21 Aralık 2015

Bir uzun gece daha

Bu gece kış. Kuzey Yarımküre'de, yani burada en uzun gece yaşanacak. Tam da şu anda yaşanıyor işte. Ben bilgisayarın karşısına oturmuş bu yazıyı yazmakla meşgulüm. Ama dünyamızın nüfusu yedi milyarı geçti biliyorsunuz, kim bilir, şu anda bu yedi milyar insan neler yapıyor? Bizim ev halkı salonda televizyon izliyor, onu biliyorum da, ya diğerleri?
Sevgili eş dost, bu paragrafı bu bloğa yazalı tam iki yıl olmuş. Gördüğünüz gibi, iki yıl önce aşağı yukarı bu saatlerde yazdığımda bizim ev halkı salonda televizyon izliyordu. Şimdi evde değilim ama büyük olasılıkla gene aynı şeyi yapıyorlardır. Öte yandan, yedi milyarı aşkın insanın şu an ne yapıyor olduğuna dair merakım gitgide azalıyor, zira biliyorum ki en az yüz milyon insan şu an Facebook'ta, orada burada dolaşıyor.
***
Herkes kendi zamanını yaşar. Gün gelecek, benim hep burun kıvırdığım, hiç beğenmediğim bu zamanı insanlar büyük özlemlerle anacaklar. Belki ben de anacağım; büyük konuşmak kimin haddine bu devirde. Bak mesela, iki yıl öncesinden söz ederken bile az biraz da olsa hayıflanıyor insan. Hele on yıl öncesinden...

Zaman denen bu anlaşılmaz, bu bilinmez edilmez çarka en dirençsiz varlıklar biz insanlarız. Düşünün, bir taş bile milyonlarca yıl yaşıyor bu dünyada, bir taş. Gerçi, bir yıl yaşasa ne yazar. Birkaç günlük ömrü olan kelebek bile kelebekliğini doya doya yaşarken biz insanların haline bak. Herkes kendi zamanını yaşar. Bizim payımıza düşen de bu, yapacak bir şey yok.
***
Bu gecenin en uzun gece olması, an itibariyle kış mevsiminin de başlamış olduğu anlamına geliyor. Bu, takvime göre kış elbette, gerçekte Ankara'nın kışı yirmi gün önce, aralığın hemen başında başladı. Son bir-iki gündür akşamları hava epey sert.
***
Geçenlerde Ankara'ya dört dakika kadar kar yağdı, millet çok sevindi. Baktım, elli yaşlarında bir amca balkona çıkmış kameraya çekiyor yağan karı. Karşı binanın yangın merdivenine çıkmış bir kız da sırtını kara dönmüş selfie çekmeye çalışıyordu. Herhalde hemen Facebook'a atmıştır çektiği fotoğrafı. Arkadaşları da altına yorum morum yapmıştır. İşte, yaşadığımız zamanın ruhu bu. Girdisi çıktısı tartışılır, üzerine çok konuşulur ama bizim zeitgeist'ımız bu.
***
Kışa girdiğimiz için günler de epey kısaldı. Öğleden biraz sonra akşam oluveriyor. İkindiyle akşam bir oluyor. Ama telaşa mahal yok, yarından tezi yok günler uzamaya başlıyor. Bu da gezegenimizin zeitgeist'ı. Bizimki gibi oynak değil, hep aynı. 
***
Bu aralar sık sık kitabevlerine girip bakınıyorum. Alacağımdan değil, ne olup bitiyor, onu merak ettiğimden. Genellikle Dost'a ve YKY'ye gidiyorum. Malum, güz sonu - kış başı filmlerde olduğu gibi kitaplarda da çıkış zamanı olarak iyiden iyiye benimsendi artık. Millet para kazanma derdinde tabii, geçim zor. Yeni kitaplar peş peşe çıkıyor.

Popülerleşen kitaplara karşı bir türlü yıkamadığım, doğrusu pek yıkmak da istemediğim bir önyargım var, böyle kitaplara elim gitmiyor, alıp okuyamıyorum. On dokuz-yirmi yaşlarımda Zülfü Livaneli'nin romanlarını severek okurdum, son yıllardaysa romanları art arda çıkmasına karşın hiç okuyasım gelmiyor. Ahmet Ümit için de hesap aynı. Onun da kitaplarını hiç okuyamıyorum. Bir tanesini elime almıştım birkaç yıl önce, onu da ablam vermişti, al oku diye, ancak yarısına kadar gelebilmiştim.

Birkaç yıl önce edebiyat dergilerinde toplu ölüm olayları görüldü bir ara, neyse ki şu an durum fena gözükmüyor, Türkiye gibi bir ülkeye göre şu an için edebiyat dergilerinin niceliğinde hiçbir sıkıntı yok. Niteliğinde var mı yok mu bilmiyorum, hepsini her ay alıp inceleyecek vaktim de yok param da.

Kış da başlamış olduğuna göre bahara hepi topu doksan gün kaldı demektir.
***
Blogger amcamız belli ki şu Takipçiler aracına bir el atmış .Uzunca bir süredir sorunluydu, takipçilerden birine tıklandığında pencere görüş alanının dışına çıkıyordu. Bu sorun halledilmiş ama bu kez de takipçi sayısı düşmüş. Galiba pasif durumdaki hesaplar silinmiş. Üzerlerine kar yağmış herhalde.

4 yorum:

  1. Ahmet Ümit ben de okuyamıyorum aynı sebepten. Eski kitapları arar bulur, onları okurum. Göz önünde olmayan, yalnızlaştırılmış kitapları. Ve çok haklısınız, insan bazı zamanlara ait tv izleme anılarını bile özlüyor...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Al benden de o kadar. Onca güzel ve nitelikli kitap dururken her yeni çıkana saldırmak reklamların marifetinin bir sonucu.
      Sevgiler...

      Sil
  2. Zaman göreli kavram öyle anlar yaşarsın ki ölçüsü yoktur.Kimi zamanda geçmek bilmez. Ben cede eşyalar insanlardan çok yaşıyor. Bir arkadaşın oğlunun nikahına gitmiştik. annane iki büklüm torunun nikahında ben üzülmüştüm. Çok yaşlı diye arkadaş dedi ki bak ne güzel torunun nikahında bizimkiler geç evleniyor yaşlı olmak değil önemli olan orada bulunmak demişti. Keşke bizde görebilsek.ben bu açıdan bakmamıştım.Sevgiyle kalın.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Parıldayan Çiçek. Ben olsam o yaşlı teyzenin yanına gidip konuşur, gençlik ve yaşlılık üzerine düşüncelerini bizzat öğrenmeye çalışırdım.
      Selamlar...

      Sil

Yorumunuzda bir web sayfasına bağlantı vermek istiyorsanız buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarla ilgili notlar için buradaki sayfanın sonuna bakabilirsiniz.

Sayfa başına git