize büyük kolaylıklar sağlayan başta işletim sistemleri olmak üzere binlerce bilgisayar programı demokrasinin en önemli ilkelerinden biri olan çoğulculuğu doğurmuyor mu? Bir başka örnek vermek gerekirse, alın size Linux. Microsoft, Windows sürümlerini şimdi bile epey pahalı fiyatlardan satıyor. Siz bir de Linux ve diğer işletim sistemleri olmasaydı ne olurdu, onu düşünün.

İşte bütün bunlar Batıda birkaç yüzyıl önce temelleri atılan ve bugün artık tam olarak oturmuş olan demokrasinin doğal olarak interaktif dünyaya da hemen sirayet edip interaktif demokrasi diyebileceğimiz olgunun doğmasına yol açıyor.

Peki ya bizim buralarda? Hemen her gün sansür haberleri geliyor. Geçtiğimiz yıl Wordpress gibi bir platform aylarca kapalı kaldı. Bu yıl YouTube aynı kaderi paylaştı. Üstelik her geçen gün bu durum düzeleceğine daha da kötüye gidiyor. YouTube gibi milyarlarca videoyu barındıran bir sitenin birkaç video yüzünden aylarca kapalı kalmasının mantığını anlamak da doğrusu biraz zor. Hoş, işin içinde mantık da yok ya. Hani Çin gibi belli konularda kırmızı çizgileri olan bir ülke de değil burası, öyle olsa en azından işin biraz tutarlılığı olur. Ama o da yok.
Sayfa başına git