6 Ocak 2014

Çoban

Orta Anadolu’da çekilmiş, Cüneyt Oğuztüzün’ün bir fotoğrafına bakar gibi uzun düşüncelere dalıyorum kimi zaman.
Sürüsünü yüksek çayırlara süren bir çoban gibi, her şeyi ardında bırakabilse keşke insan. Gösterişten uzak bir çoban. Sürüsü, bir iki öğün azığı, kepeneği ve gövdesini dayanacağı asasından başka yükü olmayan bir çoban. 
Sürü bile çobana ait değil.
Bana kalırsa, koyunlarına sahip çıkarak aklına mukayyet olur insan, eğer ki bir çoban gibi kendi ruhunu, belleğini engin çayırlıklara sürebiliyorsa. Sabrı kendine çoban eder.
Cüneyt’in çoban fotoğraflarına hayranlıkla bakarım. Sabrını düşünürüm. Belki daha önce sözünü etmişliğim vardır, köyde büyüseydim eğer, ihtimal o ki, çoban olurdum. Cüneyt’in o fotoğrafları çekerken gösterdiği çoban sabrına çok tanıklık etmişimdir ayrıca. Gölün üstüne bir tek bulut gelip konsun diye saatler boyu bin metrelik bir tepede güneş ve rüzgârın altında bekleyişini unutamam.
Diğer yandan, kurtların çoban kesildiği, hırsızların bekçi kılığında gezindiği bir zamanda yaşıyoruz. İnsan, kendi masumiyetini kendi aç kurduna karşı koruyabilen bir çoban olabilseydi keşke, ne mutlu olurdu.
Özcan Yüksek, Atlas, sayı 250 
(Buradan)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git