19 Aralık 2008

Karıncalar

Onlar,
evimizin avlusuna yuva yapmış
karıncalar.
Her gün sabah erkenden kalkıp
işe koyulurlar.
Ne bir kaytarma, ne oyun bozma,
onlar işlerini severek yapmaktalar.
Kimseye muhtaç olmadan,
mutlu mutlu yaşarlar
evimizin avlusuna yuva yapmış
sevgili karıncalar.

15 Aralık 2008

Öldüğümüz için sizden özür dileriz

Sabah, harika bir günün habercisiydi. 3 Ağustos günü saat 6.15'te, Brüksel Zaventem Havaalanı'nda kızıl bir güneş göküzüne yükselmekteydi. Sabena Havayolları'na ait Boeing 747 tam saatinde havaalanına indi. Beyaz giyssili bir kontrolör, uçağın durup yerleşmesini sağladı, ardından da yolcular, kendilerini bekleyen iki otobüse ulaşmak için uykulu gözlerle merdiven inmeye başladılar.
Uçağın sol iniş takımı kasasından bölmeye yapışmış bir elin üç parmağı sarkmaktaydı. Kontrolör daha yakına gelince, iniş takımı kasasında iki çocuğun cesedini buldu: Siyah ve narin, yüzleri korkuyla kasılmış, soğuktan büzüşmüş iki küçük ceset... 14 ve 15 yaşlarında, üstlerinde sandalet, gömlek ve bir şorttan başka birşey olmayan Fodê Tourê Keita ile Alacine Keita adlı iki Gineli çocuk.
Bir Boeing 747'nin iniş takımı ana kolsasının on altı büyük tekeri vardır. İki metre yüksekliğinde geniş bir bölmedir burası. Ancak pilot kabininden kontrol edilebilir. Fakat uçak pistteyken, kontrolörlerin gözünden kaçmayı becerebilen herkes iniş takımları kasasına tırmanabilir.

Boeing 747 yaklaşık 11.000 metre yükseklikte uçar; bu yükseklikte uçak dışı ısısı -50 derecenin de altındadır. İki küçük, uçağa Conakry inişi sırasında tırmanmış olmalılar.
Kontrolör, Fodê'nin gömlek cebinde kötü bir el yazısıyla yazılmış ama özenle katlanmış bir not bulur: "Gördüğünüz gibi yaşamımızı feda edip kurban oluyosak, nedeni Afrika'da çok acı çekiliyor olması ve Afrika'daki savaşı bitirmek, sefalete son verebilmek için size ihtiyaç duymamızdır. Ayrıca, okumak istiyoruz. Afrika'da, sizin gibi okumuş insanlar olabilmemiz için bize yardım etmenizi istiyoruz. Siz saygı duyduğumuz büyüklerimizden size böyle bir mektup yazmaya cüret ettiğimiz için de özür dileriz. Afrika'daki gücümüzün zayıflığından ötürü sizden başka şikayet edebileceğimiz kimsemiz olmadığını da unutmayın."
Jean Ziegler, Dünyanın Yeni Sahipleri ve Onlara Direnenler.

13 Aralık 2008

Sone 116

mutlu birleşmesine hiçbir engel yok bence
gerçekten sevenlerin. sevgi demem sevgiye
bir döneklik yaparsa bir değişme görünce,
başka yola saparsa sevgili saptı diye:
hayır, sevgi besbelli sağlam bir nirengidir,
boraları gözler de sallanmaz, göğüs gerer,
gemilere yön veren yıldızların dengidir,
değeri bilinmeden başı ta göğe erer.
zamanın soytarısı değildir sevgi asla,
gül yüzlüler göçse de orağına düşerek
o değişmez kısacık günlerle haftalarla,
direnir ve kanatlanır mahşerin ucuna dek.

yanılıyorsam bunda ve çıkarsa yanlışım,
ne hiç kimse sevmiştir, ne ben şiir yazmışım.

Shakespeare
Çev.: T. S. Halman

6 Aralık 2008

Yaylının Atları

Ne var ki yolculukta,
Her sefer ağlatır beni,
Ben ki yalnızım bu dünyada?
Bir sabah kızıllığında
Yola çıkarım Uzunköprü’den;
Yaylının atları şıngır mıngır;
Arabacım on dört yaşında,
Dizi dizime değer bir tazenin,
Çarşaflı, ama hafifmeşrep;
Gönlüm şen olmalı degil mi?
Nerdee!...
Söyleyin ne var bu yolculukta?

Orhan Veli

5 Aralık 2008

"Devlettir, keser de asar da"...

NTVMSNBC'nin Foto-Röportaj adlı bir köşesi var. Rast geleniniz vardır belki. Fatih Pınar, günlük hayatın belirli konularında, çektiği fotoğraflara onlarla ilgili sesler bitiştirerek hazırladığı animasyonları sergiliyor burada. Benim en çok hoşuma giden, haliyle de en çok izlediğim Şefik hayatından memnun adlı olanı. Şefik Baydar bir çöp toplayıcı. Van Başkale'den gelmiş. Röportajın adı gibi, gerçekten de hayatından memnun görünüyor. Hem de öyle bir memnun ki... Para hırsı, mal hırsı hiç kalbimde yok diyor. Tek hayali memlekete dönüp Van Gölü kenarında bir ev yaptırmak ve oradaki fakirlere yardım etmek.

Her neyse... Benim asıl söylemek istediğim bu değil. Şefik röportajın bir yerinde, devletle ilgili hiçbir sorununun olmadığını söylerken şunları ekliyor:Devlettir, keser de, asar da, bağışlar da...

Ben şunu söylüyorum: Şefik'teki bu zihniyet olduktan sonra insanda, elbette ne devletle ve ne de başka herhangi bir şeyle sorunu olabilir. Şimdi aklımda çok şeyler var, yazarsam sabaha kadar bitmez herhalde. Devlet felsefesine hiç girmeyeyim şimdi. Kısaca şunu diyeyim, Biz Doğu toplumlarında, biliyorsunuz Devlet babadır. Devlete karşı insanların boynu kıldan incedir. Kısacası vatandaş devlet için vardır. Oysaki Batı toplumlarında bunun tam aksine devlet vatandaş için vardır. İki dünya arasındaki en büyük ve en belirgin fark bu. Hal böyleyken aramızdaki binlerce, hatta milyonlarca Şefik için devlet asar da keser de. Bilmiyor ki devletin varlık nedeni, kendisi...

4 Aralık 2008

Kirli Beyaz

haylaz bir adamdan da başlanabilir sevmeye
Tertemiz kağıtlara mürekkep dağıtır da
sonra gelip yıkanır teninle

kara bir adamdan da başlanabilir sevmeye
upuzun yola düşse gece korkar da
sonra gelip sığınır gölgene

ucuz bir adamdan da başlanabilir sevmeye
tepeden tırnağa yağma durur da
hep 'bir dostluk' kalır geriye

Enver Ercan

2 Aralık 2008

Free

We live free
Air is free, clouds are free
Valleys and hills are free
Rain and mud are free
The outside of cars
The entrances of cinemas
And the shop windows are free
Bread and cheese cost money
But stale water is free
Freedom can cost your head
But prison is free
We live free

Orhan Veli Kanik
Translated by Bernard Lewis (1982)

1 Aralık 2008

Acı bir tebessüm

Tebessüm eğer içten değilse, inanmayın ona, tutup çöpe atın.

Tebessüm gerçi, içten değilse tebessüm de değildir ya.

Gelin görün ki içten olan her tebessüm de acıdır. Hem de ne acı!

Lawrence Durrel, "Bütün genç insanlar gibi ben de dahi olmak için yola çıktım, ama acı dolu bir tebessüm engelledi." diyor.

Acı dolu.

28 Kasım 2008

Makyaj...

Tüm okurlara merhaba... Gördüğünüz gibi blogu traş ettim. Sıkılmıştım eski yüzünden. Galiba sizler de sıkıldınız. Bakalım bundan ne zaman bıkacağız...

26 Kasım 2008

Kökler

Naçizane, benden de aforizma türü şeyler çıkıyor arada. Bir parıltı var anlayacağınız. Geçenlerde, Ege'ye dönünce bir süredir beni görmemiş olan yakınlarım imajımı değiştirmiş olmama çok hayıflandılar. Bilhassa Bodrum'daki akraba ve arkadaşlar, o güzelim bıyığıma nasıl kıymış olduğumu, üzülerek sordular birkaç kez. Sorun değil tabii. Kökü her nasılsa bende. Konu da bu zaten. Kökler.

Bodrum'dan Muğla'ya geçtim, burda da her gören sordu, hayıflandı. Ya da öyle olmaya çalıştı. Her neyse. Bir arkadaşım da bu minval üzere üzüntüsünü dile getirirken nasıl olduysa dilimden şu vecizeler dökülüverdi: Esas olan köklerdir. Kökler sağlam olduktan sonra gerisinin hiç önemi yok. Gider, gelir. Sen, her daim kökleri tutmaya bak.

Söz arası, yüzüm öyle verimli, öyle bitek ki... Tohum atsanız hasat kaldırırsınız, o derece. Şimdiye kadar hangi berberin koltuğuna oturdumsa benim sakalım gibisini daha önce görmediğini söyledi. İstisnasız her berberden duydum bunu.

25 Kasım 2008

Besbelli

Besbelli ölümüm sabahleyindir,
İlk ışık korkuyla girerken camdan.
Uzan baş ucumda perdeyi indir,
Mum olduğu gibi kalsın akşamdan.

Sonra koş terlikle haber vermeye,
‘Kiracım bu sabah can verdi’ diye.
Üç beş kişi duysun ve belediye,
Beni kaldırmaya gelsin odamdan.

Evden çıkar çıkmaz omuzda tabut,
Sen de eller gibi adımı unut;
Kapımı birkaç gün için açık tut,
Eşyam bakakalsın diye arkamdan.

Ahmet Kutsi Tecer

24 Kasım 2008

Hakikaten de Traduttore Traditore

Edward Said'in Orientalism adlı eserinin ilk paragrafı:

On a visit to Beirut during the terrible war of 1975-1976 a French journalist wrote regretfully of the gutted down town area that "it had once seemed to belong to... the Orient of Chateaubriand and Nerval."

Ve iki ayrı Türkçe çevirisi

I
1975-76'daki korkunç iç savaş sırasında Beyrut'ta bulunan bir Fransız gazeteci, yerle bir olmuş kent merkezi için, "burası bir zamanlar Chateaubriand ile Nerval'in şarkına... aitmiş gibi görünürdü" diye yazmıştı yana yakıla.
Berna Ülner, Metis Yayınları

II
Beyrut'ta 1975-1976 yıllarının korkunç iç savaş günlerini yaşayan bir Fransız gazetecisi harab olmuş eski şehrin yıkıntıları önünde üzüntü ile şunları söylüyordu: "Burası vakti ile Chateaubriand ile Nerval'in sözünü ettiği Doğu'ya benziyordu."
Nezih Uzel, İrfan Yayınevi

23 Kasım 2008

"Sinema Bir Şenliktir"

Sinema filmi nedir? Sanırım bu soruya birbirinden farklı hiç olmazsa üç cevap bulunabilir. Ben kendi kafamdan, hemen şu anda doğaçlama bir-iki cevap vereyim mesela.

Teknik bir tanım olarak; Film, kamera, ses kaydedici gibi aletler kullanılarak, önceden yazılmış bir senaryonun/öykünün, bir yönetmen idaresinde oyunculara oynatılıp, bunun, daha sonra izlenmek üzere kaydedilmesine sinema denir. Ne derece iyi oldu bilmiyorum, pek önemi de yok zaten. Bu arada, etimoloji tutkunu biri olmama rağmen sinema kelimesini şimdiye kadar her nasılsa merak etmemişim. Şu an bu satırları yazarken daha bu kelimenin kökeni hakkında bir bilgim yok. Biraz sonra araştırırım. Latince ya da Grekçe gibi duruyor oradan.

Bir başka tanım olarak; Hayatın her alanından konular üzerine çekilen ve eğlence amacı güden, bir boş zamanı doldurma etkinliğidir sinema.

Bir diğer tanım olarak; İnsanların kitap okuma vb. etkinliklerinde olduğu gibi kültürlenmelerini amaçlayan bir uğraşı alanıdır.

Daha başka bir tanım olarak; Sinema bir propaganda aracıdır.

Şimdi tanımları bırakalım da bir tarafa, ben naçizane, sinemadan ne anlıyorum esas olarak, onu anlatayım. Efendim sinema benim için, ilk akla gelen anlamıyla bir eğlence aracı değildir. Kısaca, boş zamanı doldurma aracı değildir. Ama diğer anlamıyla tabii ki büyük bir eğlencedir. Sinema kültürlenmek için birebir bir araçtır bence. Sonra, son tanımda dedim, bir propaganda aracıdır. Tabii propaganda sözcüğü negatif bir anlam çağrıştırıyor olabilir ilkin, çünkü propaganda bir dayatma anlamı da içeriyor. Ama irade sahibi bir insan için bir önemi yok bunun. Pozitif olmuş, negatif olmuş, kişi nasıl bir duruş sergiliyorsa ona karşı, propaganda o biçim bir nitelik alır. Demek istiyorum, sinema film(ler)i istediği kadar propaganda içersin, onu izlemek veya izlememek senin elinde. Dahası, izlersen bile etkilenmek veya etkilenmemek senin elinde. Hem, propaganda ille negatiftir diye bir şey de yok zaten. Mesela kültürünüzü tanıtmak amaçlı, propagandasını yaparsınız, bunun neresi kötü.

İşin tam da burasında söylemek istediklerimden birini söyleyeyim. Ben dünyanın farklı kültürlerini sinema aracılığıyla öğrenmeye çalışırım ve bu çok zevklidir. Örnek: Çingeneler Zamanı’nı sadece gülüp eğlenmek amaçlı da izleyebilecekken, Çingenelerin yaşamını, geleneklerini, kültürünü anlamaya, öğrenmeye çalışırım. Bununla da kalmam filmdeki o Balkan Çingeneleriyle bizim buradaki Çingeneleri, film bir taraftan devam edip giderken, kafamdan sessiz-sedasız karşılaştırırım. Neticede, film bitmiş olduğunda az ya da çok, bir şeyler edinmiş olduğumu bilirim. Bunu elbette kitap okuyarak da yapabilir insan, evet, ama malzeme görsel oldu mu tadı bir başka oluyor.

Bir de kitap ve sinemanın birbirini tamamladığına inanırım. Hem de öylesine içten inanırım ki. Çoğu kimse bu görüşümü paylaşmayabilir tabii ki, ancak bunun benim için geçerliliği yüzde yüz. Örnek vereyim: Bir devrin ya da bir ülkenin tarihini kitaplardan okuyorsunuz, o zamanı ya da o yeri bir de sinemadan, ama bilinçli bir gözle, izlediniz mi, kanaatimce okuduğunuz o metinlerden iki kat verim alırsınız. Aynı şekilde bir kültür, bir coğrafya, bir olay, bir mekan, bir insan, bir toplum vs. hakkında okuduklarınızı, eğer kaliteli filmlerle desteklerseniz değmeyin gitsin. Bir örnek daha: Belki ondan başkasının hiç aklına bile gelmiyordur, Çetin Altan’ın hep söylediği, biz okullarda tarih derslerinde hep şanlı tarihimizle yatıp kalkarken sürekli göz ardı ettiğimiz ya da bazılarımız için, görmek istemediğimiz bir şey var: Tarih şanlı zaferlerden ibaret değildir. Osmanlı orduları bilmem nerenin kapılarına, nerenin pencerelerine dayanıyorken, yedi iklime, üç kıtaya yayılıyorken, kim bilir o esnada mesela Iğdır’ın bir köyünde insanlar ne yapıyorlardı? Ne yiyip ne içiyorlardı? Huzurlu muydular? Daha da önemlisi, üç kıtaya yayılmanın onların hayatında ne gibi bir önemi ve ne kadar değeri vardı? İşte mesela, Derviş Zaim’in Cenneti Beklerken’ini izleyince üstat Çetin Altan’ın bu meseleleri aklıma geliverdi. Böyle olunca da sorgulama, araştırma, her birşeye hemen inanıp kapılmama, kendi aklıyla hareket etme vs… Sinemaya işte bu gözle bakmalıyız.

Sinema ile ilgili söylemek istediğim bir şey daha var. Hollywood’u şu yeryüzünde duymayan insan kalmadı herhalde. Baksanıza, Türkçe Microsoft Word Hollywood’u yabancı bir kelime saymıyor bile. Hollywood bir tür fabrika oldu çıktı, geride bıraktığımız yüzyılda. Fırıncının makinasından nasıl ekmek çıkıyorsa Hollywood’dan da öyle film çıkıyor. Eh, dünyanın süper gücünün sineması da süper olur, bunda şaşılacak bir şey yok. Fakat buradan çıkan filmlerin çoğu kanımca-kanaatimce izlenesi değil. Yadırganacak bir tarafı da yok bu kanaatin: Nerede çokluk orada bokluk. Yani yılda bilmem kaç yüz tane, bin tane film, hepsinin güzel, izlenesi olması teorik olarak da pek mümkün değil. Ama asıl şuna bakıyorum: Hollywood sineması izleyerek söz konusu ettiğim kültürlenme beklentisine girerseniz umduğunuzu bulamayabilirsiniz. Çünkü bu fabrikadan çıkan filmlerin büyük bir çoğunluğu çerez niyetine eğlence amaçlı, boş vakit doldurma aracı. Bu nedenlerden ötürü, bilhassa son zamanlarda, neredeyse hiç Hollywood filmi izlemiyorum.

Peki neler izliyorsun? Şimdi de bu mesele üzerinde biraz durayım. Ama galiba yazı biraz uzadı, bunu da izninizle yarına bırakmak istiyorum. Daha sinema’nın etimolojisini araştıracağım.

15 Kasım 2008

Aydınlık

Hiçbir vakit tam karanlık değil gece
Kendimde denemişim ben
Kulak ver dinle
Her acının sonunda
Açık bir pencere vardır.
Aydınlık bir pencere
Hayal edilecek bir şey vardır
Yerine getirilecek istek
Doyurulacak açlık
Cömert bir yürek
Uzanmış açık bir el
Canlı canlı bakan gözler vardır
Bir yaşam vardır yaşam
Bölüşülmeye hazır.

Paul Eluard

14 Kasım 2008

Katranın Formülü

Başka bir gün röportaj yapmak için gelen gazetecilere, "Katranın formülü nedir?" diye sordu. Kimse yanıtlayamayınca, bastonunu kaldırarak şöyle dedi: "Ben bastonu alır, katrana sokar çıkarırım, elli bin dolar eder. Bunu siz yaparsanız deli derler. İşte aramızdaki fark budur."
Ara Güler, Salvador Dali'yi anlatıyor
Kaynak: Üç Fotoğrafçı, Jerry Schatzberg, Ara Güler, Şakir Eczacıbaşı, İKSV Yay. 

13 Kasım 2008

Küçük Kara Balık

Notos Öykü'nün, 'İyi bir kitaplık nasıl kurulur?' dosya konulu Haziran-Temmuz 2008 sayısında kimi yazarlara 'İyi bir kitaplıkta bulunması gereken 20 kitap'ın hangileri olduğu sorulmuş, onlar da sıralamışlardı kitapları. İşte oradaki yazarlardan biri, adını şimdi hatırlayamıyorum, Küçük Kara Balık'ı da koymuştu iyi bir kitaplıkta bulunması gereken 20 kitaplık listesine. Hem kitabı hem de yazarı Samed Behrengi'yi ilk defa duydum. Ne yalan söyleyeyim, bir an utandım. Ama izninizle bu utancımda kendime ortak etmek istediklerim var: Mesela ilkokul, ortaokul ve bugüne kadar bana ders vermiş bilumum öğretmenlerim. Ama özellikle Türkçe ve edebiyat dersi öğretmenlerim. Konuyu daha da genelleştirecek olursak eğitim sistemimiz. Ama üzerinde durmuyorum. Eninde sonunda bu beni ilgilendirir. Yani haberim olsaydı işte bir şekilde, değil mi?

Gelelim kitaba... Kitabı duyduktan sonra işkillendim, merak ettim. Girdim internete araştırdım. Hayret, ne kadar çevirisi varmış böyle. Bir kitap satış sitesinde dokuz  farklı yayınevinin bastığı Küçük Kara Balık var. Geçen gün kitapçıya gittim. Bir roman aradığımı söyledim, Küçük Kara Balık diye. Adam raftan minicik bir kitap alıp elime vermez mi? Şaşırdım. İnternette sayfa sayısına bakmamıştım. Hepi-topu kırk sayfalık birşey. Her neyse... Eve geldim okudum. Küçük Prens kadar olmasa da onun tadında birşey.

Yazarın kısacık yaşamını okuyunca daha da şaşırdım. İranlı Samed Behrengi sadece yirmi dokuz yıl yaşamış. (1939-1968) Üzülmediğimi söylesem yalan olur. Daha uzun yaşasaydı çok güzel romanlar yazardı belki, kim bilir.

12 Kasım 2008

Guantanamo Kapatılsın!

Time Dergisinin web sitesinde yer alan bir ankette "Obama başkan olduğunda ABD'nin Guantanamo'daki hücrelerini kapatmalı mı?" diye sorulmuş.  Resimde de gördüğünüz gibi, Kuzey Dakota hariç tüm eyaletler ve dünya, soruya "Evet" karşılığını vermiş. 
Sayfa başına git